5 Ocak 2011 Çarşamba

Öykündüğümüz Öyküler (3)

              Veysel KAYGUSUZ        
"Yaşam öyküleri, sanıldığınca karışımsız değil, karışımlıdır. 
Her bir yaşam öyküsü, öbür yaşamların parçacıklarıyla tamamlanır."
- Özdemir Asaf -


NAZLI...

     altı yıl önceydi. bizimki bırakıp gitti bir sabah. dur bir sigara içelim. sen de ister misin? sert mert içiyoruz, sağol. seninki yakmaz benim boğazımı. kahve diyeceğim ama... peki sonra.

     şunun babasını on bir yıl önce gördüm. bir düğünde. üç beş arkadaşıyla oturmuş zıkkımlanıyor. ama o kendi başına sanki. diğerleri gülüşüyor, oynayan kızlara bakıyor, o dalgın. ağır bir dalgınlık. masadakiler kalkıp oynuyor, kafaları iyi; bizimki masaya çakılı. ha bire çekiyor. hani Hüsnü vardı, kemancı. bildin değil mi? o da bizimki içsin der gibi bir asılıyor. dertsiz adam kanser olur, kalkar masadan. öyle çalıyor namussuz.

    aşık oldum. ilk görüyorum. nesine olmadım ki! dalgınlığına, arada başını kaldırıp gülümsemesine, sigara içişine. beni de o alıştırdı. o dediysem gittikten sonra yani. bir sigara çekişi var, Allah seni inandırsın o çekiyor ben öksürüyorum. parmak uçları yanacak gibi. hele bakışlarına. Kadir İnanır halt etmiş! üzerinde açık mavi bir gömlek, uzun kollu. yeni almış düğün için. katlama izlerinden belli. bir gün ütüsüz giydirmedim boyu devrilesiceyi. kıymet mi bildi sanki?

     hani biri seni gözetler de sırtın dönük de olsa hissedersin. sonra dönüp bakarsın. o da öyle. anladı mı nedir? ondan beklenmeyecek bir çeviklikle o kara gözlerini kısıp bana bir baktı ki öldüm sandım. ateş bastı her yanımı. yanımda anam anladı. Nasıl olmuşsa suratım al al. ateşime bakıyor safım, ne bilsin?

     kahvenin sırası değil mi abla? bak bu kahveyi bir ben yaparım, bütün kasabalı bilir. kahve ya mermeri olur ya da serseri. iyi kahve böyle renk renk olur. renk dediysem kahverengi tonları: açık, koyu... köpüğün altından süzülecek renkler.

    o gece uyuyamadım. sabah olmadı. yemeden içmeden kesildim. dalgın oldum. anam tuz ister ben şeker götürürüm; şeker ister tuz götürürüm. bir gariplik var bu kızda demiş babama. yemeklerde laf çarpar, ağzımı arar... neyse. sordum soruşturdum gizliden. kimin nesidir, diye.

     adı Nihat'mış. Çarşı Cami'nin yanında bir dükkanı varmış: köşker, babadan kalma. dükkan dediysem baraka gibi bir yer. ben akşamdan kuruyorum: eski ayakkabılarımı tamire götüreceğim. sabah oluyor, elim ayağım giriyor birbirine. böyle böyle bir hafta geçti. akşam, tamam diyorum, sabah oluyor cayıyorum. hem kiminle gideceğim? tek başıma gitsem... hafif kız olurum korkusu. aldım bir gün Gülsüm'ü yanıma, elimde poşet çıktım. birinin topuğu düşmüş; birinin tokası çıkmış, olacağa her şey bahane. Gülsüm'ü de tembihledim. o konuşacak. konuşabilecek cesaretim olsa ben konuşacağım ya nerdee? daha ben caminin minarelerini görünce titremeye başladım, kaç yüz metre öteden. Gülsüm usta bu işlerde. vardık barakaya. önce Gülsüm girdi ardından da ben süklüm püklüm. o ağzında sigara, vuruyor da vuruyor önündekine. bizim farkımızda bile değil. öyle dalmış yine gözü çıkasıca! "Usta" dedi Gülsüm, "şunlara bir bakıversen." bizimki o zaman kaldırdı başını. hoş benim başım önde. bakamıyorum bile. "iki saat sonra alırsınız." deyip attı ayakkabıları öyle üstünkörü.

CANAN...

     Efkan hep sorardı: "babanı" derdi "hiç merak etmiyor musun? " "etsem ne fayda!" derdim, "birkaç fotoğraf var düğünlerinde çekilmiş, hepsi bu! " "bebek vermişti bir keresinde bana. bez bir bebek. bir de onu hatırlıyorum. kendi yapmış. annem derdi. "
     şimdi Efkan da yok. biri bana onu sorsa, onu da hatırlamıyorum derim. yüzünü bile. insan en yakınındakilerin yüzünü dahi unutuyor. kimi geceler zorluyorum kendimi. yeni bir suret çıkıyor ortaya. benzemiyor Efkan'ınkine. gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler ya, ya gönülden ırak olan?

     sevmiştim Efkan'ı. annemin babamı sevmesi gibi. babam anneme nasıl yar olmadıysa Efkan da bana... annemin anlattıklarından hiç bahsetmedim Efkan'a. Efkan çok üsteledi de yine de anlatmadım. bütün kasabalının bildiğini Efkan bilsin istemedim. hem Efkan'a ne idi bunlardan!

   kız çocukları babalarına benzeyen erkekleri severlermiş. üniversitede öğrendim bunu. yurtta oda arkadaşlarım da doğrulardı bunu tercihleri ile. Efkan babama benzer miydi? bunu bilemedim. ama ben erkeğimin dedem gibi olmasını isterdim. onun gibi ince, yapmacıksız, abartısız.

     babam gönderince görücüleri, dedem pek oralı olmamış, mesafeli davranmış gelenlere. annem diretince üstelememiş. "senin hayatın kızım, bir şey diyemem." demiş. " kendi yazgını kendin sürmek istiyorsan alnına... "
babam bizi terk edince annem hep ağlamış. günlerce, gecelerce. tesellisi dedeme kalmış. bir gün olsun yüzüne gelmemiş annemin, bir gün olsun" sen istedin o çulsuzu" dememiş.

     annem kimi geceler dua gibi mırıldanırdı: " en ağırı da bu! hiçbir şey dememesi. kasabalıların dedikodusuna göğüs germesi... "

     Efkan babama benzer miydi, bilemedim. ikisini de en lazım gelen zamanda yitirdim...
                          
NİHAT...

      Nazlı bizim fakirhaneye gelince... "oğlum Nihat" dedim, seviyor bu kız seni. hem sevmeseydi gül kurusu kazağını giyer miydi? uzun, siyah saçlarını bırakır mıydı omuzlarına?

       çıkıp gittiler Gülsüm'le. o iki saat geçmek bilmedi. 
    iki gün sonra yollayınca görücüleri nasıl da şaşırmış. evlendikten sonra söylediydi. "ben" dediydi "hiç   beklemedim senden" "ne bileyim dükkanda hiç ilgilenmeyince. "

    babası karşı çıksa da... Nazlı istiyorum deyince kırmamış bizimkini. Nazlı adı gibidir. evin ilk çocuğu.  kasabanın güzeli. babası iki etmezmiş bir dediğini. 

      nasıl vurulmuşsa bana o düğünde, neyime vurulmuşsa?

      ben mi? 

      erkek kadını sever, geçer; geçebilir. üzerinde konuşmaya bile lüzum görmez. ama bir kadın erkeği severse,  o yüreği taşırsa içinde. hem de kasaba yerinde. düşerse erkeğinin peşine. "o benim" diye diretirse...
     
     o sabah erkenden çıktım evden. ne Nazlı'yı ne de Canan'ı öptüm. korktum. ya "baba nereye?" derse Canan.
    
   Nazlı'yı uzun geceliğiyle sağır uykusunda... Canan'ı karnına kadar çekilmiş ayaklarıyla...daha gün doğmamıştı. ağır bir sis vardı kasabanın üstünde. bir tek, caminin puslu ışıkları...



2 yorum:

  1. hocam ilk yorum benden olsun her okudugumda bende farklı etkiler bırakabilen bi çalısma coookk güzel yüreğinize saglıkkkkk . . . ykp polat

    YanıtlaSil
  2. Veyselinko ben bunu okumuştum,çok beğenmiştim ilk okuduğum zaman.Şimdi yine okurken sanki hiç okumamışım gibi etki uyandırdı ve biliorum ki bir daha okusam yine farklı bir etkisi olacak...

    YanıtlaSil