13 Aralık 2010 Pazartesi

Brütüs Yok, Cesar Var...

           
  BRÜTÜS YOK, CESAR VAR…


       I) Hangisi Süper Lig?..


Maçı tek cümle ile özetlemek gerekirse Tolunay Kafkas ürünü iki takımın sıkıcı maçıydı... 
Sanki Süper Lig maçı değil de BankAsya’da umudu olmayan iki takımın maçı… Halbuki ikinci ligde gündüz bölümünde oynanan ve iki Antep menşeli hocanın takımının maçı ise (Samsun - G.Antep BB) gerek pozisyonları, gerek golleri, gerekse mücadele azimleriyle süper lig maçı kalitesindeydi. 
İnsanın bu kentin yarattığı futbol değerlerine böylesine sırt dönülmesine üzülmemesi elde değil.


II) Julio Cesar Klasiği…

Tekrar maça dönersek Tolunay Kafkas’ın defansif özellikli takımını 456 maçta 291 gol atmış usta golcü Şota’ya aktif ve pasifiyle devretmesi sonucu ofansif yönü gelişen bir takım halini almıştı Kayserispor… Ancak takımın bu niteliğe bürünmesinde önemli rolleri olan Zalayeta, Cangele, Troisi, Santana gibi oyuncular olmayınca Kayseri de Tolunay Kafkaslı günlerine dönen bir havadaydı. Selim Teber'in liderliğinde Mehmet Eren ve Andre Moritz'in katkılarıyla skor yapmaya çalışsalar da pek pozisyon bulamadılar.
Gaziantepspor içinse eksiklerin de etkisiyle zaten vasat olan oyun, vasatın da altındaydı maalesef. Esame listesi açıklanınca yine tek gol atma umudumuz, Julio Cesar’ın şutlarına kalmıştı geçen sezon klasikleştiği üzere... 
Julio Cesar'ı ilk 11'de görmek, bizler için olması gereken, Tolunay Kafkas içinse Amerika'nın keşfi gibiydi.


Bir gol umudumuz ise Kayseri kalecisi Süleymanou'nun her sezon gördüğümüz "geleneksel absürd gol yeme" fantezisini bizim maçta kullanması dileğiydi.
Tolunay Kafkas’ın “adına çizik çekip küstürdüğü Julio Cesar”, buna rağmen tam bir profesyonel gibi davranıp sahaya çıktı, çok hırslı bir şekilde futbolunu oynadı ve kendi çabasıyla kazandığı faulü mükemmel bir vuruşla gole çevirerek maçın düğümünü çözdü, günü kurtardı ve Tolunay Kafkas’a selamlarını gönderdi. Golden sonra kulübeye koşup hocaya pas vermemesi oldukça manidardı. 
İkinci lig maçı kıvamındaki karşılaşmayı, tıpkı AEK’da oynarken Milan’a attığı gol gibi, şampiyonlar ligi klasındaki golüyle renklendirdi, tatlandırdı ve aldı. Bu oyuncu hakkında yapılan yaygın eleştiri bireysel oynadığı yönünde… Mesele bireysel oyunsa, Popov’un bu konuda sicili daha kabarık… Hele Elyasa, Yalçın gibi oyuncular bireysel dahi oyna(ya)mıyorlar, Julio Cesar gibi gol ortalaması sezonda 10 civarında olan bir oyuncuya, diğerlerinin yanında haksızlık edilmiş olur. Günümüz futbolunda takım oyunu esas olmakla birlikte, bireysel yetenekler çok önemli. Hele de duran toplar golü bulmak için önemli bir fırsat tüm takımlar için… Pazar günü de bunu bir kez daha gördük. Çözüm bireysel oynayan oyuncuyu silmek de değil, ona kolektif özellikler katmaktır, bu da hocanın işi olsa gerek.
 III) Hız ve Sakatlık Sorunları…
Golden sonra Kayseri’nin saldıracağını düşünsek de yanıldık. Artık çizgiyi arkasına/yanına almadan oynayamadığını iyice anladığımız İvan de Souza çıkıp onun orta sahadaki görevine Popov geçince Gaziantepspor’un Orhan Gülle ve Serdar Kurtuluş’la kaptığı topları efektiflikten uzak biçimde kullanmasıyla biçimlenen hızlı ataklar izledik. Bunların birinde Ahmet Arı oyuna girdikten 1 dakika sonra Popov’un getirdiği topta golü attı, maçı kopardı. Sonra da bu sezon sıkça gördüğümüz üzere iyi ısınmadan maça giren oyuncuların akıbetine uğrayarak sakatlanarak oyundan çıktı.
Ahmet Arı
Gaziantepspor taraftarının çıkış yapmasını umutla beklediği genç yeteneklerden
Elimizde istatistik yok; ama bu şekilde sakatlanan onlarca oyuncu var bu sezon ligimizde… Bu da futbolcularımızın aldıkları onca paraya rağmen işlerini ne kadar profesyonelce yaptıklarının bir göstergesi olsa gerek (!)
 IV) Taraftarla Diyalog…
Tribün dergisinin sloganını bizim oyunculara hatırlatıp başlayalım: "Güzel futbolcu golden sonra tribüne koşandır."

