27 Şubat 2011 Pazar

Bir denizanasıdır umut... (4)

Bir denizanasıdır umut (4)…



bir denizanasıdır umut
koca denizin orta yerinde
bir açılır bir kapanır
açılır kapanır
kapanır açılır.
(Can YÜCEL’den)

IV- Sol ve Aydınlar Cephesi:

    Kürt sorunun çözümüne dair AKP iktidarı tarafından geliştirilmeye çalışılan sürece sol ve aydınlardan farklı tepkiler geldi bugüne kadar… Var olan problem, özü itibariyle sağ ya da sola ait değil; çünkü doğrudan doğruya evrensel insan haklarıyla ilgili… Ancak bu tür sorunlara çözüm üretmek dünya siyaset arenasında hep sola atfedilir. Ancak “Türkiye modeli” yine burada karşımıza çıkıyor: AKP gibi İslami ve muhafazakâr dinamiklerden beslenen bir iktidar, sorunun çözümü noktasında Cumhuriyet tarihinin en cesur söylemlerini gerçekleştirip adımlarını atmaya hazırlanıyor, kendi politik geleneklerinin çapı oranında. Bu söylemler/adımlar mehter takımı yürüyüşü formatında olsa da… Gerçi son dönemdeki söylemlere bakıldığında “bir cesaret kırılması/geri adım atma” durumu söz konusu... Neyse, biz asıl başlık konumuza dönelim:
İsmail Beşikçi
Martin Van Bruinessen'e göre "Kürtlerin Frantz Fanon'u" 
Kürt sorunun en çatışmalı olduğu 1989-1999 sürecinde yükü, sol ve aydınlar adına İsmail Beşikçi, Haluk Gerger, Fikret Başkaya, Yalçın Küçük…gibi problemi teorik ve pratik düzlemde kamuoyunun gündemine taşımaya çalışan aydınların çabaları söz konusuydu. Tabii ki adı geçenler arasında yaşanan siyasi/toplumsal değişim ve dönüşümlerin gerisinde kalan veya farklı noktalara savrularak hayal kırıklıkları yaratanlar da olmadı değil.
Fikret Başkaya
"Paradigmanın İflası" adlı çalışmasıyla ezberleri altüst etti.

     Şimdilerdeyse Kürt sorununun popülerleştiği; hatta devletleştiği, tabiri caizse tehlikeli sulardan çıktığı dönemlerde genellikle liberal aydınlar üzerinden bu tartışmalar yürütülüyor. Tabii ki böyle olması sorunun daha önce neredeyse sadece sol çevrelerde farklı boyutlarıyla tartışılıyor olmasından kaynaklanıyordu. Ancak gelinen noktada Kürt sorununun çözümüne dair liberal görüşlerin aracılığıyla bir tartışma platformu oluşturularak kamuoyu yaratılmaya çalışıldı. Burada çözümün hangi merkezden yönlendirildiğinin de önemi var doğal olarak... Ama şurası açık ve unutulmaması da gerekir ki sol  perspektiften verilen  teorik ve pratik  mücadelenin açtığı yol olmasa, bugün  liberal aydınların bu sularda bu kadar açılabileceğini düşünmek de yanlış olur. Gelinen noktada gerek muhafazakâr, gerek liberal gerekse sol aydınların en azından devletin geçmişte yanlışlar yaptığı ve en azından kültürel hakların tanınması gerektiği konusunda birleşmesi ortak akıl ve vicdanın buluştuğu asgari müşterek olarak ele alınabilir.
Haluk Gerger
"Türk Dış Politikasının Ekonomi Politiği
adlı çalışması bu alandaki önemli kaynaklardandır.
Asıl ele alınması gereken aydın tavrı ise, eskinin solcu bugünün ulusalcı geçinen aydınlarının Sayın Mümtaz Soysal’da vücut bulan tavrıdır. Bu tavır ki yıllar önce Türk Solu adlı dergide dile getirilen “'Kürt varsa sorun vardır; çünkü Kürt varsa onun ayrı devlete kadar giden hakları da olabilir.” teorik gerçeğinden beslenmekte; hatta bu beslendiği teoriden de ürkmektedir. Ulusalcı aydınlar, genlerinde var olan İttihatçı refleksiyle hareket ettiklerinden ve demokratik bir devlette “öteki”yle nasıl bir arada yaşanılacağını henüz formüle edemediklerinden yapılan bu tartışmaları/açılım sürecini içene sindirememekte; hatta korkuyla izlemekte, akıl ve sağduyudan uzak tepkiler sergilemektedir, Kürtlerin varlığının kabul edilmesinden endişe duymaktadır.
Yalçın Küçük
Farklı söylemleriyle hep gündem oluşturdu.
Bu noktada sözü çok uzatmayalım ve Tarihçi Murat Bardakçı'nın konuya dair en son tespitine bakalım: “Demokratik açılım süreci Tanzimat’tan sonra en önemli siyasal-sosyal projedir. Tanzimat’la Müslim-gayrı Müslim ayrımı ortadan kalktı, bu proje ile de Türk-Kürt ayrımı ortadan kalkacaktır.”

V - Kapanış... 

                Demokratik açılım/Kürt açılımı tartışmalarına dair dört bölümden oluşan çalışmamızda konuya farklı cephelerin bakış açılarını ve bunlara dair düşüncelerimizi paylaşmaya çalıştık. Yazımıza iktidar cephesiyle başlamıştık ve bugün de iktidarın en tepesindeki Başbakan Sayın Erdoğan’ın 11 Ağustos 2009 Salı günü TBMM’deki sözleriyle bitirmek istiyorum: “Hayal gücünüzü zorlayın. Mesele büyümeden çözüme kavuşturulsaydı bugün Türkiye nerede olurdu? Annenin ideolojisi yoktur, siyaseti yoktur; sağcılığı solculuğu yoktur. Yozgat’taki anne ile Hakkâri’deki anne oğullarının başında aynı duayı ediyorsa, burada çok ciddi bir yanlış olduğu ortadadır”.

Bir denizanasıdır umut
koca denizin orta yerinde
bir açılır bir kapanır
açılır kapanır
kapanır açılır.
- Can YÜCEL - 
Haftanın Kitap Önerileri:
          
          "Bir Denizanasıdır Umut" adlı dört bölümlük çalışmanın ana temasını oluşturan "Kürt Sorunu ve Açılım" sürecine dair gündemin iki yeni kitabı "karşı tarafı" anlamak adına okunabilir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder