28 Mart 2011 Pazartesi

Kazanmak, sonsuza kadar kazanmak değildir...

Shakespeare İn Football...

Kazanmak,
sonsuza kadar kazanmak değildir...





On dört maçlık galibiyet serisinin geçen haftaki sürpriz Bucaspor yenilgisi ile son bulmasını, Shakespear’in Kazanmak, sonsuza kadar kazanmak değildir. cümlesiyle pansuman ettikten sonra  kaç sezondur bize tersten bakan, filelerimizle aşina İbrahim Akın’lı İstanbul BB maçından korkmuyor değildik… Lakin 90 dakika tamamlandığında korktuğumuzun başımıza gelmediğini elektronik tabela gösterdi: 4-1…

Tolunay Kafkas’ın futbol mantalitesinin “Kazanmanın en iyi yolu kaybetmemektir.”den “Hücum en iyi savunmadır”a doğru evrilerek ilerlediğine tanıklık ediyoruz yılbaşından bu yana… Nitekim takım kadrosunun yapısı bir iki eksik dışında buna uygundu zaten. Takımda pas trafiğini yönetecek (Wagner) ve bu pas trafiğinin neticesinde meşin yuvarlağı ağlarla buluşturacak yeni yetme iyi bir golcüye (Cenk Tosun) ihtiyaç vardı. Orta alanda M.Ceylan, O.Gülle ve Zurita’nın yanına Hürriyet alternatif olarak transfer edilince bir futbol takımında olması gerekenler maksimum düzeyde değilse de ona yakın düzeyde tamamlanmış oldu.

Son dönemdeki oyunuyla futbol kamuoyunun genelinin takdirine mazhar olan ve Samet Aybaba’nın TRT 3’te “ikinci yarının şampiyonu, hem oynadığı futbolla hem de aldığı puanlarla benim için Gaziantepspor” dediği bir dönemde takımın iki haftadır özellikle savunma konusunda önemli hatalar yapmaya başladığına tanıklık ediyoruz.

İlk yarıda takımın tartışmasız en önemli savunma silahı kalecimiz Karcemarskas’tı… Onun performansıyla kırmızı-siyahlılar ekstra 10 puan toplamıştır kanımca… Ancak ikinci devrenin başlamasıyla “Siyah İnci Dany”in savunmanın göbeğinde yaptığı harika işler, tabiri caizse Karce’nin pabucunu dama attı. Elyasa’nın sağbekte yükselen grafiği ile M Ceylan ve Hürriyet ikilisinin dinamizmi Antepspor savunmasını güçlendiren faktörlerdi.
Siyah İnci Dany...
Gelgelelim hem Buca hem de İstanbul BB maçlarında bu bahsettiğimiz “iyi savunma duvarı” gitti, Irak ve Afganistan’da tanık olduğumuz, elini kolunu sallayarak gerçekleştirilen canlı bomba saldırılarında olduğu gibi rakip oyuncuların çok rahat gedikler açıp içeriye sızdığı bir tablo çıktı ortaya…

Bucaspor maçında takım bunun bedelini ağır ödedi. Her ne kadar teknik heyet, Buca mağlubiyetini telafi edilebilir gözüyle değerlendirmiş olsa da Kayseri ve Bursaspor’un puanlar kaybettiği haftada 3 puan altın değerinde olacak, ligi 3.sırada bitirmek adına önemli fırsatlar sunacaktı Gaziantepspor’a... Tolunay Kafkas teknik heyetinin bu maçın telafisi için Kayseri, Trabzon ve Fenerbahçe deplasmanlarının birinden 3 puan getirmesi gerekecek. Yoksa İstanbul BB maçından alınan 3 puana telafi gözüyle mi bakıyorsunuz?..

“Yedi delikli tokmak, bunu bilmeyen ahmak” hesabı, galibiyetin sahibi çoktur, bilirsiniz... Ve galibiyet en güçlü ağrı kesicidir… Aynı zamanda galibiyet, (hele ki 4-1’likse) insanın gözünü kör edebilir. Bu nedenle son beş altı sezondur bizim için anlamını yitiren; ancak sezonun ikinci devresiyle yeniden anlamlı bir sözcük haline gelen “istikrar”, önümüzdeki maçlarda içi boş, anlamsız bir sözcük hüviyetine bürünmez.

Teknik heyetin gerekli müdahaleyi yaparak Buca ve İstanbul BB maçlarındaki savunma gediklerine tedbir alıp almayacağını önümüzdeki maçlarda göreceğiz. Bucaspor gibi ligin en kötü takımlarından birinden alınan yenilgi ve bir düzine oyuncusunu İstanbul’da bırakıp Kamil Ocak’a 16 tane oyuncuyla gelebilen İstanbul BB karşısında alınan farklı galibiyet doğru okunup değerlendirilmelidir. Her iki maçtaki oyun arasında pek bir farkın olmayışı söylediklerimizin dayanağıdır.

Son olarak maça dair bir iki anekdotu paylaşıp bitirelim:
  • Olcan Adın tartışmasız maçın en önemli ismiydi… Attığı 3 güzel gol ve bir asistten dolayı değil sadece… Aynı zamanda takım savunmasına olan katkısı ve hırsıyla… Emre Güngör ve Cenk Tosun’dan sonra milli formayı hak eden üçüncü oyuncumuz…

Murat Ceylan:
"Tabata ve Hakan Bayraktar en beğendiğim orta saha oyuncuları..."
  • İkinci golde Siyah İnci Dany’in katkısı yadsınamazdı. Savunma bölgesinden alıp orta alanı geçerek verdiği güzel pasla ikinci golün mimarıydı…

  • Murat Ceylan’ın Kamil Ocak tribünlerine çektirdiği “üçlük”, her zaman görmek istediğimiz futbolcu-taraftar bütünleşmesine dair güzel bir örnekti…

  • Attığımız gollerden sonra oyuncuların (özellikle Olcan Adın ve Cenk Tosun) formadaki takım armasını öpmeleri maçla ilgili aklımızda kalan güzelliklerdi.

7 Mart 2011 Pazartesi

Güzel Sanatların Bir Dalı: Futbol ve Gaziantepspor...

Güzel Sanatların Bir Dalı:
FUTBOL ve Gaziantepspor

Kayseri Kadir Has Stadyumu'nun Girişindeki Heykel
       Bu yaşı başı belirsiz yuvarlak kürede futbolculuktan önceki mesleği kömür işçiliği olan Manchester Unidet’ın ilk efsanevî teknik adamı Matt Busby, futbolu güzel sanat dallarından biri olarak kabul eder ve şöyle der: “Kazanmayı istemekte yanlış bir şey yok, yeter ki kupa kaldırmayı oyunun önüne geçirme… Kaybetmekte hiçbir onursuzluk yok, yeter ki terinin son damlasına kadar mücadele etmiş ol.”

Bizim buralardan ise her daim rahmetle ve saygıyla andığımız, spor basınının usta kalemşorlarından, “iyi Fenerbahçeli” İslam Çupi futbol için “çimen sanatı” tanımlamasını yapar.
"Manchester is my heaven...
diyecek kadar takımına sevdalı
12 Eylül darbesinin izlerini bunca zamana rağmen üzerinden atamamış toplumsal/siyasal yapımız gibi, Bülent Uygun darbesini de henüz atlatamayan Sivasspor ile Kamil Ocak’ta oynadığımız ve 3-1 sonuçlanan maçta, Gaziantepspor haftalardır “ileri futbol” örnekleriyle zenginleştirip güzelleştirdiği futboluna bir yenisini daha ekledi.