Maçla ilgili olarak biraz da taraftar - takım diyalogundan bahsetmek gerek. Çokça tartışılan “Gençlik 27’nin maratona geçmesi talebi”, bu maçın devre arasında soğuk havanın da etkisiyle stadın iyice boş kalmasıyla da yerine getirildi. Bu düzenleme olumlu da oldu, soğuk havada ısınmak isteğiyle de ikinci yarı oyuna etki eden, coşkulu bir havaya büründü Kamil Ocak tribünleri… 
Ancak maçın sonunda takım, taraftarı selamlamaya dahi gelmedi; Popov, Karce ve birkaç oyuncu dışında... Oysa İstanbul BB - Trabzon maçındaki “taraftar - takım bütünleşmesi” bizleri kıskandırıyorken başarıda taraftar desteğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi bizlere.
Takım kaptanı Yalçın sahadaki görevini eksiksiz yaptığı gibi, kaptanlık görevini de mükemmel yapıyor anlaşılan(!) Anladığımız kadarıyla son dönemlerde artan eleştirilerden dolayı bir küskünlüğü var. Hatalarıyla yüzleşip taraftarla bütünleşeceğine ayrı bir havalarda… Sanki her maçta üç beş topu  ıskalayan, gol tehlikesine sebebiyet veren kendisi değilmiş gibi. Bir an önce kendine çekidüzen vermesi ya da devre arası kendine başka bir meslek, pardon takım bulması gerekiyor.
Bütün bunlara rağmen taraftar umutlanmaya o kadar hazır, o kadar hevesli ki maç çıkışı taraftarların “Beşiktaş maçı da seyircisiz, eksikleri de var, haftaya Beşiktaş’ı da yener geliriz.” muhabbetlerini duymak, insana kitlelerin/taraftarların inanmaya ne kadar hazır ve yatkın olduğunu göstererek gülümsetiyordu bizi. Umarız haklı çıkarlar, ne de olsa “söylem”, “gerçek”in anası günümüzde…
V) Gaziantepspor Tedrisatı…

Hüseyin Kalpar ve Sakıp Özberk
Nurullah Sağlam
          
         Yazıya Antepli hocalarımızdan bahsederek girmiştik. Son olarak yine bu minvalde bitirmek isteriz. Bu şehir, bu takım 20 yıldır kesintisiz 1.ligde… Bunun verdiği birikimle Gaziantepspor tedrisatından geçen onlarca oyuncu çeşitli liglerde/takımlarda oynarken, birçok hoca da farklı liglerde/takımlarda boy gösteriyor. 


Bünyamin Süral

Seçkin Göksel

Ali Güneş






Bugün nasıl Bursa, Trabzon bir futbol şehri ise Gaziantep de artık bu birikime ve tecrübeye ulaştı diye düşünüyoruz. Artık şehri tanımayan yabancı hocalardan ya da anti-futbol zihniyetindeki yerli hocalardan kurtulup kendimize/özümüze dönmemiz gerekiyor. 


Bu ilkel bir hemşehricilik değil, “yerel olmayan evrensel olamaz” aforizmasının çağımızda kanıtlanmış hali… 

Trabzon’da Ahmet Suat Özyazıcı - Özkan Sümer - Şenol Güneş üçlüsünün oluşturduğu gelenekten/ekipten örnek alıp kendi modelimizi oluşturabilmeliyiz. Sakıp Özberk başta olmak üzere Nurullah Sağlam, Hüseyin Kalpar, Erol Azgın, Ali Güneş, Bünyamin Süral, Seçkin Göksel, Faik Demir… 
Gördüğünüz gibi buna yetecek deneyimimiz ve insan gücümüz var...
Erol Azgın
Faik Demir

1 yorum:

  1. başlık hariç süper yazı Fırat teşekkür ederim. AMa biliyorum başlık atmak zor zaten göreceli bir şey ya bir sürü kişi de çok beğenmiş olabilir ama başlıktan bana ne... yazı süper yine, sayende gaziantepspor'u çok daha yakından takip edebilme şansına eriştim
    görüşmek üzere, her hafta beklerim, devre arası analizi vs dört gözle beklerim (...)çok iyi bir muhabir-yazar-futbol analistisin
    tanıştığımıza bir kez daha memnun oldum.

    Gönderen : Ali Ece (Akşam gazetesi)

    YanıtlaSil