7 Şubat 2011 Pazartesi

İki Maç, Bir Yazı...

İki Maç, Bir Yazı 

Bölüm 1: “Victoria Concordia Crescit…”

Başarı, uyumdan gelir...
1949 yılında Arsenal logosu modernize edilirken (kulüp tarihinin ilk renkli logo çalışmasıdır bu aynı zamanda) kulübün program editörü Harry Homer tarafından logonun alt tarafına altın sarısı harflerle Latince “Victoria Concordia Crescit” yazılır. Anlamı, “başarı uyumdan gelir…” 

Portakalların “kadife ayaklısı” Frank Rijkaard’da aradığını bulamayıp “Karpatların Maradonası” George Hagi ile teselli ikramiyesi olarak Ziraat Türkiye Kupası’nın kulpundan tutmaya çalışan, UEFA Kupası’ndan dolayı “Üç İstanbullu”nun en fiyakalısı Galatasaray ile Kamil Ocak’ta perşembe günü çok soğuk bir kış günü gerçekleşen karşılaşmada alınan 3-2’lik tatlı galibiyeti özetlemek için “Victoria Concordia Crescit” sloganı yeterlidir sanırım.
Gaziantepspor 3 - Galatasaray 2
Kupa maçındaki ilk 11, savunmada Yalçın Ayhan, orta alanda Zurita ve hücum bölgesinde Cenk Tosun’la tribünler adına sürprizdi. Ancak, savunma hattında “korkulu rüyamız” Yalçın Ayhan’ın Danny ile uyumu, orta alanda Zurita’nın ileri-geri çalışkanlığı (yediğimiz ilk goldeki hatasını da bir tarafa not edelim), Cenk Tosun’un ilk maçındaki skor üretkenliğiyle birleşince yediğimiz iki gole rağmen yine de güzel bir galibiyet oldu.

Sezonun en iyi maçlarından birini çıkaran “Yeşilçam’ın şımarık çocuğu modu”ndaki Popov ve yeni Brezilyalımız Wagner’in göz doldurduğu maçta, M.Ceylan’ın orta alanda Ayhan-Neill ikilisiyle mücadelesi, İvan-Olcan çiftinin çalışkanlığı ve Elyasa’nın “sürpriz golü” gecenin unutulmazlarındandı.

Hakem triosunun son dakikada tribünlerin “Arjantinli çocuk” dediği İsmael Sosa’nın penaltısına düdük çalmaması da “dileriz ikinci maçta bu penaltıyı çok aramayız” konuşmaları arasında aklımızın bir köşesine kaydedildi.
Bölüm 2: “Rüyalarım dışında 
futboldan kopmadım.”

Konyaspor 0 - Gaziantepspor 2
Perşembe günü yüksek tempoyla oynanan kupa maçından sonra deplasmandaki Konya maçına “1 puan iyidir.” anlayışıyla baktık. Memleketin aklıselim futbol kalemşorlarından Uğur Meleke’nin “Bursa ve Eskişehir maçlarında 9 ön liberoyla oynuyorlar.” diye eleştirdiği Ziya Doğan’lı Konyaspor, hiç de “can derdinde bir takım hüviyeti”nde değildi.

Nitekim bizimkilerin de “1 puanı alıp gidelim.” havasıyla ruhumuza, futbol zevkimize limon sıkan bir 45 dakika izledik. Lakin ikinci 45’te, Konyasporlu Zayatte’nin 55.dakikada kırmızı kart görmesi ve devamında Tolunay Kafkas’ın iki doğru hamlesiyle (M.Ceylan – Olcan Adın, Jorginho – Wagner değişiklikleri) oyunun kontrolünü ele alan Kırmızı Siyahlılar için 3 puanı almak zor bir iş olmaktan çıktı.

Sonuç olarak geçen haftaki kritik Gençlerbirliği maçında kaçırdığımız 3 puanı deplasmanda telafi etmek ve "kupadan başka şansı yok" denilen Cimbomspor’u tehlikeli bir skorla da olsa 3-2 yenmek uzun zamandır özlemini çektiğimiz iki güzel galibiyetti…

Kupa maçındaki “arzulu oyun”un ve “takım uyumu”nun diğer maçlara da yansıması, “başarı”ya giden yolu –muhakkak- kısaltacaktır.

“Futbolcu olamadım; ama rüyalarım dışında da futboldan kopmadım.” diyen Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, “Gölgede ve Güneşte Futbol” adlı kitabında “futbol ile Tanrı” arasındaki benzerliği açıklarken şunu söyler: “Birçok insanın ona (futbola) inanmasıyla ve entelektüellerin ona kuşkuyla yaklaşmasıyla ölümsüz ve mutlak bir varlık gibidir bu oyun…”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder