28 Ocak 2011 Cuma

Muhafazakar Futbol...

Muhafazakâr Futbol…



Sadece futboldan anlayan, futboldan da anlamaz.” diyen 1978 Dünya Kupası'nda Arjantin teknik direktörü Luis Cesar Menotti ile başlayalım sezonun ikinci devresine…

Kasımpaşa maçından alınan “kuru kuru 3 puan”a ikinci yarının açılış maçı olması nedeniyle tabii ki sevindik. Dileriz ki hayatta reel bir karşılığı olmayan “Nasıl başlarsan öyle gider.” inanışı Antepspor nezdinde reelleşsin…

Kendi sahasında bunca zamandır 1 (bir) galibiyet alabilmiş, Yılmaz Vural’la “ligde kalmamız için transfer şart” dediği için “borca girmeme kaygısı”yla yollarını ayırmış, takımın elle tutulur tek oyuncusu durumundaki Yekta Kurtuluş’u Cimbom’a “money money hatırına” tamamen duygusal nedenlerle satıvermiş Kasımpaşa gibi bir takım karşısındaki düzensiz, karmaşık oyuna dair neler söylenebilir ki?..

Parayla saadet olmaz.” klişesi –biliyorsunuz- Roman Abromovich’in Chelsea’nin tapusunu üstüne geçirmesiyle yerle bir oldu.  Antepspor da tarihinde ilk kez “para da var, pul da” diyen bir başkanla neredeyse 50 milyon avroyu bulan bir takım oluşturdu, devre arasında yapılan transferlerle… Lakin oynanan oyuna baktığımızda Tolunay Kafkasvari sevimsiz futbol yine arzı endam etti yeşil zeminde.

Kırmızı siyahlı takım yine “güven vermeyen bir skor”la kazanırken Olcan Adın, Jorginho, Popov ve İsmael Sosa “topu ilerde tutmakta zorlanınca” Kasımpaşa karşısında dahi pozisyon üretmekte yetersiz kalındı. Orta alanda topa daha çok sahip olup oyun kurmaya çalışan takım ise ev sahibiydi.

Memleket futbolunun pratiğine dair son dört beş yıldır teorik düzlemde önemli sayılabilecek tartışmalar yapılıyor. Evrensel düzlemdeki “total futbol”, bizde pratik karşılığını maalesef “kaotik futbol”da bulurken, Barcelona’yla 207, Real Madrid’le 61, Atletico Madrid’le 84 lig maçına çıkan “sarışın melek Schuster”in “1960 model futbol” diye özetleyip deyim yerindeyse son noktayı koyduğu bir futboldan bahsediyoruz.

Tanıl Bora’nın 2006 yılında İletişim Yayınlarından çıkan “Karhanede Romantizm” adlı kitabından da yardım alarak özetleyecek olursak “muhafazakâr futbol” kavramı daha iyi anlaşılır:

Futbol adlı bu evrensel ve eğlenceli oyunun öncelikle mülksüzlerce mülk edinmiş olmasının temel bir nedeni var: Ucuz ve neredeyse bedava oluşu… Bu parasız, eğlenceli ve yaratıcı oyuna karakterini verenler, bu oyun sayesinde kendi yeteneklerini keşfettiler, zekâlarını kanıtlama fırsatı buldular. Luis Cesar Menotti’nin deyişiyle: “Futbol sayesinde “birisi” oldular.” Bir kimlik edindiler yani…

Galibiyetin ancak galibiyetin elde ediliş biçimi oranında değerli olduğunu bilip yetenekleriyle zenginleştirdikleri kaliteli bir oyun peşinde koştular. Sözün özü, kazanmak tek amaç olmadı.

“İyi oynayan bir takım maçlarını kaybetse de stadyumları hep doldurur.” anlayışını benimseyip oyunun “eğlence tarafı”nı hiçbir zaman yadsımadılar, unutmadılar, küçümsemediler…

Lakin geçen yüzyılın ilk evresinde parası olanlar, bu oyuna olan ilgiyi keşfedip kapital mantığıyla yaratıcılıktan uzak, sevimsiz, kendi muhafazakâr dünya görüşlerini de yeniden üretmekte, kitlelerle buluşturmakta bir araç olarak futbolu yeniden dizayn etmeye koyuldular. Günümüz modern endüstriyel futboluna evirdiler bu güzelim oyunu…

Akla gelebilecek her türlü numaraya başvurup kâr hırsıyla gözleri kararan, spekülasyonlardan da geri kalmayan bir anlayışın tepeden yönlendirdiği, yine Menotti’den bir alıntıyla söyleyecek olursak “ultra savunmacı bir taktik”le oyunu yeniden kurguladılar.


“En iyi futbol bildiğim futboldur.” anlayışıyla “muhafazakâr futbol”unu değiştirip dönüştürmekten yoksun, kalıplaşmış oyun şablonlarının dışına çıkıp “deneysel futbol”a dair örnekler, kurgular sergilemekten uzak teknik kadrolarla “Anadolu devrimi” denilen kulağa hoş gelen; ama içi boş olan sevimsiz bir oyun bizimkisi işte, beyler… Kandırmayın bizi…

Futbolumuzun son dönemdeki iyi kalemşörlerinden Bağış Erten’den bir alıntıyla bitirelim haftayı: (…) Futboldan nefret etmek için onlarca sebep sayılabilir bu aralar... Toplumsal ve kültürel hayattan çaldığı rol, giderek vandallaşan enstantaneleri, endüstrisi, “derin ilişkileri”, maçoluğa ve ayrımcılığa meyli en sıkı futbolseverlere bile “illallah” dedirtiyor. Ama “ibadet biçimleri”, “tefsirler”; hatta “futbol uleması” saçmalıyor diye “imandan” vazgeçilmez ki!..


25 Ocak 2011 Salı

Geçmişini Arayan Takım...

Geçmişini Arayan 
T a k ı m

        
     "Biz bu takımı nereden nereye getirdik. Para da var, pul da..." diyen İbrahim KIZIL ve yönetiminin "bu görüntüleri" izleyip Gaziantepspor'u nereden nereye getirdiklerini görmeleri dileğiyle...




       Hikaye hepimizin bildiği gibi: "Sevinç ve mutluluk" yerine yenisini koyamayınca siliniyor zamanla, dert oluyor... Sonra dertlenince de geçmişe dönülüyor.

       Beş sezondur İbrahim Kızıl yönetiminde bir arpa boyu yol gidemeyen, eskinin mirasını tüketerek habire cepten yiyen Gaziantepspor, bizleri (u)mutlu edemedi; ama hala (u)mutluyuz, umudun tüm işkencelerin en kötüsü olduğunu bile bile...

      "Büyük takım taraftarı kibri"ne sahip değil zaten, bu taraftar... Aynı zamanda "aptal" da değil... Büyük laflar etmekle, büyük başarılar elde edilmiş olunmuyor, "geçmiş" de unutulmuyor; değil mi? 

    Atalar sözünde olduğu üzere nasıl ki lafla peynir gemisi yürümüyorsa, Aslı Erdoğan'ın bir metninde vurguladığı üzere "(Efendiler) Geçmiş, ırmağın (bugüne kadar) hiç ulaşamadığın(ız) öbür yakasıdır.''

        Bilesiniz...   

20 Ocak 2011 Perşembe

Uğur Meleke'den...

Uğur Meleke'nin Kaleminden İlk Yarı
Gaziantepspor 

Bir Kafkas takımı

     Stoperlerini değiştirmiş bir takımın lige biraz daha güvensiz ve kontrollü başlamasını, ilk 5 maçının sadece birinde gol atmasını anlamıştık aslında. Yalçın ve Emre (sonra da Dany) oturdukça Antep’in daha fazla ileriye gideceğini düşünmüştük. Ama olmadı.

    Kayseri’de geçirdiği 3 sezonda saygıdeğer işler yapan, Türk futboluna yeni genç yıldızlar hediye eden Kafkas’ın oradan ayrılmasının belki de en büyük sebebi, rakip kaleye çok az gidilmesiydi. Antep’te de ilk yarıda daha ziyade takım savunmasına konsantre olundu. Ama eğer Antep de rakip kaleye gitmek için 3 sene bekleyecekse, bu bizim için hayal kırıklığı olacaktır.

     17 maçta 24 (yani yere göğe koyamadığımız Karabük kadar) puan toplamış bir takımla ilgili daha güzel şeyler söylemek gerektiğinin farkındayım. Ama Antep’in kazandığı maçların hemen hepsinin hücum etmek isteyip açık veren takımlara karşı olduğunu biliyorum. 17 takımın 6’sı mağlup edildi, bunların beşi (Fenerbahçe, Kayseri, Antalya, Eskişehir ve Ankaragücü) hücum eden ve açık veren takımlar... Sivas, Konya, Gençlerbirliği, İBB ve Manisa gibi Antep’in dişine göre sayılabilecek takımlarsa mağlup edilemedi; çünkü onlar da topa sahip olmak istemiyorlar, Antep de...

      İkinci devrede 10 numara rolündeki Brezilyalı Wagner’in katılımıyla Antep’in kesici orta saha sayısını ikiye düşüreceğini ve daha fazla hücum edeceğini umut ediyoruz...

Satır başlarıyla Gaziantepspor...


İlk yarının yıldızı Zydrunas Karcemarskas



      
Couceiro’nun, Süper Lig’e en büyük mirası o... Litvanya Milli Takımı’nın 27 yaşındaki kalecisi, sakin mizacı, çizgi hakimiyeti ve top kullanımıyla büyük liglere/takımlara göz kırpıyor. Antep’te ilk yarının en iyi ikinci oyuncusu da Brezilyalı solak Ivan de Souza’ydı. 


En çok düşen Ahmet Arı

     Nurullah Sağlam ve Couceiro’nun çok umut bağladığı ümit milli sağ açık Ahmet, Kafkas döneminin hayal kırıklığı oldu. Son iki yılda sporseverler tarafından hatırlanan tek işinin Ali Sami Yen’deki kırmızı kartı olması acı verici.

En iyi transfer Dany



     Kamerunlu stoper, savunmadaki Yalçın-Emre dengesizliğine adeta ilaç oldu. Hem o meşhur “tek hamleli stoper” kalıbına uymuyor, son derece çabuk, hem de daha sadece 24 yaşında.

En çok yükseliş gösteren Olcan Adın


       Herkes Antep’in kontr ataklarının ağırlıklı olarak Popov’un çizgisinden geleceğini düşünürken, takımı ileriye taşıyan unsur Olcan oldu. Kafkas’ın kapanan ve hızlı hücuma çıkan anlayışı Olcan’ın yeteneklerine bire bir uydu. Olcan bu formuyla, A milli takıma sıçrayan Orhan Gülle’yi de burun farkıyla geçti.

En kötü transfer Mehmet Yılmaz
     Diğer forvetler Sosa, Cesar ve Beto da ilk yarıda iyi değillerdi, ama galiba en kötüsü ağırlaşmış Mehmet Yılmaz’dı. Günün futbolu artık ağır oyunculara pek iyi davranmıyor galiba. 

