10 Aralık 2010 Cuma

Tolunay Kafkas'ın Hikmeti...

      
        Futbolun nesir kısmına kafa yorup nazım kısmını hiç düşünmeyen Kafkasvari futbol mentalitesinin Karabük maçından sonraki sistem değişikliği denemeleri, iki haftadır yol kazasına uğruyor.

Yeni sistemin omurgasını oluşturan önemli oyunculardan biri olan Olcan Adın'ın yokluğu ve maçın ilk bölümünde gelen kırmızı kartla Serdar Kurtuluş gibi son haftaların savunma ve hücumdaki etkili isminin oyuna erken veda edişi Trabzon maçının sonucunu tayin eden en önemli etkenlerdendi.

Bu hafta da Manisa maçında aynı filmi izledik neredeyse... Yine kırmızı kart, yine on kişi, yine yenilgi...


Ve yine hemen hemen aynı dakikalarda bu defa -sınırlı da olsa- oyunu iki yönlü oynama becerisine sahip Zurita'nın gördüğü kırmızı kart, Kırmızı Siyahlılar adına maçın sonucunu tayin etti. Gerçi her iki maçtaki kırmızı kartların tonajı tartışılır, İsmael Sosa'nınki hariç... Sosa'nın kırmızısı, mağlubiyetin insanı çirkinleştirdiğine iyi bir örnekti, Elclassico'da S.Ramos'un maçın sonlarında Messi'ye yaptığı gibi...

Trabzon ve Manisa maçlarındaki tablo, Tolunay Kafkas'ın hikmet(sizlik)ini göstermesi açısından önemliydi. Belli ki sistem değişiyor; lakin bu sistemde ciddi boşluklar olduğu da aşikar... Takım, henüz 2.dakikada öne geçtiğinde, güçlü bir rakip karşısında 10 kişi kaldığında, ilk yarısını 2-0 geride bitirdiği bir maçta ne yapacağını bilmiyor ve M.Demirkol'un dediği üzere "kaotik futbol"a mahkûm oluyor...

Maçın özeti, Manisa'nın kaçırdığı bir düzine gol ve Karce'nin kurtardığı bir düzine golden ibarettir. Geçen hafta Trabzon kalecisi Onur, bu hafta da Manisa kalecisi İlker futbol hayatlarının en rahat ikinci yarılarını oynadılar.

Popov'ın buram buram bencillik kokan, bizim Çıksorut’taki mahalle maçlarında olsa bir kamyon dayak yiyeceği bir iki pozisyondaki "Oh ne ala, göbek adım Mualla..." havasına da hiç değinmiyorum... Aslında 31.dakikada Popov bencillik yapmayıp topu Sosa'ya çıkarabilse Antalya maçı gibi “yalandan bir galibiyet”in yolu açılabilirdi yine, Karce'nin katkılarıyla. Baltık Panteri bu kez sadece hezimeti önleyebildi…

İlk yarıyı 2-0 geride bitiren bir takımın teknik yönetiminin bu takımın geçen sezon en skorer ve gole en yakın ismi olan Julio Cesar'ı 90.dakikada hatırlamasına ise dudak okuma yöntemiyle anlaşılacak laflar etmemek işten bile değil.

Yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı üzere sisteme uymayanlar gidecek, uyabilme ihtimali olanlar kalacak; hatta yenileri gelecek. Geçen hafta gidenlere değinmiştik zaten. Tüm takımlar devre arasında gönderecekleri oyunculardan faydalanma yoluna giderken bizim bu "çizik çekme" lüksümüz nerden geliyor anlamak zor.

Yani Kafkasvari futbolun "oyunu bozmak"tan, oyunu oynamaya evirilmesinin sancılarını çekeceğimiz bir sezon olacak. Genç neslin önemli isimlerinden biri olarak ta ümit milli takımdaki günlerinden bu yana pofpoflanan Tolunay Kafkas için Gaziantepspor, kırmızı-siyah bir laboratuvar işlevi görecek. Varsın olsun, yeter ki S.Beckett'ın dediği gibi olsun: " Yine dene, yine kaybet; ama daha güzel kaybet..." Ve bu kaybetmelerin sonunda Gaziantepspor, kendi gölgesinden çıkıp güneşli günlerine yeniden dönebilsin... 

Bu takım halindeki eviriliş, takıma kendi kimliğini kazandırsın; hatta futbol oynarken bu oyundan zevk alan, eğlenen bir adam profilinden çok, kavga edip oyunbozan adam edasında izlediğimiz Tolunay Kafkas da artık bu güzel oyunun nesir kısmını aşıp nazım kısmına kafa yorsun.

Bu mevzunun şu yönü de iyice biline ki Gaziantepspor’u destekleyen bedbaht taraftar kitlesinin seri galibiyetler beklediği filan yok bu takımdan. Zaten biliyoruz, hüznün zaferden çok olacağını bu takımı desteklerken... Büyük takım taraftarı kibrine sahip değil, bu taraftar... Ancak en azından vakti zamanında dalga geçilen Nurullah Sağlam'ın meşhur repliği gibi "Göze hoş gelen futbol izlemek istiyoruz." sadece. Bugünlerde futbolun duayenleri Schuster ve Guardiola'nın sıkca tekrarladığı gibi...

Beş sezondur İbrahim Kızıl yönetiminde bir arpa boyu yol gidemeyen, eskinin mirasını tüketerek habire cepten yiyen Gaziantepspor, bizleri (u)mutlu edemedi; ama hala (u)mutluyuz, umudun tüm işkencelerin en kötüsü olduğunu bile bile...

Beşiktaş kalecisi Nietzsche(!), pardon Cenk’in ünlü filozoftan alıntı içeren beyanatından sonra biz de üstada sardık: "Umut tüm kötülüklerin en büyüğüdür; çünkü işkenceyi uzatır." aforizması Gaziantepspor'a umut bağlayan tüm taraftar kitlesi nezdinde bir kez daha doğrulanıyor son yıllarda/haftalarda...

2 yorum:

  1. Bağış Erten (Radikal gazetesinden)

    Fırat Bey merhaba,
    özür dilerim geç cevap için, maillerin arasında kaybolmuşum.
    antepte çocukluğunu geçirmiş, akyol ilkokulunda okumuş birisi olarak mailinize çok sevindim. hele de bir edebiyat öğretmenine yazımı beğendirmek ne güzel.
    elimden geldiğince ben de sizin yazılarınızı takip etmek isterim.
    paylaşırsanız sevinirim. içinde beckett, nietsche geçen her spor yazısı okunmaya değerdir. Zaman kısıtı dışında zevkle okurum.
    sevgiler
    Bagis

    YanıtlaSil
  2. Bağış Erten (Radikal gazetesinden)

    Antep taraftarlığı olmaz mı? hatta feneri hepten bırakıp antepe dönücem yakında.
    şöyle de bi yazı yazmıştım. http://forzalivorno.org/bb/viewtopic.php?f=38&t=11050
    nildeniz'e sevgilerimi iletin. iyi baksın okuluma. 1-2-3-4-5 a sıralarında benim de izim vardır.
    sevgiler
    Bagis

    YanıtlaSil