21 Aralık 2010 Salı

Öykündüğümüz Öyküler (2)


Geçmiş Bahar Sayıklamaları...
(Veysel KAYGUSUZ)




(Yalnızdı(m) ... Yaylacık'ta... o deniz evinde...)

Parantez içine alınmış bu kısa cümlenin koca bir hayatın kısa bir dökümü olduğunu kalem öğretti bana.
Kalemden öğrendiklerime "öykü" diyorum artık!

Tahta döşemeli geniş bir salon. Mutfak ve banyo. Bir de usul, ince intiharlarıma tanık saman kağıtları: kitaplar... Bir canlının intiharlarına tanık olanların canlı olmaması ne acı!.. Eski bir tülün ardında kalan o kirli camlı pencereleri de hesaba katmak gereksiz. Zira cansızlar hanesine bir cansız eklemekten öte bir getirisi olmayacak bunların bu öyküye...




Dört duvar... Duvarlara eğreti iliştirilmiş siyah - beyaz, kara kalem ölü, yaşlı insan yüzleri...
- hepsi de gizli bir çağrı intiharın eşiğine.-
Hükmünü yitirmiş bir öykü benimkisi.
Öykündüğüm öykülerin kurmaca yalnızlığı...

O da mı kurmacaydı? O küçük deniz evi ağlamaları? Tuzlu sular? Vernikli ahşap kokusu? Genzimi yakan geçmiş özlemi? Ağır suskunluklar? Deniz grisi, dalga sesi? Küf yeşili? Ve tütün? Ve anason?..

(Yalnızdı(m)... Yaylacık’ta... o deniz evinde...)

Kaç eylül geçti üzerinden unuttum. Yıllar bana O'nu da unutturduysa... Ama yazacaktım. Belki de o eylül yazmalıydım. O ıslak eylül gecesi.

O'nu tanıdığımda O'nun öykülerini yazacak kelimelerim yoktu. Kendi kovuğumda ağlardım bir tek. Bir tek ağlamaları bilen bilir. O bildi...

Eylülün güneşleri gölgeli. Eylülün gölgeleri hüzün. Eylülün hüzünleri... Dağınık!...
Yine mi Eylül? (Aralık'ın savurgan günlerinde de!)

(Yalnızdı(m)... Yaylacık’ta... o deniz evinde ... )

Yazılarıma bir gölge gibi düşen bir çift göz. Uzun, dalgalı siyah saçlarla örtülmüş bir baş (O'nun gözleri; O'nun başı) yalnızlık insana neler de yaptırıyor!.. Hangi baş? Hangi göz? Ve Hangi O? O evin kapısından giremedi, O... Hep eşiğinde kaldı kelimelerin. Dahası hiçbir O'nun elleri tıklatmadı kapımı.

(Üçüncü tekil ve çoğul şahıslar...) (Lanet olası kişi zamirleri!)

Oysa ben "Hiçbir kişi zamirinde yer bulamamanın sarhoş avuntusundaydım." O evde kendine yeni kahramanlar üreten, onları ete kemiğe bürüyen... Ve onlara bu dünyada görebilecekleri en büyük zulmü reva gören...
Ben değildim...

Onların mı beni tükettiğinden yoksa benim mi onları tükettiğimden hiçbir vakit emin olamadığım kalemler... Evet onlardı ben değildim. O aşk denen zulmü onlar etti, ben etmedim. Elim kırılsaydı da yazmasaydım... Saman kağıtlarını ortak etmeseydim rezil kederime...

(Yalnızdı(m)... Yaylacık'ta... o deniz evinde ... )

Yazmalıyım artık yazmalıyım...
O'nu yazmalıyım O’na dair yalanlar söylemeliyim.
Aşk'ı kelimelere solumalıyım...

Önce etli dudaklarında sabahladığım kara kışları yazmalıyım. Sonra yaz güneşi yüzünü, en sonra da avuçlarımı terleten uzun, ince ellerini...

Yazmalıyım ki yazılarıma hapsola! Yazmalıyım ki saman kağıtlarının o bilinen yazgısını yaşaya O da! Yazmalıyım... Yoksa bu aşk yüreğimin rayından çıkmayacak bir daha!..

Bir kadını anlatmaya nereden başlanır?
Adından mı?
Sevgilinin adı...
Sevgilinin adı bir öykünün son cümlesi olur ancak. Adından sonra cümle cümleler susar çünkü!

Bir kadını anlatmaya nereden başlanır?
Korkusuz sunduğu inceliğinden tabii ki! Pürüzsüz teninden, usul öpücüklerinden her an ağlamalara amade iri, kan gözlerinden ve elbette sesinden...

Gerisi kalem yetisi...
Gerisi sanat söylencesi ...

Şimdi...
Şimdiki zamanın yapışkan akıcılığı... yastıktan kalkan başın tekrar yastığa düşmesi arasında geçen başıboş, avare zaman...

Şimdiki zaman, geniş zamana dönerse... intihar hangi kipte çekimlenir, hangi zamanda?
Şimdiki zaman, geniş zamana dönerse... intihar çağırır seni en güzel kelimeyle...

Yalnızdı...
Yaylacık'ta ... o deniz evinde...

Sevgilinin adı mı?
Bitiyor mu öykü?
Evet yazıcı!.. Üç noktayı (...) noktalamanın tam sırası...
Sevgilinin adı mı?..
Adı : Nazan'dı...

"o evden geriye
soğuk bir mevsim kaldı şimdi.
içimi ısıtmayan anılar,
sohbetsiz geceler,
içe dönük uğultular!"


6 yorum:

  1. noktaya ünlem bakışı!Araya virgül koyamazken üç nokta içerisinde kaybolmuş, soru işareti bir yalnızlık var:)hiçbir bağlacın bağlayamadığı biz olunamayan ilişki! tüm ünlülerini yitiren sıfatsız anlamsız gizli bir özne, dağınık cümle ve siz imlasız şair...
    Sonunda isim çıkar öykü susar ve Nazan'a şiir dökülür... işte şiiri bu yüzdende seviyor insan:''susmanın şiiri''
    kaleminize kuvvet..

    YanıtlaSil
  2. öyküyü okumam bittiğinde derin bir suskunluk vardı içimde,(Sevgilinin adı bir öykünün son cümlesi olur ancak), kendimi bir eylül yalnızlığında hissettim.ağır ama güzel bir duyguydu elinize ve yüreğinize sağlık..

    YanıtlaSil
  3. ecem uğurluer22 Aralık 2010 15:22

    öğretmenim elinize sağlık harikasınızz

    YanıtlaSil
  4. Çok seviyorum "kaleminden" dökülenleri,ayrı bir haz,ayrı bir his bu.Sen hep yaz olur mu Veyselinko?

    YanıtlaSil
  5. kaleminize sağlık hocam, çok etkileyici bir yazıydı

    YanıtlaSil
  6. ... umarım hep o parantez içindeki kocaman hayatı bize o usta kaleminizle yorumlamanız daimi olur . yüreğinize saglık hocam ... ve ben sizinle birgün tozlanmıs dershane sıralarında simit ayran yapabilme ihtimalini özledim veysel kaygusuz ..

    YanıtlaSil