10 Şubat 2011 Perşembe

Bir denizanasıdır umut (3)…

Bir denizanasıdır umut (3)…


bir denizanasıdır umut
koca denizin orta yerinde
bir açılır bir kapanır
açılır kapanır
kapanır açılır.
(Can YÜCEL’den)

III – Kürt Cephesi:

Tarihçiler, 1071 Malazgirt Savaşı’nda Alparslan’ın Bizans’a karşı yaptığı meşhur savaşta 17 Kürt Beyi’nin onu desteklediğini, yine Yavuz Sultan Selim’in büyük Doğu Seferi sırasında İdris-i Bitlis’i komutasındaki Kürt savaşçıların Şah İsmail’e karşı yeniçerilerle birlikte mücadele ettiğini, Kürtlerin 1915 Çanakkale Destanı’nın yazılmasındaki katkılarını ve nihayetinde Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Atatürk’ün yanında yer aldıklarını yazarlar. 
Türk tarihinin dönüm noktalarında Kürtler'in rolü tartışılmaz.
Yukarıdaki tarihi süreçlere dikkatlice bakıldığında Türk tarihi açısından önemli dönüm noktalarında hep Kürtlerin de rol aldığı görülür. Ancak Cumhuriyet’in ilanından sonraki süreçte yaşananlara baktığımızda Kürtlerin bahsettiğimiz tarihsel rolleriyle arasında ters bir durum olduğunu anlamak oldukça kolaylaşır. 1923-1938 yılları arasında 28 Kürt isyanından bahseder tarihçiler… PKK sürecine de yirmi dokuzuncu isyan diyenler vardır, bildiğiniz gibi…
Bütün bunlardan bahsetmemizin nedeni var olan bu sorunun çözümünün hiç de düşünüldüğü gibi zor olmadığıdır Türkler ve Kürtler açısından… Son 30 yıllık çatışmalı süreçte doğrudur, Türkler ve Kürtler de çok fazla bedel ödemişlerdir. Ancak bugün gelinen noktada mevcut sürecin çözüme evrilmesi için koşulların her iki taraf açısından olgunlaştığı görülüyor. 
Peki, bu noktada Kürtler ne istiyorlar? Kürtler, temel olarak üç nokta üzerinden hareket edecekler, medya organlarından takip ettiğimize göre:


a) Yeni bir anayasayla demokratikleşme sürecinin getirdiklerinin yasal güvence altına alınmasını, 
b) Kendi çocuklarına anadillerinde eğitim hakkını, 
c) Genel af biçiminde adlandırılacak bir düzenlemeyle dağlardaki, cezaevlerindeki ve yurt dışındaki insanların Türkiye’ye dönüşünün sağlanması… (Demokratik özerklik başka bir yazının tartışma konusu)

Bu süreçte Kürtlerin yasal sözcüsü olarak BDP’ye ciddi görevler düştüğü herkes tarafından dillendirilmekte… Hassasiyetleri gözetecek olgun bir siyasal sürecin gelişmesinde rol almaları, AKP iktidarının çözüm adına çabalarını cesaretlendirecek yaklaşımlar sergilemeleri, duygusal yaklaşımları ön plana çıkarmaktansa “akıl ve sağduyu”yu hâkim kılmaları, provokatif söylem ve eylemlere kesinlikle prim vermemeleri… En azından beklentiler bu yönlü… 
30 yıldır yaşananların bir fiil içerisinde yer alan birçok BDP yöneticisinin bu siyasal olgunluğu gösterecek teorik ve pratik deneyime sahip olduğunu düşünmek istiyoruz Türkiye kamuoyu olarak… Çünkü sorun, yaşananlardan dolayı söylenen her sözün yanlış anlaşılmasına ve provoke edilmesine uygun bir zemin sunmaktadır ki ülkemiz siyasal/toplumsal yaşamı bunun birçok örneğiyle doludur. 
BDP açısından Öcalan/PKK gerçekliği de orta yerde durmakta… BDP, Kürtlerin hassasiyetleri kadar Türklerin de hassasiyetlerini göz önünde bulundurduğu oranda hep söz edilegeldiği üzere Türkiye’nin partisi olma yolunda da önemli adımlar atmış olacaktır.

Bir başka gerçeklik de BDP açısından CHP ve MHP’dir… Görünen odur ki AKP iktidarına karşı CHP ve MHP gemileri yakmış durumdadır. Ancak, BDP bu noktada yine önemli bir misyon üstlenebilir, CHP ve MHP yöneticilerini çözüme katkı sunma noktasında ikna edici bir yaklaşımın öncüsü olabilir. Çünkü dayandığı dinamikler açısından öncelikle CHP tabanının ve sonra MHP tabanının ikna edilmesi, çözümün kalıcılığı, temelinin sağlamlığı açısından önemli olacaktır. Özellikle Ahmet Türk’ün yakın geçmişte CHP ve Deniz Baykal’a dair söylemlerine baktığımızda böyle bir ihtiyacın var olduğunu görmek/hissetmek mümkündür.
 Dileğimiz odur ki çözüm adına bir hayli gecikilmiş de olsa bunca yaşanan kayba ve çekilen acılara rağmen sağlıklı bir çözüm adına sorunun parçası olan herkesin aynı zamanda çözümün de bir parçası olması, taşın altına elini koyması, acılara ve yaralara herkes adına derman olmasıdır.
 Savaş, kardeş kardeşi öldürmüyorsa asla savaş değildir.” der Emir Kusturica’nın Underground (Yer altı) filminin kahramanı Komutan Marko… 
1995 yapımı film,
Kusturica'nın en iyi filmlerinden  biri kabul edilir.

2 yorum:

  1. BDP SORUNA CİDDİ ADIMLARLA YAKLAŞMIŞTIR.. TABANI KÜRTLER OLDUĞU İÇİN CİDDİYE ALINMIYOR! (VEYA ALINMAK İSTENMİYOR)
    FAKAT AKP ZİHNİYETİ AÇILIM, DEMOKRATİKLEŞME VS. GİBİ SÖYLENTİLERLE BEKLENTİLERİ BOŞA ÇIKARMIŞTIR VE ÇIKARMAYA DEVAM EDİYOR..
    MECLİSTE BULUNAN DİĞER PARTİLERDE BU GİBİ OLAYLARDAN SİYASET YAPIP RANT ELDE ETMEYE ÇALIŞIYOR!
    ZİHNİYET BU ŞEKİLDE DEVAM EDERSE İKİ TARAFTA ÇOK BEDEL ÖDEYECEĞE BENZİYOR..
    BİZİM SLOGANIMIZ HER ZAMAN BELLİDİR... YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ!!! BİJİ BIRATIYA GELLAN

    YanıtlaSil
  2. Yapılan anketler yeni nesil Türk ve Kürt gençlerinin birbirlerine karşı tahammülsüzlük sınırına geldiğini gösteriyor. Bu durum karşısında ne yapılması gerektiği açık. Halkların isteklerinin karşısında kimse karşı duramıyor, bunu Mısır'da ve diğer isyan ülkelerinde görüyoruz. Geç kalmamak lazım diyorum....

    YanıtlaSil