Her ne kadar Kırmızı Siyahlılar, çarşamba günü TT Arena’da GS’den yarı final vizesini alıp cuma günü yapılan tek antrenmanla cumartesi maça çıkmış olsa da kadro kalitesinin de bir sonucu olarak futbol adına doğru ve güzel işler yapmayı becerip üst sıradaki rakibimiz Kayserispor’un puan kaybettiği bir haftada 3 puanı hanesine yazdırmayı başardı. Bu arada bu maçın neden Pazar günü oynanmadığını bilen var mı acaba?..
Gaziantepspor 3 - Sivasspor 1

Gaziantepspor’un sonbahardan bu yana bir türlü klas ve emek disiplinine sokamadığı takım hatlarındaki uyumsuzluğun, 2011 yılbaşından sonra evrimleşip sanatsal bir hale büründüğü son dönemdeki maçları paralelinde “hatları”na bir bakalım:

Savunma hattı, kalede Karce ve önlerindeki Danny - Emre Güngör/Yalçın Ayhan ve sağda Elyasa ile solda İvan/Şenol Can grubuyla alternatifleri de dâhil iskeletini oluşturdu. Bu bölgede takımın yükselen grafiği ile doğru orantılı biçimde performans sergileyen Elyasa ve Şenol Can ikilisine de dikkat çekmek isteriz. Geçen sezonun en iyilerinden olan, yedek kulübesindeki Kaleci Mahmut’u unutmamak gerekir ki onun varlığının da Karce’nin performansını doğrudan etkilediğini düşünüyoruz.

İleri futbol”un –neredeyse- her şeyi konumundaki orta alanın göbeğinde “ıssız bir adaya düşsem yanıma krampon, futbol topu ve ailemi alırım” diyen memleket evladı Murat Ceylan ile Hürriyet, önlerinde ürkekliğini hala üstünden atamamış, tek pas ustası 25 yaşındaki Brezilyalı Wagner, sağ ve solunda İsmael Sosa / Popov ikilisi ve bütün bunların tamamlayıcısı, takımı yaşadığı şiddetli gol zatürresinden kurtaran 19 yaşındaki Cenk Tosun…

Yedek kulübesinde orta alan için Orhan Gülle - Zurita, kanatlar için Olcan Adın, hücum bölgesi için Julio Cesar,  Muhammet ve Alper… Serdar Kurtuluş da sakatlıktan kurtulduktan sonra hem sağ kulvara hem de orta alana iyi bir alternatif olabilecek durumda… Bu noktada Gaziantepspor’la ilgili en önemli sorun, Tanıl Bora’nın “Barak tikitakasına nizam veren” oyuncu diye tanımladığı ki orta alanda pas trafiğini yöneten oyuncudur, Wagner’in alternatifinin olmaması…

İslam Çupi (1932-2001)
Hatırlarsanız, Spor Toto Süper Lig’in ilk devresinin ilk bölümünde Antalyaspor, ilk devrenin son bölümlerinde Karabükspor futbollarıyla en çok konuşulan takımlardı. Tolunay Kafkas’ın takımı da var olan kondisyon gücüne taktiksel zenginliği de eklediğinde neler yapabileceğini gösterdi bir defa… Ve kamuoyunun ilgisine mazhar olup takdirini kazandı. Bunun sürmesi gerekiyor. Çünkü sezon devam ediyor ve önümüzde çok önemli kupa maçları var. İslam Çupi’nin bir yazısının satır aralarında söylediği “Bitmemiş bir maçın/sezonun en tehlikeli yanı “güven”in dozudur.” belirlemesini hatırlatıp Sivasspor maçını bitirelim.

Bütün bu söylediklerimizden sonra gelecek hafta -tabiri caizse- Bülent Uygun’un cami avlusuna bırakıp kaçtığı, koca memleketin Ege sahilindeki tek temsilcisi Bucaspor’la oynayacağımız maçın önemine vurgu yapmaya gerek yok.

Memleketin skor yazarları değil de spor yazarlarının üzerinde durması gereken bir konuya giriş yapıp noktayı koyalım: Cenk Tosun - Batuhan Karadeniz ikilisi ve İsmael Sosa – Popov üzerinden Ahmet Arı – İbrahim Ferdi’nin performansların hatırlayıp “alt yapı” mevzusuna kafa yorulabilir.

Haftanın Kitap Önerileri: