30 Mayıs 2011 Pazartesi

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Şehrin Demokratik Temsili ve Akın Birdal’a Dair...

ŞEHRİN DEMOKRATİK TEMSİLİ
VE
AKIN BİRDAL’A DAİR


               Tarih, 12 Mayıs 1998… Ankara’da toy bir üniversite öğrencisi, henüz 18 yaşından gün bile almamış. Kurtuluş Metrosu’ndan inip okula doğru giderken panik içerisindeki birkaç arkadaşıyla karşılaşır. “Akın Birdal vurulmuş, durumu çok ağırmış.” dediklerinde kelimenin tam anlamıyla şok olur.

O, İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı ve ÖDP’nin kurucularındandır. Kamuoyu onu örgütün elinde bulunan askerleri alıp ailelerine kavuşturmak üzere dönemin Refah Partisi milletvekili Fettullah Erbaş ile yaptıkları cesaretli girişimden tanımaktadır. Son günlerde adı andıçlama vakalarında Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar gibi gazetecilerle anılmaktadır.

Niğdeli; ama Kürt değil… “Neden onların sorunuyla bu kadar yakından ilgilenmekte?” sorusu birçok Türk kökenli sosyalist gibi onun da en sık karşılaştığı sorulardandır. Anladığı kadarıyla Akın Birdal biraz “fazla ileri gitmiştir.” Onun bu duyarlılığını 12 kurşunla ödüllendirir TİT rumuzlu malum yapılanma… Bütün bunlar, o gün Tunus Caddesi'ndeki Sevgi Hastanesi'nin önünde toplanan yüzlerce insanın ortak hisleridir aynı zamanda… 


Hastanenin önüne “Akın Birdal'ı kaybettik.” haberleri gelmeye başlar. Sonradan öğrenildiğine göre tansiyonu 2'ye kadar düşmüş, doktoru kalbini eline alıp pompalayarak ona can vermeye çalışmış. Mücadeleci ve inançlı karakterini orada da göstermiş ve hayata tutunmuş yeniden… Ondan sonra hayatta kalma çabaları ve onu pes ettirmeye çalışanlara inat, tekrar insan hakları ve özgürlük mücadelesinin içinde kararlı bir duruş sergiler egemenlerin ona reva gördüğü ölümü elinin tersiyle iterek…

* * *

Evet, aradan 13 yıl geçti ve Akın Birdal, sosyalistlerin ve BDP'nin desteğiyle Gaziantep Bağımsız milletvekili adayı... Şamil Tayyar'ın, Hüseyin Çelik'in, Cennet Süzer’in Gaziantep milletvekili unvanı alacak olmasından şimdiden rahatsız olan Gaziantepliler adına Akın Birdal'ın Gaziantep için alternatif bir tercih olacağı çok aşikar değil mi?.. 


“Biz, Kürtlere oy vermeyiz.” diyen Demirel destekli CHP’nin kemik seçmeni olan “solcu”  hemşehrilerimi duyar gibiyim. Onlara tavsiyem, hiç değilse Mahir Çayan’ın yoldaşı Ertuğrul Kürkçü’ye kulak vermeleri:

“Kürt mücadelesi olmasa Türkiye bugün faşizme daha yakın olacaktı muhtemelen ve bugün Kürtlerin temel hakları olan anadilde eğitim ve öz-yönetim gibi haklara saygı göstermeyen bir kişiye solcu ya da sosyalist demek pek mümkün değildir.”

17 Mayıs 2011 Salı

Mutluluğun Resmi…

Mutluluğun Resmi…

Saman Sarısı” adlı şiirinde büyük üstat Nazım Hikmet, “sen mutluluğun resmini yapabilir misin, Abidin?” diye seslenir Abidin Dino’ya ve “1961 yazı ortalarındaki Küba'nın resmini yapabilir misin?” diyerek mutluluğun resmini de kendince tarif etmiş olur şiirin dizeleri arasında… Abidin Dino’ya seslenirken elbette biliyordur, mutluluğun tek bir resminin olmadığını mavi gözlü dev…

Güzin Dino - Nazım Hikmet - Abidin Dino
Kırmızı siyah aşkımız, UEFA hedefimiz” şiarıyla sezonun ikinci devresine Cenk Tosun, Wagner ve Hürriyet gibi doğrudan ilk 11’e katkı sunacak nokta transferlerle başlayan Gaziantepspor, deplasmanda Kayserispor’u yenerek ilk dördü matematiksel olarak garantilemiş oldu ya, bu takıma gönül vermiş biz futbol dilencileri adına “mutluluğun resmi” çizilmiş oldu.

Karcemarskas’tan yoksun çıktığımız sezonun ilk maçında kaleci Eray’ın özgüveni, Zurita’nın hem savunma hem hücumdaki soğukkanlı oyunu, Murat Ceylan ve Olcan Adın’ın hırsı, oyuna sonradan dâhil olan Orhan Gülle’nin ikinci goldeki katkısı ve Gençlik 27 öncülüğünde Kayseri’yi yol eyleyen taraftar grubu ile Erciyes Üniversitesi'ndeki öğrencilerin oluşturduğu Uni-27 grubunun desteği, coşkusu bu maçta Gaziantepspor adına aklımıza yazdığımız güzelliklerdendi.


Mutluluğun Resmi - 2 -
            Savunma bölgesinde topla fazla oynama hastalığı, Serdar Kurtuluş’un fiziksel anlamda hazır olmayışı, Popov ve İsmael Sosa’nın %100’lük gol pozisyonlarını bayram harçlığı gibi harcayışları, takımın oyunun ilk 15 dakikalık bölümünde Kayserispor’un PSV patentli Faslı oyuncusu Amrabat, Gençlerbirliği kaçkını Avustralyalı Troisi ve geçen hafta ES ES’e iki güzel gol atan Ömer Şişmanoğlu üçlüsü ile kurduğu baskıya karşılık veremeyip geriye yaslanışı da bu maçta Gaziantepspor adına kenara not ettiğimiz olumsuzluklardandı.

İbrahim Kızıl yönetiminin (günümüz seçim tartışmalarının ışığında) “çıraklık dönemi”nde başımıza gelenlerin ne olduğunu bu takıma gönül verenlerin UNUTMADIĞINI VARSAYARAKkalfalık dönemi”nde UEFA’ya katılan Gaziantepspor’un “ustalık dönemi”ne ŞAMPİYONLUKtan başka bir sonucun yakışmayacağını şimdiden söyleyip şunu da ekleyelim:

Mutluluğun Resmi - 3 -
İbrahim Kızıl yönetiminin Gaziantepspor’u 12 Haziran seçimleri öncesinde bilmem ne partisine şov yapma aracı olarak kullanması Gaziantepspor tarihinde kara bir leke olarak yer alacaktır, herkes tarafından biline… Siyasi partiler ve kulüp yönetimleri geçip gider, kurumlar kalır; inanmayan tarihe baksın beyler…

Saçmalamak kulüp yönetimleriyle sınırlı değil, maalesef… Stadyumlarda dün tekbir getirerek bir futbol takımı üzerinden Kürtlere küfredenler, bugün de bir taraftar grubu liderinin etnik kimliği üzerinden Ermenilere hakaret edip kent meydanlarında ortalığı savaş alanına çeviriyor.

Bu gözü dönmüş kör şiddetin futbolla bir ilgisi olmadığını anlamak için üstün bir zekâya sahip olmak gerekmiyor. Bunun sosyo-psikolojik alt yapısı 88 yıllık Cumhuriyet tarihinde saklıdır. Milliyetçilik/ırkçılık bataklığında aklını yitirmiş bu güruha Nazım Usta’nın “Davet” şiirindeki dizeleriyle seslenip bitirelim: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine / Bu hasret bizim!..”

Mutluluğun Resmi - 4 -

8 Mayıs 2011 Pazar

Futbolun Anarşizmle İmtihanı…

Futbolun Anarşizmle İmtihanı


Bu sene gelmemek için her türlü numarayı deneyen bahara inat, Kamil Ocak tribünleri dolu ve coşkuluydu, kaç haftadan bu yana olduğu gibi… Tribünlerin İsmael Sosa için hazırladığı kırmızı siyahlı renklerle harmanlanmış Arjantin bayrağı maç öncesinde görülmeye değer güzel anlardandı. Saha kenarındaki bu foto muhabirleri ne işe yarar anlamış değilim, bu özel ve güzel an’ı ölümsüzleştirecek ne yerel ne ulusal basında tek bir kare fotoğraf bulamadım, yuh walla…

Maraton tribününe asılan “Kabusun Geri Dönüyor Avrupa” oldukça abartılı ve boyumuzu aşan bir pankart olsa da kırmızı siyahlı renklere gönül verenlerin “başarıya” / “güzel günlere” olan özlemini yansıtması bakımında manidardı…

Sistem, birlikte çalışan parçaların oluşturduğu bir bütünse ve futbol denilen bu eğlenceli oyunda başarı için alttan yukarıya doğru, “doğru bir sistem” esassa, bir puzzle parçası gibi olabilen oyuncular var olursa “takım” kazanır ve tribünler coşar, değil mi?..

“Sisteme karşıyım”, “doğaçlama takılalım”, daha da ötesi “fuck the system” dediğinizde futbolun anarşizmi kaldırmaz bir disipline sahip olduğunu ve doğadaki gibi boşluk kabul etmez bir bünyeden müteşekkil gerçekliğini de yaşayarak/oynayarak öğrenirsiniz zaten… Bu duruma dair aklımıza ilk gelen M.United, B. Dortmund, Barcelona, Lyon, Porto gibi takımlar sistem takımına iyi örneklerken St.Pauli, Zaragoza, Bari, Arles ve bizdeki takımların %90’ını kötü örneklerdir.


Bu noktadan asıl derdimize gelelim: Geçen haftaki Trabzon maçında "siyah inci" Dany, ilk 20 dakikada yaptığı hatalarla hem golün hem penaltının (gerçi penaltı değildi) hem de kırmızı kartın habercisiydi. Bu hafta onun yerine sisteme monte edilen Emre Güngör-Yalçın Ayhan ikilisinin 6. dakikada başlayan ve birbirlerine nispet yaparcasına sergiledikleri pas hatalarının golle sonuçlanmaması İsa’nın ölü diriltmesi, Musa’nın denizi yarması gibi bir mucizeydi… Abarttık mı ne? Tribünlerin gazından olsa gerek…

Gaziantepspor’un temel dertlerinden birisi asli görevi savunma olan oyuncuların, kendi alanlarında topla çok fazla oynamaları… Dany, Emre Güngör, Murat Ceylan, Hürriyet, Zurita gibi geriden gelen oyuncular topla çok oynanmaması gereken alanlarda bunu yaparak rakibe bir nevi avantaj sağlamış oluyorlar. Halbuki olması gereken bu oyuncu grubunun topu Karce’den alıp en uygun arkadaşıyla yardımlaşarak kısa ve seri paslarla en azından 2. bölgeye taşıyıp oyunun rakip yarı sahada oynanmasına katkı sunmak… Lakin tam tersi oluyor, bu oyuncu grubu 1. bölgede topu ayağında fazla oyalıyor, rakip çıkıp önde baskı kuruyor, Emre Güngör-Yalçın Ayhan ikilisi de meşin yuvarlağı tabiri caizse rastgele tekmeliyor ya da rakibe teslim ediyor. Savunmacılarımızın topla daha yalın oynamayı öğrenmeleri gerekiyor…

Duran top organizasyonlarında takımın berbat olduğunu biliyor ve buna bir çözüm bulmasını dört gözle bekliyorduk. Nihayet bu maçın 12. dakikasında Wagner-Cenk Tosun ikilisinin güzel bir çalışmasına tanıklık ettik, her ne kadar golle sonuçlanmamış olsa da… Futbol, yapısı gereği farklı oyun şablonlarına, alternatif organizasyonlara imkân sunan bir oyun… Takımda futbol zekâsı ve yeteneği buna elverişli birçok oyuncu varken bunları deneyleyip geliştirebilmek gerekiyor, deneysel futbol da bunu gerektirir zaten.

Olcan Adın, Jose Coucerio döneminin ikinci devresinde başlayan yükselişini sürdürerek Gaziantepspor’un vazgeçilmezleri arasında çoktan yer aldı. Ancak, zaman zaman oyun içindeki hırsı ve topla oynama aşkından dolayı gözünü o kadar karartıyor ki kendi takım arkadaşlarını bile göremiyor. Bu son maçta da iki defa hem de ceza sahasında önce Cenk Tosun’la başka bir pozisyonda da Hürriyet ile çarpıştı.

Bünyamin Gezer, bu maçta konumunu biraz abartmış olacak ki pozisyonların içinde bir hakem gibi değil; adeta bir oyuncu gibi var oldu. Hatta oyuncuların koşu ve pas yollarını kesti, birden çok pozisyonda… Oyuncuların tepkilerine de maruz kaldı tabii ki…

Tolunay Kafkas teknik heyetinin 59. dakikada gerçekleştirdiği M.Ceylan - Zurita, Sosa - Popov değişiklikleri 3 puan adına önemliydi kesinlikle… Zurita’nın hem savunmaya hem hücuma katkısı ve Popov’un topu ileri taşımadaki ısrarcılığı önemli gol fırsatları yarattı. Gaziantepspor 64’te Cenk Tosun’un kafasından bir golü kaçırırken, 69’da beklenen gol İvan-Zurita organizasyonu ve Olcan Adın’ın son dokunuşuyla geldi.

Olcan Adın dokundu: Gaziantepspor 1 - Manisaspor 0
Takımın ısrarla golü kovalamak üzerine kurulu oyun mantalitesi, 1-0 öne geçmiş ve rakip 73.dakikada 10 kişi kalmışken birdenbire bozuldu; oyun sistemi dağıldı. Manisa teknik heyetinin “çılgın” değişiklikleri ile Makakula, İsaac, Manucho art arda oyuna girerken Manisa orta alanı boşaldı; ancak bunu Gaziantepspor değerlendiremedi. Panik havasında geçen son 10 dakikalık bölümde Manisa’nın golü bulamamasında Tanrısal bir lütuf pekâlâ aranabilirdi.

Bir takım; atılan ya da yenilen golden, görülen kırmızı karttan ya da rakibin gördüğü kırmızı karttan sonra saçmalamıyorsa, ne yapması gerektiğini bilir havada oyunu yönlendirmeye devam ediyorsa o takım sistem takımıdır işte… Daha yememiz gereken çok ekmek var, değil mi?..

Buca, Karabük, Beşiktaş (kupa maçı), Fenerbahçe ve Trabzon olmak üzere son beş deplasmandan elimizin boş döndüğünü hatırlatarak bitirelim bu haftayı da…


Yazıyı yayınladıktan 2 gün sonra Gaziantep 27 gazetesinden Serdar Özekşi 
bu fotoğrafı gönderdi,  teşekkür ediyorum ve sözümü geri alıyorum :-)

7 Mayıs 2011 Cumartesi

DOKUNMA...

D o k u n m a







Cemevime Dokunma...



Dilime Dokunma...




Hayatıma ve Müziğime Dokunma...




6 Mayıs 2011 Cuma

Yalan-hane…

Yalan-hane… 





 “Üniversite mezunu gençlerimizin üçte biri işsiz…” diyorlar ,  çok büyük bir yalan!.. Ayıp…

Bunun nasıl bir “kuyruklu yalan” olduğunun somut örnekleri yazının devamında:

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın 23 yaşındaki oğlu Ahmet Mücahit Arınç, Temmuz 2009 tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden mezun olur. Mücahit Arınç, hemencecik büyük tecrübesiyle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki TEPAV’da “siyaset danışmanı” olur. Hayırlı olsun… Duygulanmamak elde değil… “Ak evlat” işte…

 İşsizlik yalanı”nı ortaya çıkarmaya devam:

Jean Cocteau: 
“Yalan halkın onayladığı ve içgüdüsel olarak
gerçeğe tercih ettiği tek sanat biçimidir.” 


İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden iki yıl önce mezun olan İstanbul Valisi Muammer Güler'in kızı B… Güler, THY Hukuk Müşavirliği'nde avukat olarak işe başlar. Tesadüf odur ki İstanbul eski Emniyet Müdürü, şimdilerin Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah'ın kızı Z… Cerrah da THY'de çalışmaktadır. Kader işte… THY'de Pazarlama ve Satın Alma Departmanı'nda uzman olarak göreve başlayan Z… Cerrah, bir süre sonra terfi ederek Teftiş Kurulu'na müfettiş yardımcısı olarak atanır. Tebrik ediyoruz hanım efendileri…

Bülent Arınç
Biraz geçmişe yolculuk yapalım… Bakalım işsiz kalan gencimiz var mı?

AKP'nin aday listesinden RTÜK’e giren ve bir dönem bu önemli kurumun Başkan Vekilliği'ni yürüten Dr. Abdulvahap Darandeli'nin oğlu Ulvi Darandeli, 26 yaşında TMSF'de işe başlar. Kurumda “kısa sürede yıldızı parlayan” Darendeli, Birleşik Fon Bankası üzerinden geçici personel sıfatıyla TMSF Hukuk İşleri Daire Başkanlığı, Yurtdışı Dava Bölümü'ne atanır. Aslında böyle bir birim de yoktur… Çünkü fon kurulurken böyle bir birim hesaba katılmamıştır maalesef.

Vay be, şansa bakın… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yakın arkadaşı, AKP Kayseri Milletvekili Yaşar Karayel'in oğlu İsmail Emrah Karayel de TMSF’de Yurtdışı DavaGrubu’nda çalışmaya başlamıştır aynı dönemde. Tesadüfe işte…

Bu Yurtdışı Dava Grubu’nun başkanı da genç bir isim: Aslı Yıldırım… Babası Merkez valisi olan Aslı Yıldırım, 30’lu yaşlara merdiven dayamak üzere ve Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu… Bu hanım kızımız aynı zamanda TMSF'nin el koyduğu kimi şirketlerde yönetim kurulu üyeliği yapıyor. Bu genç yaşta iş yoğunluğuna bakın, maşallah…

Abdullah Gül
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün büyük oğlu Ahmet Münir Gül… Şu anda 28 yaşında olsa gerek… Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden 2006 yılında mezun olur. Mezuniyetinin ardından küresel mali krizde adını sıkça duyduğumuz Londra'daki Merrill Lynch'te iş bulur, şimdiki Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in daha önce çalıştığı yer… Bravo, bu yaşta büyük başarı!..

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çocukları da iş güç sahibi… Büyükoğul Ahmet Burak Erdoğan şu anda 33 yaşında… Babası başbakan olmadan önce arabası vardı, şimdi herkesin bildiği üzere gemisi var ve armatörlük yapıyor.

Erdoğan'ın küçük oğlu Necmettin Bilal Erdoğan ise Harvard Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde master yaptıktan sonra Dünya Bankası'nda çalışmaya başlar. Bunları duydukça bu zamanda başbakan değil, başbakan evladı olası geliyor insanın…

Recep Tayyip Erdoğan
Başbakanımız büyük kızı E… Erdoğan, Berat Albayrak'la evli… Henüz 2004 yılında New York Peace Üniversitesi’nde ekonomi master ile uğraşıyorken 2007 yılında pat diye Çalık Holding genel müdürü olmayı başarmış olan Berat Albayrak, ayrıca Sabah ve Atv'yi alan Turkuvaz Matbaacılık şirketinin yönetim kurulu üyesi. “Arkanda ya baban olacak ya da kayınbaban” sözünü bizlere hatırlatan değerli damadımızdır kendisi, alkışlıyoruz…

Başbakanımızın küçük kızı S… Erdoğan ise ünlü London School of Economics'te okuyordu. Mezun olduysa kesin iş de bulmuştur.

Eski Maliye Bakanımız Unakıtan’ın çocukları da ak evlatlardan… Eski bakanımızın üç çocuğu da genç yaşlarında gerçekleştirdikleri AB Gıda, Telemobil Bilgi İletişim ve SAB Makina yatırımlarıyla gurur kaynağımız…

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın oğlu Erkan ve kızı Büşra Yıldırım da armatör… Osman Pepe'nin oğlu ve Hilmi Güler'in damadı İsmail Pepe ise müteahhit…

Kemal Unakıtan
Ak babaların ak evlatlarına hayırlı işler diliyoruz buradan… 
1 kuruşlarında dahi gözümüz yok biline…

“Yalan Rüzgârı”nın Sonu

Evet, sevgili okurlar ve üniversiteyi bitirip de “Ben iş bulamıyorum.” diye utanmadan ortada gezenler… Yukarıdaki somut örneklere rağmen hala “İşsizlik var memlekette.” diyebiliyor musunuz?

Refah-Yol iktidarının olduğu günlerde memleket devrimcilerimizin çokça kullandığı Hz.Muhammet’e ait bir hadisle sonlandıralım yazımızı: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır…

“Üniversite mezunu gençlerimiz işsiz.” demek büyük bir yalan ve haksızlık, gerçekten!.. Gördüğünüz gibi kriz bizi teğet geçmiştir, işsizlik iddiası da büyük bir palavradır. En tehlikeli yalanlar başkalarına değil, kendimize söylediklerimizdir…

Son iki söz:

Dolanır yalan, yılan gibi aramızda… 
Ne yalansız ne aşksız döner dünya…


3 Mayıs 2011 Salı

Gaziantep'in Seçmen Sayısı (12 Haziran 2011 Öncesi)

GAZİANTEP’İN SEÇMEN SAYISI
(12 Haziran 2011 Öncesi)




Nüfusu 10 yılda28.08 oranında artarak İstanbul’dan sonra en hızlı nüfus artışına sahip il olan Gaziantep’in seçmen sayısında da nüfus artışına paralel olarak ciddi bir artış söz konusu…

2002 – 2011 GENEL SEÇİMLERİNDEKİ
NÜFUS VE SEÇMEN TABLOSU


NÜFUS
KAYITLI
SEÇMEN SAYISI
03 KASIM 2002 GENEL SEÇİM
1.285.249
683.364
22 TEMMUZ 2007
GENEL SEÇİM
1.285.249
696.510
12 HAZİRAN 2011 GENEL SEÇİM
1.700.763
1.002.362

      UYARI

2007 yılına kadar nüfus sayısındaki artışın tam tespit edilemediği ülkemizde ve şehrimizde, bu tarihten itibaren TC kimlik numarası esas alınarak nüfus belirlendiğinden nüfus rakamları netleşmiş bulunuyor.

2007 öncesi sayımda bu uygulama yapılmıyordu ve bu nedenle YSK’nın arşivlerinde 2002 ile 2007 tarihlerindeki nüfus rakamları eşit gözüküyor.


12 HAZİRAN 2011 GENEL SEÇİMLERİNDEKİ
SEÇMEN SAYISININ
İLÇELERE GÖRE AÇILIMI

ŞAHİNBEY
438.977
ŞEHİTKÂMİL
362.901
NİZİP
79.285
İSLAHİYE
41.365
NURDAĞI
23.385
ARABAN
19.434
OĞUZELİ
17.815
YAVUZELİ
12.232
KARKAMIŞ
6.968