Anahtar sayı 15 gol

     Buca ve Kasımpaşa gibi bir buçuğuncu lig takımlarından sonra ülkenin en az gol atan ekibi olmak, bu kadroya yakışmıyor. Tolunay Hoca, Kayseri günlerinden daha fazla rakip kaleye giden bir takım yapmalı artık.


       * * * 
Bu değerlendirmenin kaynağı: 

19 Ocak 2011 Çarşamba

Açık Mektup...

AÇIK MEKTUP
GAZİANTEP VE GAZİANTEPSPOR'A DAİR
Mesut KARALAR

      Hepimizin göz bebeği Gaziantepspor son zamanlarda birtakım sorunlarla boğuşuyor ne yazık ki... Aslında bu sorunlar yeni değil; ta Ahmet Yılmaz zamanında, ondan sonra Celal Doğan döneminde ve şimdi de İbrahim Kızıl başkanlığında bu sorunlar süre gelmekte. Nedir bu sorunlar ve bu sorunları yaratan kaynaklar?
Ahmet Yılmaz
       Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri olan Gaziantep ki bu şehir ülke ihracatının %10’una sahip gelişmiş bir sanayi ve ticaret şehri, nasıl oluyor da Süper Lig'de bir takıma sahip çıkamıyor? Ülkedeki en zengin 100 aileye iki aile birden veren ve birçok ulusal markaya sahip bu kentin göz bebeği Gaziantepspor nasıl oluyor da bu hallere düşebiliyor? Nedeni çok basit, çünkü Gaziantepspor bazı kesimlerin çıkar ve oyunlarına alet ediliyor. 
    Örneğin, tüm ülke spor kamuoyu tarafından sevilip sayılan Celal Doğan’ın kulübe başkanlık yaptığı, Gaziantepspor’un hem ligde hem de Avrupa kupalarında fırtına gibi estiği, ülke futboluna Hasan Özer, Mehmet Gönülaçar, İbrahim Toraman, Kemal Aslan, İbrahim Üzülmez, Kubilay Toptaş, Ayhan Akman, Mustafa Özer, Mehmet Polat, Samuel Johnson, Yew Preko, Batista vb. birçok yıldız futbolcu ve Nurullah Sağlam, Sakıp Özberk ve Hüseyin Kalpar gibi teknik adamlar kazandırdığı, yine çok gelişmiş tesislere kavuştuğu dönemde dahi kulüp sürekli olarak bazı kesimlerin haksız eleştiri ve saldırılarına maruz kaldı.

        Şehrin sanayici ve iş adamları ki bunların büyük çoğunluğu yerli Anteplilerden oluşmakta, Gaziantepspor’u Celal Doğan’a endeksleyip onun siyasi ve sportif geleceğini yok etmek için Gaziantepspor’u feda ettiler. Burada amaç, Gaziantepspor’umuzun başarısından çok, Celal Doğan’ın başarısızlığının ve yenilgisinin istenmesiydi... Bu nedenledir ki Celal Doğan istifa etmek zorunda kaldı, giderayak da kendi sözünü dinletebileceğini umut ettiği, yani kendisinin kolayca yönlendireceğini umduğu İbrahim Kızıl’ı başkan adayı olarak gösterdi.

Celal Doğan, Gaziantepspor'un efsane başkanı...
        Aslen Urfa Suruçlu olan ve daha önce Celal Doğan yönetiminde de yer alan İbrahim Kızıl, Celal Doğan’ın kendisini kullanmasına izin vermedi, bundan dolayı geçici de olsa Celal Doğan muhalifleri tarafından desteklendi, daha sonra yine ayni çevrelerce ağır ve yıpratıcı bir kampanyaya maruz bırakıldı. Bu saldırılar genelde İbrahim Kızıl’ın Antepli olmayışı temeline dayandırıldı. Biraz önce de belirttiğim gibi İbrahim Kızıl, Urfa’nın Suruç ilçesinden ve uzun süredir Antep’te yaşamakta... Şimdi bu çevrelerin göremediği ya da görmek istemediği bir gerçeklik var, o da şehrimizin 1 milyon 560 bin kişiye ulaşan nüfusu ve bu nüfusun büyük çoğunluğunu aslen Antepli olmayan Adıyaman, Urfa, Maraş, Siirt, Mardin, Cizre, Elazığ, Diyarbakır, Van vb. şehirlerden gelen insanların oluşturduğu... 

         1998 yılında okuduğum, Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir yayın organında şehirdeki Antepli nüfusunun sadece % 17 olduğu ve bu oranın dışardan gelen yeni göçlerle her geçen daha da azaldığı belirtilmekteydi. Kaldı ki Gaziantep şehri o şehirde yaşayan herkesin memleketidir; çünkü bir bucuk milyonu aşkın insan bu şehirde yaşamakta, bu şehirde çalışmakta, bu şehire vergi ödemekte ve bu şehrin mutluluğu için çaba harcamakta... Ayrıca Gaziantep şehri Türkiye’nin en büyük metropollerinden birisi ve bazı dar düşünceli insanların Antep'i bir Manisa, Denizli, Rize vb. küçük şehirlerin ve o şehirlerin takımları sınıfına koymaya hakları yok. Çünkü Gaziantepspor Süper Ligin en güzel renklerinden bir tanesi ve özellikle Şampiyonluk kovaladığı ve Avrupa kupalarında boy gösterdiği yıllardan gelen bir sürü seveni var, özellikle Ankara gibi şehirlerde ve yurt dışında...

      Yine hatırlayalım, Gaziantepspor’un yurtdışı maçlarında destekleyenlerin büyük çoğunluğu Antepli olmayan; ama Antepspor'a sevgi ve sempati duyan insanlarımızdı.
     Yani böyle bir potansiyele sahip Gaziantepspor'u sırf Gazianteplilerin takımı gibi göstermeye çalışmak takımı küçültmekten başka bir şey değil... Kaldı ki Gaziantepsporluluk takıma sunulan maddi ve manevi destekle de bağlantılıdır. Türkiye ihracatının % 10'unu gerçekleştiren Antep'te her iş yeri mütevazi bir yardımda bulunsa bile takım maddi yönden çok rahatlayıp iyi transferler yaparak üst sıralara rahatça yükselebilir. İşte size Kayseri örneği... Gaziantep'ten daha küçük ve sanayi bakımından daha az gelişmiş olmasına rağmen Süper Lig'de iki takımı rahatça barındırdılar, şu anda şehrin ve sanayicilerin Kayserispor'a destekleri aynı şekilde sürmekte... Keza Bursa sanayisinin ve büyükşehir belediyesinin ve yine Vestel firmasının yakın zamana kadar Manisaspor'a sunduğu destek tüm spor kamuoyu tarafından bilinmekte... Bu destek ve kenetlenmenin de etkisiyle Bursaspor bu sezon şamipon oldu.

        Şimdi sormak gerekiyor nerede Konukoğlu ailesi, Okan Holding, Göymen Makarna, Güllüoğlu, Cağdaş, Altunbaşlar ve diğer sanayiciler? Nerede seçim zamanında Gaziantepspor'a destek sözü veren Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Asım Güzelbey?..

       Bir Antepspor sevdalısı olarak, kulüp başkanı İbrahim Kızıl’a bu derece seviyesiz ve haksız bir şekilde saldırılmasını üzüntüyle izlemekteyim. İşin üzücü yanı, yerel basında Atilla Karaduman, Hacı Yıldız ve son olarak da Ömer Lök vb. insanlar da Antepspor’un basına Antepli biri gelsin diyerek bu çirkinliğe çanak tutmakta...

      Liseyi Antep’te tamamlayan bir Antepspor sevdalısı olarak, bugün İbrahim Kızıl’ı Antepli değil diye Antepspor’un başında görmeye tahammül edemeyenlerin çocukları "Cimbom Cimbom" ya da "Fener Fener" diyerek şehirde tur atıp 3 büyüklerin maçlarında Besiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’yi tutarlarken, yine şehirin dar gelirli ve genelde göçle gelmiş yoksul kesimidir bu takımı sürekli destekleyenler...
        Şimdi soruyorum size, Fenerbahçe’nin başkanı Aziz Yıldırım, İstanbullu mu? Kendisi Diyarbakırlı değil mi? Bu insanların mantığına göre Fenerbahçe taraftarının ve spor basınının Fenerbahçe’nin başına İstanbullu; hatta Kadıköylü birisi gelsin demesi mi lâzım? Aziz Yıldırım’ın kendi takımına kazandırdıkları ortadayken böyle bir şeyi istemekten daha mantık dışı bir şey olabilir mi? Yine, Galatasaray başkanı Adnan Polat'ın Erzurumlu olduğunu bilmeyen yoktur sanırım.

İbrahim Kızıl
       Şimdi gelelim Gaziantepspor’a ve onun başkanı İbrahim Kızıl’a; bir Gaziantepspor sevdalısı olarak başkan İbrahim Kızıl’ın kulübe yaptıgı hizmetlere saygı duyuyor bu konuda kendisine teşekkürlerimi sunuyorum. Çünkü kendisinin Antepspor sevgisinin yürekten ve samimi olduğuna gönülden inanıyor ve kulübe yaptıgı maddi desteklerden dolayı da teşekkürlerimi sunuyorum. İbrahim Kızıl’ın bu olumlu çalışmalarını söylerken de kendisine ve yönetime de eleştirim olmadığı sanılmasın. 

        Özellikle yerli transferlerde birçok hata yapılmış, Yalçın, Elyasa, Mehmet Yılmaz, Şenol Can gibi verimsiz oyuncular alınmıştır. Takımın mutlak ihtiyaç duyduğu en az bir golcü ve sağ bek halen alınamamıştır.

       Takımın en tecrübeli oyuncularından biri olan ve dürüst kişiliği ile herkesin beğenisini kazanmış olan takım kaptanı Erman Özgür’ün ne sebepten dolayı takımdan uzaklaştırıldığı halen kamuoyuna açıklanmamıştır.

      Erman’in yerine takıma bu sezon dahil olan ve verimlilik anlamında takıma hiçbir faydası bulunmayan Yalçın Ayhan, eşi benzeri olmayan bir şekilde takım kaptanlığına getirilmiş, ikinci kaptanlığa ise yine yeni transfer Emre Güngör getirilmiştir.

         Yine, kulübün basınla ilişkileri iyi organize edilememiş, kulübün yaşadığı ekonomik sorunlar gereksiz yere ve amatörce dışarıya taşırılmış ve Gaziantepspor hakkında ana referans kaynağı olması gereken, kulübün resmi internet sitesi ne yazık ki etkili bir şekilde hayata geçirilememiştir. 
Ayrıca sitede duyuru olarak verilen "Gaziantepspor E-Store" bir yılı aşkın süredir o şekilde durmaktadır. Halbuki internette Antepspor ürünleri satılan bir sitenin olması  Antep'te yaşamayan Antepsporlular için büyük öneme sahip... 

       Gaziantepspor yönetimine eleştiriler daha da çoğaltılabilinir; ama bu yönetimi ve Başkan İbrahim Kızıl'ı günah keçisi gibi göstermek hiç de doğru değil ve kimseye bir fayda getirmez, hele hele hepimizin göz bebeği Gaziantepspor'a ise hiç mi hiç getirmez.

        Bu takım hepimizin takımı ve bu takımın başarısı hepimizi mutlu ediyor, onurlandırıyor. Bu takımın küme düşmesi ise hepimiz için felaket olur; o nedenle takıma ve yönetime sahip çıkalım. Eğer varsa dürüst, iyi niyetli ve takımı daha da başarıya götürecek bir başkan adayı, o halde kongre zamanı gelsinler meydana ve projelerini sunsunlar Gaziantepspor kamuoyuna ve herkes de o başkana destek olsun. Yoksa sürekli mevcut başkana ve onun icraatlarına saldırarak bir yere varılmıyor ne yazık ki...

       İşin ilginç yanı Celal Doğan'a sürekli saldırıp onu sonunda istifaya mecbur bırakanların bugün İbrahim Kızıl'a karşı, Celal Doğan'ı bir kurtarıcı olarak göstermeye çalışmalarıdır.

      Hem Doğan hem de Kızıl, Gaziantepspor'a hizmet eden iki değerli şahsiyettir ve özellikle Doğan zamanında takım sayısız başarılara imza atmıştır ve her ikisine de teşekkürü bir taraftar olarak borç biliyorum.

      Gaziantepspor, sadece yerli Anteplilerin değil; şehirde yaşayan herkesin ve ülkenin her yerinde ve yurtdışında yaşayan ve Gaziantepor'a sevgi sempati duyanların takımıdır... Başkan İbrahim Kızıl'a önerim, profesyonel bir firmaya, özellikle ilkokul ve lise öğrencilerine ve şehirde yaşayan tüm yurttaşlara Gaziantepspor sevgisi aşılayacak, Gaziantepspor'un Super Lig, Avrupa Kupaları vb. Türkiye Kupası zaferlerinden ve o zaferler sonrası sevinç gösterilerinden oluşan, güzel ve coşkulu müziklerden zenginleştirilmiş bir nevi tanıtım ya da dokümanter filmi yaptırıp bunu şehire ücretsiz olarak dağıtmasıdır. 
Örneğin, ben halen evimde, bir İngiliz televizyonundan kaydettiğim Gaziantepspor’un Roma zaferi CD’sini bulunduruyorum ve her izlediğimde tüylerim diken diken oluyor.

    Şu da unutulmamalıdır ki 4 büyüklerin, Antep'teki maçlarına gelen taraftarlarının büyük çoğunluğu Gaziantepspor'u desteklemesi gereken Gazianteplilerken, Gaziantepspor'u destekleyenlerin büyük çogunluğu ise yukarıda belirttiğim gibi aslen Antepli olmayan; ama Antep'te yaşayıp Antepspor'a gönülden bağlı insanlarımızdır.

         Hepimizin altyapıdan yetişti diye övgüyle bahsettiği Ahmet Arı Batmanlı, eski oyunculardan Erdal Güneş Siirtli, Bekir İrtegün Elazığlı'dır. Yine takımın meşhur kadrosunda yer alan ve batıda Antepli diye bilinen Mustafa ve Hasan Özer kardeşler Siirtli, Mehmet Gönülaçar ise Batmanlı'dır.

         Demem o ki Gaziantepspor, Dogu'nun ve Güneydoğu'nun Süper Ligdeki tek temsilcisidir ve herkesin onu sevmeye hakkı vardır. Gaziantepspor hepimizin göz bebeğidir ve onu kişisel çıkarlara ve ezelden gelen kavgalara alet etmek kimseye fayda getirmemektir.

       
        Kulüp başkanına, sırf Antep'te doğmadığı için karşı gelmek ise ırkçılıktır ve bu takıma zarar verir ve  Antep'te doğmayan diğer insanların Antepspor sevgilerini sorgulamalarına neden olabilir.

         Şampiyonluğa oynayacak, başarılı bir Gaziantepor görmek umuduyla...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Öykündüğümüz Öyküler (4)...


Yolda...
   Veysel KAYGUSUZ
- Sinan -


      
      kısa bir telefon konuşması. “buraya gel!” nedenini soramadan yüzüme kapanan ses. Nilgün’le ilgilidir. Eftal’i hiçbir şey rahatsız etmez bu dünyada. eder de bana gereksinim duymaz. “ufak meseleler” der dünya işleri için. 

        Eftal ne zaman Nilgün’le bir sorun yaşasa yardım ister benden. “sen” der “ne de olsa köylüsüsün, anlarsın dilinden.” anlarım anlamasına ya Nilgün de bir kadın sonunda. çoğu zaman köylüsü olmak yetmiyor bir kadını anlamaya. 

       otogarda Eftal karşıladı beni. sarıldık, öpüştük. sanki ben değil de oydu o uzun yolculuğu yapan. bitkindi. ağzında hiç eksik etmediği sigarası. “değiştirmişsin.” dedim. gülmek zorundaymış gibi gülümsedi. arabası dışarıdaymış. sessizce yürüdük. usul usul yağmur yağıyordu. Eftal’i hiç böyle suskun görmemiştim. değil iki yıl on yıl geçse sanki dün ayrılmışız gibi başlardı sohbete. ışıkta durunca “Nilgün’le ayrılıyoruz.” dedi, yüzüme bakmadan. çalan müzikten mi yağan yağmurdan mı arabanın içini bir sonbahar kapladı.

      gözlerim sileceklerde...

- Bir Öğle Yemeği -
 


          Nilgün’le aynı kasabadanız. Hoş Eftal aynı köydensiniz diye küçümsemeyle karışık dalgasını geçer ya... Nilgün benim okuduğum üniversiteyi kazanınca dedesi babama gelmiş. “göz kulak olsun.” demiş “bizimkine.” bizim kızlarla tanıştırdıydım ilkin. Gülizar’la da yurtta aynı odadaydılar. çabuk alıştıydı Nilgün üniversiteye. 

       Eftal, ev arkadaşım, can yoldaşım. İstanbullu. anasının gözü bir oğlan. o bizden farklı. öğretmen bir anne babanın çocuğu. üstüne üstlük tek çocuk. buna hamileyken bir rahatsızlık geçirmiş annesi. ondan sonra da çocukları olmamış ailesinin.

       sahilde bir evimiz var. sabah akşam içiyor Eftal. “bu dalga sesi” diyor “adamı öldürür.” dünya yansa umurunda olmaz. ben dersten gelirim, o hâlâ uyur; ama ne uyuma! odası afyon, anason, küf... yirmi dört saat benim pek de anlamadığım bir müzik yayılır odasından kokularla beraber. hiç kapatmaz teybini.

      Nilgün’e “ev yemeklerini özlemişsindir. bize gel bir yemek yiyelim hakiki zeytin yağlı, bizim oralarınkinden.” dediğimde Eftal gibi bir sarhoştan bahsetmem yakışık almazdı. Nilgün ince kızdır. kırmadıydı beni. “hafta sonu gelirim.” dediydi nazikçe. hafta sonuna kadar bizim evde bir temizlik bir temizlik. hele Eftal’in oda? “bana ne lan senin köylünden!” söylene söylene; küfür ede ede...

          o gün erken kalktıydı Eftal. mutlu da olduydu. “güneşi unutmuşum lan!” baharın ilk günleri. deniz kokusu, mutfaktaki yemek kokusuna karışmıştı. Nilgün’ü alıp geldiğimde Eftal soframızı ondan beklenmeyecek bir titizlikle ne de güzel hazırlamıştı.

           güzel bir gündü... Eftal, Nilgün, ben. epey gülmüştük. hele bizim kasabadaki tiplerden bahsedince Eftal bayıldıydı gülmekten. 

      “oğlum Sinan, ben bu kıza aşık oldum.”

     önceleri üstünde pek durmadığım bu cümle, Eftal’den onlarca kez başka kızlar için duyduğum bu cümle, ağırlığını algılayamadığım bu cümle...

     o günden sonra Eftal’e bir şeyler oldu. sabah erkenden kalkıp derse gider oldu. “Nilgün için oğlum, ne yaparsın aşk!” 

     yine de inanmadıydım bizim serseriye. 

    ne zaman tanıştılar, ne zaman sevdiler birbirlerini, ne zaman el ele gezmeye başladılar en yakınları ben bile anlamadıydım. 

     çok hoştular...

     Eftal yazları bizim kasabaya gelirdi. zeytin ağaçlarının altında az türkü söylemediydik.

     üniversite biter bitmez evlendilerdi. nikah şahitleri de ben.


     demek ayrılıyorlar. 
      . . .

     yeşil yandı Eftal...

16 Ocak 2011 Pazar

SporToto Süper Lig "Apertura" Değerlendirmesi (4)...


     2010-2011 Sportoto Süper Lig'in ilk yarısının değerlendirmesini bulacağınız bu çalışma, 4 (dört) bölüm halinde yayına hazırlanmış olup sıralamada "Puan Cetveli" esas alınmıştır...

     Bu dördünce ve son bölümde "Gençlerbirliği, Sivasspor, Konyaspor, Bucaspor ve Kasımpaşa..."

      Yorum, eleştiri ve önerilerinizi paylaşmanız dileğiyle...

Gençlerbirliği: 

Behçet Ç., Gençlerbirliği maçından geliyor.
       "Bir Ankara Polisiyesi"nde Behzat Ç.’nin “Benim Arsenal’im” dediği başkent ekibi, hücumcularının “golden uzak” (16 gol attılar),  savunmacılarının ise “gole yakın” (28 gol yediler) olduğu bir devreyi doğal olarak beklenenden uzak bir yerde tamamladı.

    
        Thomas Doll’dan ayrıldıktan sonra beklenmedik biçimde yardımcısı Zumdick ile yola devam kararı alan takımda Ermin Zec’in uyum sorunu ve Mustafa Pektemek’in bitmeyen sakatlığı sıkıntı yaratırken, Hurşut Meriç’in hücumdaki çabası da bir yere kadar…

1977'den beri kulüp başkanı...
      14 Mart 1923'te Ankara'da kurulan, Cumhuriyet ile aynı yıl kurulması nedeniyle "Cumhuriyet Takımı" olarak da anılan takımın başkanlığını 1977'den beri, yani 34 yıldır İlhan Cavcav yürütmekte... Cem Karaca'nın ölümünden önceki son dönem parçalarından olan "Süleyman Hep Başbakan" şarkısı, futbolumuz adına İlhan Cavcav için de rahatlıkla söylenebilir.        

Sivasspor:


Alt yapısı olmayan her şey çökmeye mahkum...
       İlk yarı itibariyle aldıkları sonuçlara baktığımızda "Bülent Uygun sonrası" sendromunu hala atlatamadılar. Bir iki sezon önce "şampiyonluğu" ve "şampiyonlar ligi"ni kıl payı kaçıran takım, iki sezondur "BankAsya heyulası" ile yatıp kalkıyor.

      Mesut Bakkal’la Cimbom galibiyetinin arkasını bir türlü getirememenin sancılarını da çektiler ve nihayetinde Bakkal Hoca gitti. Memleket uşağı Rıza Çalımbay’la yola devam ediyorlar.

     Yedikleri 32 golle ilk devrenin en çok gol yiyen ikinci takımı durumundalar ki bu kaleci ve bu stoperlerle az bile… 25.000 Euro nedeniyle Gaziantepspor’un kapısından dönen, eski Hacettepeli, gurbetçi oyuncu Kadir Bekmezci orta alandaki mücadelesi ile forvette ise Bolivyalı Pedriel takımın dikkat çeken oyuncularıydı ilk devrede…

Konyaspor: 

Nalçalılar, Konyaspor'un "başarısı"nı bekliyor...
      Akşam gazetesinden sevgili Ali Ece’nin futbol literatürümüze kazandırdığı “Ziya Doğan ve 7 ön liberolar” yine iş başındaydı. Bir kent takımı olarak başarılı olmasını dilediğimiz takımlardan biri olan Konyaspor da maalesef bir türlü beklenen çıkışını yapamadı. Zaten mevcut teknik kadronun da öyle bir “hayali” yok, oynanan oyundan anladığımız kadarıyla.

"Benim sadık ön liberom Ayman'dır, Ayman..."
      Lige renk katmaktan uzak görüntüsüyle ve yakışıklı Alaman hoca Schuster’in "1960 model futbol" oynamakla itham ettiği bir takım hüviyetinde, halinden memnun yoluna devam ediyor. Montona ve Peter Grajcıar’ın gole dönük performanslarıyla düşme hattından belki uzaklaşabilirler.

Bucaspor:

Taraftarlık, İtalya'da "ultras", İngiltere'de "holigan",
Arjantin'de "barras bravas" olmaktır.
        
     1928 yılında kurulan memleketin "tarihi" kulüplerinden birisi İzmir temsilcisi... Sportoto Süper Lig’e “batıda Barca, doğuda Buca…” sloganları eşliğinde çıkan Bucaspor, Bülent Uygun tarafından "cami kapısına bırakılmış evlat gibi" ortada bırakıldı sezonun ilk çeyreğinde…

        Sivas’tan sonra Buca diyarında da Bülent Uygun “persona non grata (istenmeyen adam)” ilan edildi hemencecik. Bir otobüs dolusu adamı transfer ettikten sonra var mı öyle tüymek?

      Samet Aybaba yönetiminde düzlüğe çıkma çabaları ilk devre sonu itibariyle sonuç vermedi; lakin ikinci yarı yeni transferlerin de katkısıyla “asansör” pozisyonundan çıkabilirler. “Bizim” Beto’nun oradaki canlı performansı da ayrıca bizler adına izlenesi, merak edilesi bir durum yarattı; yani aramızda bir bağ oluştu Bucaspor’la…Ligin "eski" golcülerinden Cenk İşler ve yeni transfer Brezilyalı stoper Gomez'in takıma neler katacağını hep birlikte göreceğiz.

Kasımpaşa:

Kasımpaşa'nın "Apaçi" lakaplı taraftar grubunun bir çalışması...
Taraftarlık, egemen medyaya alternatif oluşturmaktır.
       1921 yılında kurulan kulüp, “çok büyük başarılara imza attıkları için” ligimizde örneklerine sıkça rastlanan “'başarının sahibi benim ulan”' biçiminde tezahür eden teknik direktör egoizmine kurban gitti, bu sezon… Geçen seneki taş gibi takımı dağıtan Yılmaz Vural "sayesinde" ancak düşmemeye oynayabilecek, dirençsiz bir takım oldular ki bu sezon yedikleri goller sayesinde her maçları iddia tabiriyle “üst” bitti. Tek çiçekle bahar olmaz hesabı, bir tek Yekta Kurtuluş’la bu ligde tutunmaları zor görünüyor.


       Mevcut görüntüde BankAsya'nın en büyük adayı konumundalar. Gerçi, Ziraat Türkiye Kupası maçlarında da bir kez daha gördük ki memleket futbolunda hiç de öyle üst lig-alt lig uygulaması yapmaya gerek yok... Futbol kalitesi bakımından liglerimiz arasındaki mesafe oldukça daralmış durumda...

       "Yılmaz Vural'la yolları ayırmak takımın geleceğine nasıl yansıyacak?" sorusu, ikinci devrede Kasımpaşa adına futbolseverlerin cevabını en çok merak ettiği soru olacak...

1985 yapımı "Gurbetçi Şaban" filminden bir Yılmaz Vural karesi...
Bu filme dair, NTV’de yayınlanan “Spor Aşkı” programına konuk olan Y.Vural:
“O filmde çaresizlikten oynadım. Küçük bir rolüm vardı, 40 mark almıştım.
Allah’tan porno çekmek zorunda kalmadım!” demişti.
 

14 Ocak 2011 Cuma

SporToto Süper Lig "Apertura" Değerlendirmesi (3)...


     2010-2011 Sportoto Süper Lig'in ilk yarısının değerlendirmesini bulacağınız bu çalışma, 4 (dört) bölüm halinde yayına hazırlanmış olup sıralamada "Puan Cetveli" esas alınmıştır...
 
      Bu üçüncü bölümde "GalatasarayAntalyaspor, Eskişehirspor, Manisaspor ve Ankaragücü..."

      Yorum, eleştiri ve önerilerinizi paylaşmanız dileğiyle...



Galatasaray: 

Dünya futbolunun en iyi "10" numaralarından...
          “Rijkard’ın suçu ne?” diye başlamak gerekiyor, Hagi dönemindeki oyuna ve alınan sonuçlara baktıktan sonra…

       George Hagi’ye gönlümüzü ilk kez 1989’da Steau Bükreş-Galatasary eşleşmesindeki maçta kaptırmıştık, “Karpatların Maradonası” unvanını layıkıyla hak eden bir oyuncuydu. Onun iyi futbolculuğuna, güzel adamlığına dair yüzlerce örnek varken, “iyi” teknik direktörlüğüne dair üç örnek bile saymakta zorlanırız.

Türk Telekom Arena... Açılış maçı Ajax'la...
Ne dersiniz "mekan" oynatır mı?
       Belli ki Cimbom’un bu sancılı dönemi bir süre daha sürecek. Ara dönemde gelenlerin katkısı, Hagi-Tugay ikilisinin teknik katkısıyla doğru orantılı olacak büyük ihtimalle… Bir de Cem Yılmaz reklamındaki replikte  olduğu gibi "mekan oynatıyor" olacak mı? İzleyip görelim...

Antalyaspor: 



Medical Park Antalyaspor…
Bir futbol takımından çok, bayan voleybol takımını andırıyor bu isim…
 
        Başta Tita olmak üzere Necati Ateş, Ali Zitouni, Djıehoua, Uğur İnceman, Veysel Cihan gibi hatırı sayılır bir hücum gücüne sahip olan bir takım sadece 19 gol atmış, buna karşılık 22 gol yemiş. Geçen sezondan devam eden parasal sorunların bu durumun başat nedenlerinden olduğu kesin...

    
      Çocukluğumuzun Şifo Mehmet’i takımla 3.sezonunu tamamlamak üzere... Ta Kahramanmaraşspor'da oynarken oyun stili ile Belçika'nın yıldız futbolcusu Enzo Scifo'ya benzemesi nedeniyle antrenörü tarafından "Şifo Mehmet" adı takılır ve halen de aynı lakapla anılmaktadır. Lakin malum İsviçre maçındaki "edep dışı hareketle" façayı fena halde çizdirip gözümüzde bir alt kümeye düşmüştür kendisi...

       Takım kadrosunun "pozitif futbol"a uygun oyuncu kadrosuyla yapılanmış olmasından dolayı, takımın ligin ikinci devresinde toparlanacak gücü var. Nitekim, Antalya gibi bir kentin futbol takımının bu ligde daha iyi işler başarabilmesi gerekiyor.

Eskişehirspor: 

Renkli tribünleriyle "renksiz" futbolumuza renk katıyorlar.
       Es Es taraftarı, memleket tribünlerinin sempatik gruplarından… Lakin takımları için aynı şeyi söylemek mümkün değil.  Nasıl söyleyelim ki... Yedek kulübesinde Sivas'tan sonra İzmir Buca'da da "istenmeyen adam ilan edilen" Bülent Uygun, sahada Batuhan Karadeniz varken?..

TFF, Bucaspor'a attığı kazıktan dolayı
200 milyon TL ödemeye mahkum etti.
        Sezer Öztürk ve Erkan Zengin takımın dikkat çeken oyuncularıydı ilk yarı itibariyle. BJK patentli Tello gibi “canı isteyince oynayan” oyunculardan da bu takıma fayda gelmeyeceği görülmüştür sanırım. Takımın ikinci devredeki performansı soru işaretleriyle dolu şu an için...

"Yine, yeniden, hep kadro dışı..."
Manisaspor: 


Tarzanlar, Manisaspor'un "sadık" taraftar grubu...
        Ligimizin "Yılmaz Vural geleneği" ile "Fatih Terim patentli süper ego" tarzını kendisinde sentezleyebilen yegane hocası Hikmet Karaman'la 4.haftadan itibaren yola devam kararı alıp önemli sonuçlara imza attılar.

         Koca devreyi tek beraberlikle kapatmayı başaran (16.hafta Bucaspor’la) Hikmet Karaman’ın Tarzanları deplasmandaki Trabzon, Beşiktaş ve Galatasaray galibiyetleri ile ilk devrede ilginç skorlara imza attılar. 

Yılmaz Vural tez, Fatih Terim anti-tez,
Hikmet Karaman sentez...
        Hikmet Karaman'ın 1994'de Kocaelispor'da başlayan antrenörlük kariyerinin 13.takımı olarak çalıştırdığı siyah-beyazlı Manisaspor'un kadrosunda forvette Makukula ve Isaac, orta alanda ise J.Simpson, Yiğit İncedemir ve Murat Erdoğan takımın dikkat çeken oyuncularıydı ilk devre itibariyle…

Ankaragücü: 

Başkentin fanatikleri...
      Memleket futbolunun “asli” dertlerinden biri de bilindiği üzere “yönetimler…” Ankaraspor’u gözünün yaşına bakmadan bozuk para gibi harcayan Gökçekgiller familyasının son kurbanı da Ankaragücü… “Bu durum Ankaragücü’me gidiyor.” sözünün en anlamlı geldiği günleri yaşıyor başkent ekibinin taraftarları…

     Durum o kadar vahim ki… Rubin Kazan’ın teknik direktörü Kurban Bekievich’in Şampiyonlar Ligi maçlarından göz aşinalığı kazandığımız yedek kulübesinde “tespih çekme” seanslarının bir benzerini Ümit Özat öznelinde ligimizde görür olduk ki sanırım bunun anlamı “Allah’ım işimiz sana kaldı, bizi Gökçeklerden kurtar.”dır.


     Oysa takım, kadro kalitesi bakımından özellikle de kendi ülkelerinin milli takımlarında oynayan yabancı oyuncuları ile hiç de yabana atılır bir kadro değildi… Lakin yönetimsel çalkantılar, takımın yolunda ilerlemesinde en büyük engel oldu ilk dönem...

      Renktaşı, İstanbul prenslerinden Fenerbahçe'yi hem lig hem kupa maçında yenerek ortalığı renklendirdiler, sağ olsunlar...