17 Ocak 2011 Pazartesi

Öykündüğümüz Öyküler (4)...


Yolda...
   Veysel KAYGUSUZ
- Sinan -


      
      kısa bir telefon konuşması. “buraya gel!” nedenini soramadan yüzüme kapanan ses. Nilgün’le ilgilidir. Eftal’i hiçbir şey rahatsız etmez bu dünyada. eder de bana gereksinim duymaz. “ufak meseleler” der dünya işleri için. 

        Eftal ne zaman Nilgün’le bir sorun yaşasa yardım ister benden. “sen” der “ne de olsa köylüsüsün, anlarsın dilinden.” anlarım anlamasına ya Nilgün de bir kadın sonunda. çoğu zaman köylüsü olmak yetmiyor bir kadını anlamaya. 

       otogarda Eftal karşıladı beni. sarıldık, öpüştük. sanki ben değil de oydu o uzun yolculuğu yapan. bitkindi. ağzında hiç eksik etmediği sigarası. “değiştirmişsin.” dedim. gülmek zorundaymış gibi gülümsedi. arabası dışarıdaymış. sessizce yürüdük. usul usul yağmur yağıyordu. Eftal’i hiç böyle suskun görmemiştim. değil iki yıl on yıl geçse sanki dün ayrılmışız gibi başlardı sohbete. ışıkta durunca “Nilgün’le ayrılıyoruz.” dedi, yüzüme bakmadan. çalan müzikten mi yağan yağmurdan mı arabanın içini bir sonbahar kapladı.

      gözlerim sileceklerde...

- Bir Öğle Yemeği -
 


          Nilgün’le aynı kasabadanız. Hoş Eftal aynı köydensiniz diye küçümsemeyle karışık dalgasını geçer ya... Nilgün benim okuduğum üniversiteyi kazanınca dedesi babama gelmiş. “göz kulak olsun.” demiş “bizimkine.” bizim kızlarla tanıştırdıydım ilkin. Gülizar’la da yurtta aynı odadaydılar. çabuk alıştıydı Nilgün üniversiteye. 

       Eftal, ev arkadaşım, can yoldaşım. İstanbullu. anasının gözü bir oğlan. o bizden farklı. öğretmen bir anne babanın çocuğu. üstüne üstlük tek çocuk. buna hamileyken bir rahatsızlık geçirmiş annesi. ondan sonra da çocukları olmamış ailesinin.

       sahilde bir evimiz var. sabah akşam içiyor Eftal. “bu dalga sesi” diyor “adamı öldürür.” dünya yansa umurunda olmaz. ben dersten gelirim, o hâlâ uyur; ama ne uyuma! odası afyon, anason, küf... yirmi dört saat benim pek de anlamadığım bir müzik yayılır odasından kokularla beraber. hiç kapatmaz teybini.

      Nilgün’e “ev yemeklerini özlemişsindir. bize gel bir yemek yiyelim hakiki zeytin yağlı, bizim oralarınkinden.” dediğimde Eftal gibi bir sarhoştan bahsetmem yakışık almazdı. Nilgün ince kızdır. kırmadıydı beni. “hafta sonu gelirim.” dediydi nazikçe. hafta sonuna kadar bizim evde bir temizlik bir temizlik. hele Eftal’in oda? “bana ne lan senin köylünden!” söylene söylene; küfür ede ede...

          o gün erken kalktıydı Eftal. mutlu da olduydu. “güneşi unutmuşum lan!” baharın ilk günleri. deniz kokusu, mutfaktaki yemek kokusuna karışmıştı. Nilgün’ü alıp geldiğimde Eftal soframızı ondan beklenmeyecek bir titizlikle ne de güzel hazırlamıştı.

           güzel bir gündü... Eftal, Nilgün, ben. epey gülmüştük. hele bizim kasabadaki tiplerden bahsedince Eftal bayıldıydı gülmekten. 

      “oğlum Sinan, ben bu kıza aşık oldum.”

     önceleri üstünde pek durmadığım bu cümle, Eftal’den onlarca kez başka kızlar için duyduğum bu cümle, ağırlığını algılayamadığım bu cümle...

     o günden sonra Eftal’e bir şeyler oldu. sabah erkenden kalkıp derse gider oldu. “Nilgün için oğlum, ne yaparsın aşk!” 

     yine de inanmadıydım bizim serseriye. 

    ne zaman tanıştılar, ne zaman sevdiler birbirlerini, ne zaman el ele gezmeye başladılar en yakınları ben bile anlamadıydım. 

     çok hoştular...

     Eftal yazları bizim kasabaya gelirdi. zeytin ağaçlarının altında az türkü söylemediydik.

     üniversite biter bitmez evlendilerdi. nikah şahitleri de ben.


     demek ayrılıyorlar. 
      . . .

     yeşil yandı Eftal...

5 yorum:

  1. Affınıza sığınarak.. isim tamlar takıntı var sanki çok fazla isim!
    ''bir sonbahar kapladı gözlerim sileceklerde''.
    ''üniversite biter bitmez evlendilerdi, demek ayrılıyorlar''
    imge hoş isim boş yinede devam etmenizi diliyorum tabiki.Saygıyla...

    YanıtlaSil
  2. isim mevzunu biraz daha açarsan güzel olur cansu

    YanıtlaSil
  3. Okuyucuyu tembelleştiren bir şey değil midir çok fazla isim? Yanılıyor da olabilirim bağışlayın lütfen.
    Saygıyla...

    YanıtlaSil
  4. ben sadece üç isim okudum orda çok fazla derken? kurulan cümlelerde bir şeyler var insanı içine çeken. akıp giden. uzağı ve yakını birbirine çeken. nedir anlayamadım ama. Veysel Kaygusuz daha çok yazmalı bence.bundan eminim.

    YanıtlaSil
  5. zihni yorucu bir üslup var bence yazdıkça düzelecek bir şey

    YanıtlaSil