19 Şubat 2011 Cumartesi

Tek Yol Devrim, Allah Kerim...

 

T e k   Y o l  D e v r i m,

A l l a h   K e r i m

 

       Devrim Dediğiniz Bu Kadar Arzulanası Bir Şey Mi?..

         19 ve 20. yüzyıl dünyanın birçok ülkesinde devrimlere sahne oldu. Fransız Devrimi ile başlayan devrimler çağı, Avrupa'daki 1848 Demokratik Devrimleri ve 1917 Ekim Devrimi ile sürdü. Bunu Uzakdoğu ve Latin Amerika'daki “ulusal kurtuluş hareketleri ile sosyalizm mücadelesinin birleştiği devrimler” izledi. Ama tüm bu siyasal devrimler önemli kazanımlar içerse de  toplumun özgürlüğü önünde önemli setler de oluşturup büyük hayal kırıklıkları yaratarak bürokratik yönetimlere dönüştü.


Bu noktadan sonra 1968 hareketleri ile toplumsal hareketler, siyasal devrimleri ve ideolojileri sorgulamaya başladılar. Yaratılan her örgütlülüğün, üretilen her söylemin kaçınılmaz olarak kendi iktidarını kurarak yeni baskı mekanizmalarına dönüşmesi insanlığın trajedisi ve umutsuzluğu olarak algılanmaya başlandı.

Aydınlanma düşüncesinin “insanın iyiliği ve aklın üstünlüğü” üzerine kurulu hümanist felsefesi yerini “faşizm insanın içindedir, her birimiz onu üreten ve taşıyanlarız” karamsarlığına bıraktı. Devrimlerin  insanın özgürlüğü şöyle dursun, yeni baskı araçları  yaratması üzerine “devrim dediğiniz bu kadar arzulanası bir şey mi?” sorusuna kadar götürdü işin ucunu… En azından siyasal devrimlerin tek başına toplumları özgürleştirmediği sonucuna ulaşıldı. Bunun yansıması olarak 1989'da Doğu Avrupa'daki karşı-devrimlerle bürokratik düzenler, yerini liberal düzenlere bıraktı, büyük bir özgürlük yanılgısını da beraberinde taşıyarak...

Son kertede 21.yüzyıla büyük bir atalet içerisinde giren toplumları, Arap Devrimleri uyandırdı. Yılların baskıcı rejimlerine ve onların getirdiği yoksulluğa karşı klasik bir öncü parti ve rehberlik edici bir teori olmaksızın, daha çok sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla örgütlenerek Tunus ve Mısır halkları başta olmak üzere birçok Arap ülkesinde sokak eylemleri gelişti.

Tunus ve Mısır'da 30 yıllık diktatörlerin gitmesiyle sonuçlanan eylemler yeni bir tartışma başlattı. “Bu devrim midir, değil midir?” sorusu, yaşananları bir kalıba sokma ihtiyacı içerisinde baş gösterirken, bize göre öncüsüz, teorisiz bu 21.yüzyıl devrimleri en azından 20. yüzyılın önderlikli ve katı ideolojik devrimleri kadar “demokratik halk devrimi” olma özelliği taşıyor.

Tam da bu nokta, dönüp Foucault'ya bakma zamanıdır. Özellikle 1979 İran Devrimi hakkında söyledikleri güncel bir hal almaktadır. İçinde bulunduğumuz bilişim çağında entelektüellerin artık bir nevi peygamber gibi topluma doğru yol gösterdiği dönemler geride kalmıştır. Artık bilgi her yerde ve ulaşılabilirdir. Entelektüelin eski işlevi; siyasal devrimlerin bürokratikleşmesine, toplumun nesnel bir laboratuvar aracına indirgenmesine yol açarak devrimleri yozlaştırmıştır.

Günümüz dünyasında, bir işçinin ya da bir memurun yaşadığı sorunları en iyi kendisi bilecektir. Kimsenin kimseyi temsil etme gücü yoktur. Herkes kendi temsili ile mükelleftir ve bu yetiye sahiptir. Bu nedenle Mısır ve tüm Arap dünyasında olanları öncüsüz, teorisiz diye devrim sınıfına sokmamak insafsızlık olacaktır.


1 yorum:

  1. Express'ten bir alıntıyla, "Mısır’da kelimenin gelişigüzel kullanımının ötesinde bir “devrim” yaşanıyor. Onun için o “devrim ânı” ifadeleri var insanların yüzünde. Siyasal devrimden daha geniş bir şeyi, siyasal devrimlerin anası olan zihinsel-ruhsal dönüşümü imliyor “Tahrir devrimi”.

    YanıtlaSil