28 Ocak 2011 Cuma

Muhafazakar Futbol...

Muhafazakâr Futbol…



Sadece futboldan anlayan, futboldan da anlamaz.” diyen 1978 Dünya Kupası'nda Arjantin teknik direktörü Luis Cesar Menotti ile başlayalım sezonun ikinci devresine…

Kasımpaşa maçından alınan “kuru kuru 3 puan”a ikinci yarının açılış maçı olması nedeniyle tabii ki sevindik. Dileriz ki hayatta reel bir karşılığı olmayan “Nasıl başlarsan öyle gider.” inanışı Antepspor nezdinde reelleşsin…

Kendi sahasında bunca zamandır 1 (bir) galibiyet alabilmiş, Yılmaz Vural’la “ligde kalmamız için transfer şart” dediği için “borca girmeme kaygısı”yla yollarını ayırmış, takımın elle tutulur tek oyuncusu durumundaki Yekta Kurtuluş’u Cimbom’a “money money hatırına” tamamen duygusal nedenlerle satıvermiş Kasımpaşa gibi bir takım karşısındaki düzensiz, karmaşık oyuna dair neler söylenebilir ki?..

Parayla saadet olmaz.” klişesi –biliyorsunuz- Roman Abromovich’in Chelsea’nin tapusunu üstüne geçirmesiyle yerle bir oldu.  Antepspor da tarihinde ilk kez “para da var, pul da” diyen bir başkanla neredeyse 50 milyon avroyu bulan bir takım oluşturdu, devre arasında yapılan transferlerle… Lakin oynanan oyuna baktığımızda Tolunay Kafkasvari sevimsiz futbol yine arzı endam etti yeşil zeminde.

Kırmızı siyahlı takım yine “güven vermeyen bir skor”la kazanırken Olcan Adın, Jorginho, Popov ve İsmael Sosa “topu ilerde tutmakta zorlanınca” Kasımpaşa karşısında dahi pozisyon üretmekte yetersiz kalındı. Orta alanda topa daha çok sahip olup oyun kurmaya çalışan takım ise ev sahibiydi.

Memleket futbolunun pratiğine dair son dört beş yıldır teorik düzlemde önemli sayılabilecek tartışmalar yapılıyor. Evrensel düzlemdeki “total futbol”, bizde pratik karşılığını maalesef “kaotik futbol”da bulurken, Barcelona’yla 207, Real Madrid’le 61, Atletico Madrid’le 84 lig maçına çıkan “sarışın melek Schuster”in “1960 model futbol” diye özetleyip deyim yerindeyse son noktayı koyduğu bir futboldan bahsediyoruz.

Tanıl Bora’nın 2006 yılında İletişim Yayınlarından çıkan “Karhanede Romantizm” adlı kitabından da yardım alarak özetleyecek olursak “muhafazakâr futbol” kavramı daha iyi anlaşılır:

Futbol adlı bu evrensel ve eğlenceli oyunun öncelikle mülksüzlerce mülk edinmiş olmasının temel bir nedeni var: Ucuz ve neredeyse bedava oluşu… Bu parasız, eğlenceli ve yaratıcı oyuna karakterini verenler, bu oyun sayesinde kendi yeteneklerini keşfettiler, zekâlarını kanıtlama fırsatı buldular. Luis Cesar Menotti’nin deyişiyle: “Futbol sayesinde “birisi” oldular.” Bir kimlik edindiler yani…

Galibiyetin ancak galibiyetin elde ediliş biçimi oranında değerli olduğunu bilip yetenekleriyle zenginleştirdikleri kaliteli bir oyun peşinde koştular. Sözün özü, kazanmak tek amaç olmadı.

“İyi oynayan bir takım maçlarını kaybetse de stadyumları hep doldurur.” anlayışını benimseyip oyunun “eğlence tarafı”nı hiçbir zaman yadsımadılar, unutmadılar, küçümsemediler…

Lakin geçen yüzyılın ilk evresinde parası olanlar, bu oyuna olan ilgiyi keşfedip kapital mantığıyla yaratıcılıktan uzak, sevimsiz, kendi muhafazakâr dünya görüşlerini de yeniden üretmekte, kitlelerle buluşturmakta bir araç olarak futbolu yeniden dizayn etmeye koyuldular. Günümüz modern endüstriyel futboluna evirdiler bu güzelim oyunu…

Akla gelebilecek her türlü numaraya başvurup kâr hırsıyla gözleri kararan, spekülasyonlardan da geri kalmayan bir anlayışın tepeden yönlendirdiği, yine Menotti’den bir alıntıyla söyleyecek olursak “ultra savunmacı bir taktik”le oyunu yeniden kurguladılar.


“En iyi futbol bildiğim futboldur.” anlayışıyla “muhafazakâr futbol”unu değiştirip dönüştürmekten yoksun, kalıplaşmış oyun şablonlarının dışına çıkıp “deneysel futbol”a dair örnekler, kurgular sergilemekten uzak teknik kadrolarla “Anadolu devrimi” denilen kulağa hoş gelen; ama içi boş olan sevimsiz bir oyun bizimkisi işte, beyler… Kandırmayın bizi…

Futbolumuzun son dönemdeki iyi kalemşörlerinden Bağış Erten’den bir alıntıyla bitirelim haftayı: (…) Futboldan nefret etmek için onlarca sebep sayılabilir bu aralar... Toplumsal ve kültürel hayattan çaldığı rol, giderek vandallaşan enstantaneleri, endüstrisi, “derin ilişkileri”, maçoluğa ve ayrımcılığa meyli en sıkı futbolseverlere bile “illallah” dedirtiyor. Ama “ibadet biçimleri”, “tefsirler”; hatta “futbol uleması” saçmalıyor diye “imandan” vazgeçilmez ki!..


1 yorum:

  1. Tolunay Kafkas'ın futbolu Mehter takımına benziyor. 2 ileri gidiyorsa 1 adım geri gidiyor. Bu yüzden geçtiğimiz yıllarda Kayserispor 5-8 arası dalgalanan bir takım olmaktan kurtulamadı. Gaziantepspor güçlü kadrosuna, ekonomik gücüne rağmen -sıralamada yeri fena olmasa da- iyi futbol oynamıyor ve en önemlisi şu, Gaziantepspor taraftarı hiçbir maça kesin kazanırız gözüyle bakamıyor!

    YanıtlaSil