16 Aralık 2010 Perşembe

Bir Denizanasıdır Umut...


Bir denizanasıdır umut (1)…

bir denizanasıdır umut
koca denizin orta yerinde
bir açılır bir kapanır
açılır kapanır
kapanır açılır.
(Can YÜCEL’den)

Cumhuriyet tarihimizin en temel sorunlarından olan ve Kürt kimliği eksenli siyasal ve silahlı çatışmalara neden olan derin problemin çözümüne dair bir tartışma ortamı yaratıldı epey zamandır... Ancak hem iktidar cephesinde hem de kamuoyu cephesinde sorunun çözümüne dair sabırla beklediğimiz "olgunlaşma" bir türlü istenilen düzeyde gerçekleşmedi henüz...  Ama tüm hatlarıyla olmasa da sorunun çözümüne/çözümsüzlüğüne dair rol almak isteyenlerin kısmen dertlerini anlamak adına da verimli bir süreç olduğu söylenebilir. Bu süreçte olup bitenleri derleyip toparlayalım ve bir de kendi penceremizden değerlendirelim istedik:

I) İktidar Cephesi:


      Son otuz yıllık süreçte düşük yoğunluklu savaş biçiminde karşımıza çıkan, insani ve maddi tahribatlarıyla Cumhuriyet tarihinin en sancılı sorunu haline gelen Kürt sorununun çözümüne dair son dönemde önemli açıklamalar ve tartışmalar yapıldı/yapılıyor.

Hasan Cemal’in M.Karayılan ile 
röportajı, 05 Mayıs 2009 tarihinde
Milliyet gazetesinde yayınlandı.
Hasan Cemal’in M.Karayılan ile gerçekleştirdiği röportajın 05 Mayıs 2009 tarihinde Milliyet gazetesinde yayımlanmasıyla bu sürecin tabiri caizse fitili ateşlendi.

Devamında Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan merkezli, devleti ve hükümeti temsil eden iki noktadan sorunun çözümüne dair yapılan pozitif açıklamalar bir anda bu konunun gündemin ana tartışma konusu olarak merkezde yer almasını sağladı. Sorunun çözümüne dair en üst düzeyden gösterilen bu reflekse, sonraki MGK toplantılarında da devam kararı çıkması oldukça önemli(ydi)…

2002 yılından bu yana iktidar olan AKP yönetiminin Kürt sorunuyla ilgili dönem içerisinde yaptığı açıklamaların birbiriyle olan çelişkisi kamuoyunda sorunun çözümüne dair samimiyetin sorgulanmasına, soru işaretlerine neden oluyor. 

Hâlihazırda Başbakan Erdoğan’ın 11 Kasım 2008 tarihinde Hakkâri’de söylediği, patenti MHP’ye ait olan “Ya sev, ya terk et…” biçiminde yorumlanan sözlerine bakalım: “Tek millet, tek bayrak kabul etmiyoruz diyen varsa buyursun beğendiği yere gitsin.” Bir de 21 Şubat 2009’da Diyarbakır’daki seçim konuşmasına bakalım: “Biz tarihimizi, medeniyetimizi, devletimizi sizlerle birlikte inşa ettik. Biz aynı bedenin içindeki ruh, aynı bünyenin unsurlarıyız. Fırat ve Dicle nehirleri gönüllerimize aktıkça, ebediyete kadar birlikte yürüyeceğiz.

Kürt Sorunu'nun çözümünde 
iki önemli aktör
Evet, yukarıdaki iki yorum da Sayın Başbakan’a ait ve her ikisi de bölgede yapılmış. Buna benzer çelişkili açıklamaların örnekleri çoğaltılabilir ya da özellikle Sayın Erdoğan’ın DTP/BDP ile ilgili tutumu hatırlanabilir bu durumda… Birinci ağızdan yapılan bu tür yorumlar ve sergilenen davranışlar elbette kamuoyunun kafasında soru işaretlerine neden oluyor. “Acaba ne kadar samimiler? Gerçekten çözebilecekler mi?” sorularının cevabı için süreci takip etmek düşüyor bizlere.

Dünyada birçok sağlıklı çözüm örnekleri bulunsa da Türkiye modelinden bahsedilmekte çözüme dair… Ancak bu modelin içeriğinin doldurulamamış olması da başlı başına iktidar adına bir sorun... İçişleri Bakanı Beşir Atalay üzerinden bir dönem yürütülen görüşmeler demokratik kültür ve tartışma ortamı adına umut vericiydi. Dileriz ki AKP iktidarının geniş kesimleri sorunun çözümüne dâhil etme çabası bir oyalama, zaman kazanma taktiği değildir, hep söylenegeldiği üzere... Sayın Beşir Atalay’ın sürecin ilk bölümündeki çabalarının “iyi niyetle” sınırlı kalmaması çözüme destek veren herkesin temennisi sanırım.

Tabii ki 80 yıllık Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı probleminin kısa zamanda çözülmesini beklemek de saflıktan başka bir şey değil. Ancak çözüm sürecinin de uzaması hem tartışmaları başka noktalara götürebilir ki Türkiye kamuoyu buna uygun bir zemine sahip, hem de dış baskıların artmasına neden olur ki iktidar adına sağlıklı sonuçlar doğurmayabilir. ABD patentli bir çözüm olduğuna dair iddialara Sayın Erdoğan’ın verdiği tepkiler iktidarın bu strese/baskıya dayanamayıp kırılabileceğine dair bir ipucudur.

Bir başka temennimiz, üslup noktasında gerekli hassasiyetin gösterilmesi.. “Namus, şeref, vatanperverlik, Türklük” gibi kavramların üzerinden yürütülecek bir demogojik söylemin böyle bir sorunun çözümünde pek rol oynamayacağı, onların yerine “akıl ve sağduyu” kavramlarının daha çok katkı sunacağı aşikâr… Duygusal hezeyanların, hamaset nutuklarının çözüme değil; çözümsüzlüğe hizmet edeceğinin bu kesimlerce biliniyor olduğunu temenni ediyoruz.
  

       Bu sorunun çözümü gelinen noktada ülkemiz adına bir şans olduğu kadar son dört seçimde (genel ve yerel) ve referandum sürecinde geniş halk yığınlarının desteğini arkasına alan ve medyayı yönlendirmede de ustalık kazanan AKP iktidarı için de büyük bir şans...
    
      Dileriz, iktidar sahipleri çözüm noktasında küçük hesaplar peşinde koşmadan iktidar olmanın da getirdiği sorumlulukla hareket ederek sağlıklı bir çözüm gerçekleştirir.

(Devam edecek...)

1 yorum:

  1. ''Dünyada iki din var: siyah-beyaz.Gerisi?'' Devam etsin lütfen.Fikrinize sağlık...

    YanıtlaSil