10 Aralık 2010 Cuma

7'de 7 Yapmak Üzerine...



        I. Bölüm: Hatasız kul olmaz…

“Hata yaptığın zaman değil, hata yapmaktan korktuğun an işin biter.” özdeyişi hayatın her karesine kolaylıkla uygulanabilecek ölçekteki sözlerdendir; yeter ki aynı hatalar sürekli tekrar edilip durulmasın. Ve dahası takımlar yenilebilir, insanlar başarısız olabilir, aksilikler gelip yakanıza yapışabilir, şans güneşi sizi unutabilir; bunlar hayatın her aşamasında tüm canlıların ve camiaların başına gelebilecek hadiselerdir ve anlayışla karşılanabilir.

Ne var ki geçen sezonun ikinci yarısında oynadığımız ve tadı damağımızda kalan 2-0’lık Beşiktaş maçından bu yana yüreğimize su serpen bir takım izleyemedik, aradan geçen bunca zamana ve oynanan bunca maça rağmen… Koca sezonda yüksek tempoyla oynanan tek maç… Demek ki yüksek tempo Antep’e yaramıyor! Son yıllarda sürekli düşük tempoyla mücadele ediyor kırmızı siyahlılar... Benzinli arabaya tüp taktırıp LPG’li yapınca performans düşüklüğü olur ya, aynen öyle oldu vesselam takımımız...


Ayrıca Sayın İbrahim Kızıl yönetimi de öylesine yanlış kararlar alıyor, değiştiriyor, onu gönderip bunu getiriyor, sürekli yeni cepheler açarak düşman sayısını artırıyor ki olay şansızlıktan çıkıp başka mecralara sürüklenmiyor da değil.

            II. Bölüm: Hedef, düşmanı olmayan savaştır…


Gaziantepspor’un hedefi, hedefleri var, olmalıdır da zaten… Büyük hem de çok büyük hedefleri olmalı… Koca ligde 40 yılı devirmiş bir takımın bir şampiyonluğu, bir kupası olmaz mı?

Bunun kolay olmadığını biliyoruz elbette; ancak imkânsız olmadığını da biliyoruz. Yöneticilik günü kurtarmaktan ibaretse orada yöneticiye de ihtiyaç yok ki… Nasıl olsa güneş kendi başına doğup batıyor, değil mi?.. Aslında ortada istek var, arzu var… En azından beyanı var… Hatta imkân da var… Ama bu işe soyunanlarda/yönetimde istikrar, mevcut enerjiyi itici güce dönüştürebilecek pratik zeka ile kendisine karşılıksız hizmet vermeye hazır insanları işin içine katarak sinerji yaratma becerisi yok.

III. Bölüm: İstikrarsızlık değişimi hızlandırır…

Gaziantepspor istikrar adına, “bizim Arsen Wenger’imiz olacak” iddiasıyla Nurullah Sağlam ile yola çıkıyor, oynanan oyunla Türkiye futbol kamuoyunun takdirini kazanan bir takım yaratılıyor, taraftar tribünde oyundan memnun, ancak hocaya katlanmayı beceremiyoruz. Nurullah Hoca Türkiye’de pek rağbet görmeyen, pasa dayalı, göze hoş gelen  Şenol Güneş gibi birkaç hoca dışında kimsenin uygulamadığı bir sistemi özgün bir şekilde uygulatıyordu takıma.


Ulusal basındaki birkaç ustanın yorumunda vurguladığı gibi Nurullah Sağlam devam etseydi, Bursa’dan önce Antep şampiyon olurdu… Tabii ki Nurullah Sağlam’ın da hataları olmuştur işin bu boyuta gelmesinde. Bu defa onun yerine Portekizli Jose Coucerio’yu getiriyoruz. Futbol bilgisine amenna dediğimiz; ancak memleket havasına pek uymayan anlayışıyla bu futbol adamını da cebini avrolarla doldurup uğurluyoruz.

Şimdilerde de genç jenerasyonun başarılı ismi, ümit milli takımdaki başarılarıyla Kayserispor’u Ertuğrul Sağlam’dan devralan; ancak aldığı bir Türkiye Kupası ile takdir edilirken oynattığı futbolla eleştiri oklarından nasiplenen Tolunay Kafkas’la yola devam ediyoruz. Tolunay Hoca da dersine iyi çalışmadan sınıfı iyi bir notla geçmeye çalışan bir öğrenci gibi…

IV. Bölüm: Skor, her daim “alt” olur…


Tolunay Hoca çalıştırdığı takımların çoğunlukla iddia tabiri ile neden “alt skor”la maç bitirdiğini kendine sorsa iyi edecek. Türkiye’ye hâkim olan iki futbol anlayışından “rakibi bozup hızlı ataklarla çıkma”yı hedefleyen oyun mantalitesini yerleştirmeye çalışıyor. Yakın arkadaşı Ertuğrul Hoca’nın Bursa’yı şampiyonluğa götüren; ama göze hoş gelmeyen futbol anlayışını Ziya Doğan, Mesut Bakkalgiller yıllardır uygulamakta ve onların aldıkları başarılar da ortada. Yapılan tercih baştan yanlış olunca konuşacak çok bir şey kalmıyor, aslında… Son Sivas maçı da bunun göstergelerindendi. Ama bir umut… Bekleyeceğiz…

 Gaziantepspor’un geçen sezondan kalma “ne gün ne yapacağını tahmin edememe” durumu “istikrarlı” biçimde devam ediyor. Ünlü kâhin Nostradamus yaşıyor olsaydı, Gaziantepspor’un bir sonraki maçlarını tahmin etmekte zorlanırdı.

V. Bölüm: Yeşilçam yıldızı Popov ve diğerleri…

Takımımızın oyuncu kadrosu dar olsa, oyuncular yeteneksiz olsa şöyle diyebiliriz: Kadro dar ve tüm oyuncular kapasitelerinin yüzde yüzüyle oynasa bile futbol yetenekleri sınırlı olduğundan Gaziantepspor adına tünelin sonunda ışık görünmüyor. Bu söylediğimiz gibi bir durumun olmadığını, aksine kaleci de dâhil her mevkide alternatifli oynayabilecek ve belirli bir futbol yeteneği olan bir oyuncu grubu var soyunma odasında.

Yeşilçam filmlerindeki şımarık zengin oğlan modundaki Popov’a söyleyeceklerimizi birisi tercüme ederse seviniriz, ricamızdır: 
Aslanım, sizin oralarda futbol tek başına mı oynanıyor ya da paslı oynayınca bir şey mi yapıyorlar oyunculara? Ancak sıkışınca pas vermeye kalkışmak da neyin nesi?.. Bu ligde/takımda top oynamasını bilen tek adam sen değilsin, hem o meşin yuvarlak da sana tapulu değil. Tamam, kabul ediyoruz futbol kumaşın fena değil, Bulgar liginin “Arda”sı olarak nitelendirilebilirsin, eyvallah… Ama şunu da bil ki kendine oynayan her zaman kaybeder bu güzelim oyunda, takım kazanmadıktan sonra senin top sevdan nafile… Günümüz modern futbolunda “yıldız”lar takım oyunu oynamayı da becerebilenler arasından çıkıyor. Eğer sen de bizim “yıldızımız” olmaya niyetliysen kendine değil, formaya oynamaya niyet etmelisin yol yakınken…

Sonuç olarak ligin 7. haftasında 7.maçı geride bırakırken toplanan 7 puanın sezon öncesinde söylenen hedeflere ulaşmak adına bir hayal kırıklığı olduğunu sanırım herkes kabul edecektir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder