15 Aralık 2010 Çarşamba

Öykündüğümüz Öyküler (1)

I. Bölüm

BAHARIN ADI GÜZ
ya da
( Beton... Dört Duvar )
(Veysel KAYGUSUZ)



"İki insan ayrılırken, şefkatli konuşan
taraf aşık olmayan taraftır." 
- Marcel PROUST -
             Başkasıymış gibi bakıyor aynadaki dalgın yüzüne. Sanki ilk görüyor bu gözleri. Sık ve uzun kirpiklerinin dibi çapağa durmuş. "Geceden" diye geçiriyor zihninden. Gözyaşının en iyi 1eke çıkarıcı olduğunu yeni öğrendiğine kızıyor. (Her gece yeniden öğreniyor halbuki) Musluktan akan suyu avuçlarına alıp şişkin gözlerine çarpıyor. Gittikçe ağırlaşan bir tokat iniyor suratına. Uzamış sakalını sıvazlıyor sağ eliyle. Seviyor sakalını. Yüzünden bir onlar tanıdık geliyor çünkü. Mutfaktan sızan ışığa bakıp havanın güneşli olduğunu tahminliyor. Mutfağın penceresi perdesiz. Pencerenin önünde uçsuz bucaksız, geniş kurak bir ova var. Gizlenme gereği duymuyor bu yüzden. Evi tutarken, kiralarken (bir evde dört aydan fazla kalamıyor çünkü.) en çok mutfağına sevinmişti. Daha doğrusu mutfağın küçük sayılmayacak balkonuna. Güneş ovadan hafif hafif çekilirken. Başlayacaktı demlenmeye. Ortalık sarıya kesecekti. Güneş, kızgınlaşıp giderken ovayı da götürecekti yanında. Ama o! Onu da götürseydi ya! Nereye götürsündü? Yurtsuzluktan gelmiyor muydu?        

        
         Ekmek poşetine bakınıyor. Gözleri mutfağın tenhasında "aradığı şeyi bir de yeniden bulsa ya!" "odada!" seviniyor. Ağzı açık poşetteki yarım ekmeği yokluyor eliyle. "İdare eder" diyor. "Kim bilir kaç günlük?" ocağa çay suyu koyuyor. Demlikteki bayat çayı döküyor lavaboya. Çayı lavaboya dökmek... Kolayına geliyor. Demliği suyla doldur, çalkala şöyle üstünkörü, sonra da boşa1t. demliğin içi temiz. (Her seferinde aynı titizlikle yaptığı sıradan bir çay demleme gösterisi...)
          
        Bir bardak çay daha doldurup kalkıyor yer sofrasından. Kanepenin üzerinde bir sigara yakıyor. Günün ilk sigarası. Ardı gelir sonra. Ta ki gözyaşlarını yastığına bırakıp uykuya düşene dek. 


II. Bölüm 
ya da

( EFKAN İLE DEDİKODU )


                adım Efkan....
           
         Dünyada sevilecek çok az şey kaldı payıma: kızım, kitaplarım ve bir de rakı. Rakıyı sevdiğimden mi yoksa hayatımın bir parçası olduğundan mı listeme aldım...bunu hâlâ kendime açıklayabilmiş değilim. Bu yaşa dek açıklayamadığıma göre bundan sonra da...

           
         Kızımı sekiz aydır görmedim. Fotoğraflarda büyüyen bir kızım var. Esmer, yanık ve hüzünlü bir yüzü; buruk bir gülümseyişi var (dı) kızımın. Daha da hüzünleşmiştir şimdi.

        
         Geçen yıl ilkokula başladı. Okuma-yazma söktü diyerek erken yollamış annesi. Ben olsam karşı çıkardım. Zaten ben okuma - yazma öğrenmesine de karşı çıkardım, okula gitmeden. Annesi öğretmiştir. Sormadım, hiçbir şeyi eksik olmasın ister kızının, akranlarından. Kadın günlerinde bilmem ne hanımlara gösterip kız(ın)ı onurunu tazeleyecek bütün derdi o! "Aferin kızıma bizim" diyecekler, "Maşallah" diyecekler. Anası da: "Çok zeki teyzesi benim kızım" diyecek elindeki pastaları ikram ederken konuklarına. O pastalar... şehrin en meşhur pastanesinin en taze pastaları. "Eline sağlık çok güzel olmuş tarifinin yazsan bana..." O toplantılarda bu cümleyi kuracak saf biri bulunur her zaman. "akıllılar" da ona gülecekler. "İlahi Songül Abla!..."

           
            Çay kaşıklarının çınlattığı geniş salonda, benim kızım ödüllendirilecek...
       
     Kitaplarım... onlar yalnızlığımı örtsün diye benimleler. bir şey itiraf etmek gerekirse daha da uçurumlaştırıyorlar. Ama olsun! Onlarsız bir dünyayı, onlarsız bir kenti, onlarsız bir evi, onlarsız bir odayı... anlamsız buluyorum. Benim anlamsız bulduğum birçok şeyi de başkaları anlamlı buluyor. Belki de bundan yalnızım, belki de bundan kızımı fotoğraflarda büyütmem...
         
         Bir kitap almıştım doğum gününde. Geçen yıl. Ona seçtirmiştim. Annesi "okuma onu!" deyip almış elinden. Yaşına göre olmadığını biliyordum ama kendi seçmişti.
          
       Evime götürmüştüm bir seferinde, gözlerini hayretle açıp sormuştu: "hepsini okudun mu bunların?" "okudum kızım" dediydim."okunmayan kitaplar kadar, başka hiçbir şey yük gelmez babana" dediydin}, sanki anlarmış gibi. Yine de anlamıştı. İlk o zaman fark etmiştim büyüklerin, çocuklardan öğrenmesi gereken bir sürü şeyi olduğunu... Mesela; hayrete düşmeyi...
          
           Dolapta rakım hep olur yaz - kış... dört mevsim... elli iki hafta... on iki ay... üç yüz altmış beş gün... ve de altı saat. "Bira yazın içilir, şarap kışın." Bu genellemeleri hangi aklı-ı evvel çıkarır bilmem ama, rakı tüm zamanlardadır. "Bir de kötü kokmasa" der biri, düzeltir öteki: "Bunu koklamadan içeceksin! koklardan kusarsın." "Halt etmişsin sen!" derim ben de. Bal gibi de koklanır. Hem de ne koklama... Başı dönmeli içenin bu kokudan...
          
          Kızım da söylüyor kötü koktuğunu. "İçmeyene kokar kızım" diyorum. Baba diyor: "Yalnız yaşama! gel bize!" Annen beni almaz" diyorum. "Niye almaz?" diye soruyor bu sefer de. Çocuk, soracak elbet. "Kötü kokuyorum da ondan" başını öne yıkıp susuyor. Az sonra yeni bir şey buluyor. "O zaman köpek al bir tane, kocaman, hani bana kitap almıştın, kapağında adam gibi giyinmiş bir köpek vardı, onu alalım, duvara yaslanmış, dağa bakıyordu. Ağzını açmış, elleri de cebindeydi. Unuttun mu yoksa?" "Unutur muyum kızım, unutmadım tabii!"
          
          Annesinin "okuma" deyip elinden aldığı kitabı söylüyor. Milan Kundera'nın, "Yaşam Başka Yerde" adlı roman!. Neden onu seçtiğini o vakit anlıyorum. Beş yaşında bir çocuk kitabın arka kapağını okuyup kitap alacak değil ya, kapağına bakacak tabii, (kapaktaki fotoğrafa) köpeğin baktığı yeri de dağ sanıyor bebeğim. Yeşile boyanmış, çıplak bir kadın halbuki. Çocuklar... Hayal güçleri ne kadar saf, korunaklı... Annesi de ondan almıştır. O sebepten... Çıplak kadın resminden. Yoksa bir bok anlamaz kitaptan O!...
         
          Haksızlık ediyorum Neslihan'a... O anlamayacak da kim anlayacak! Anladığı için evlenmemiş miydim? Onun için sevmemiş miydim o'nu?..


III.Bölüm
ya da
(BİR ESKİ NİSAN, BAHAR....)



         
          Mutfak balkonunun kapısını açıp ovaya bakıyor. Balkonun demirlerine sırtını dayayıp elindeki çay bardağından sabah rakısını içiyor mezesiz. Hava sandığı kadar da güneşli değil.

        Üzerindeki kirli pijamanın altında bedeni üşüyor. Ürperiyor daha çok. Rakısını kenara, bırakıp odaya gidiyor, kanepenin üzerinde unuttuğu sigarasından yakıp dönüyor bardağına. "Bahar bu yıl geç gelecek, belli." diyor, yanında biri varmışçasına "Nisanda böyle mi olurdu? daha sıcaktı, eskiden..." Mevsimleri ondan iyi kimsenin bilemeyeceğini düşünüyor "nisan'ı" ' diye düzeltiyor sonra kendi düşün'ünü. Bir açılıp bir kapanan güneşe bakıp dalıyor...
          
        Gülizar hastanede yatıyordu. Yorgan döşek ateşler içindeymiş. Benimle gelir misin? Gelirdi, hem işi de yoktu zaten. Yine böyle bir nisan'dı. Ama, hava çok sıcaktı hastaneye giden dolmuşlara kadar yürümüşlerdi "Hava ne kadar sıcak"tıdan ötesine geçememişlerdi. O konuşsa kendisi de konuşuyordu ya... konuşmuyordu. Yolda durup "eli boş gitmeyelim, şurdan meyve suyu, süt falan alsak mı?" diye sormuştu, mahçup bir yüzle. "Haklısın" demişti Neslihan "düşünmedim, kusura bakma" Ne önemi var, gibilerinden başını sallamıştı Neslihan'a. Esmer yüzünü ortaya çıkaran, açık sarı bir tişört vardı Neslihan’ın üzerinde, kısa kollu. Göz ucuyla Neslihan'ı süzüyordu, girdikleri marketin bölmelerinden. Ne kadar da güzeldi, en çok da gözleri. Çekik gözleri vardı Neslihan’ın. Japon kızlarınki gibi değil ama. Hani çok uyumaktan şişen gözler gibi. Daha önce bu güzelliği fark edemediğine hayıflanıyor. Dört aydır tanışıyorlar oysa...

        
         Hastanenin ilaç kokan koridorlarında, Gülizar'ı aranırlarken... Başlıyor Neslihan'ı sevmeye... Sıcak bir nisan günü... Balkonun kapısı çarpıyor ansızın, üşümüş olduğunu bir kez daha duyumsuyor, zayıf bedeninde. Sönmekte olan sigarasını aşağıya atıyor. Betona değen izmaritin sesini duyup (duymasa Newton'u yalanlayacak) içeri geçiyor.


SON BÖLÜM 
ya da
(KIRIK AYNADA AĞLAYAN ONLARCA YAZICI YÜZÜ )



          Neslihan'ı çok seviyorum, Efkan'ı da. Onlar benim karanlığım... Onlar benim kırık aynalarda parçalanan yüzlerim... Onlar benim ıssızlığım. Onlara sığınıyorum gecelerde ve gündüzlerde. Onlar benim yüreğimden düşen (ben)lerim...

      Bir keresinde Neslihan'ın o nisan, günü giydiği açık sarı kısa kollu tişörtün tıpkısından sevgilime de çalmıştım. Sevgilim anlamamıştı neden çaldığımı, belki de ondan terk etmişti. Şimdi, hangi vitrinde... Onlardan görsem... Gözlerim kıyıya vuran balık gözleri... Donuk, anlamsız, boş... Yine çalsam? Giydireceğim bir bedenim yok! Hiç olmadı! (mı?) Ben de Neslihan'a giydirdim. 0 beni anladı "Ne de iyi ettin" dedi. "Bak, hiç çıkarmıyorum üzerimden. "
          Efkan... Acınası...

         Neslihan diye Neslihan adlı... bir sevgilisi var sanıyor... ne kötü! "Yok Efkan, Neslihan gitti. Hem de sen yolladın onu. Kar yağıyordu, üşüyordu. O taşra kentinde... .Bıraktın onu, gecenin ortasında, taşa kesen bir yürekle bıraktın..." diyemiyorum, ne kötü!

        onlar benim uçurumum,
        onlar benim yokluğum...
        Neslihan - Efkan – Aşk...


NESLİHAN’A...


anladım, yoksun!
yine bir imgenin peşine düşürecek
beni yokluğun
anladım, yoksun!
ve ben artık
tek baskı yapan kitaplar kadar 
suskunum...



7 yorum:

  1. hocam siteye baktım da ellerinize sağlıkk gerçektenn güzel ve farklı olmuş...

    Gönderen : Gülşah Kazıcı

    YanıtlaSil
  2. efkan ile dedikodu babamı anlatıyo sankim:) babam içer kapının önünde hanım ben geldim annemde kara yerin dibine geldin der:)) .... Kitaplarım... onlar yalnızlığımı örtsün diye benimleler. bir şey itiraf etmek gerekirse daha da uçurumlaştırıyorlar. Ama olsun! çok hoş hocam bende beğendim emeğinize sağlık:)

    Gönderen : Cansu Bozkurt...

    YanıtlaSil
  3. İlk okuyuşumda başka şimdi bambaşka hissetim. Kaleminize sağlık...
    Pınar Albayram

    YanıtlaSil
  4. Hayatımın bir bölümünü okudum sanki...Benden bir şeyler var.Çok güzel.
    Emeğinize sağlık...

    YanıtlaSil
  5. Veyselinko sen yazınca,sen söyleyince bir başka oluyor yazılan ve söylenen...

    YanıtlaSil
  6. küçük durumlardan -kolay edinilemeyen- kimsenin farketmediği ayrıntılardan derlenen imgeleri severim ben. teşekkür ederim paylaşımlarınız için devamını merakla bekleyenlerdenim..

    YanıtlaSil