28 Haziran 2011 Salı

Hatip Dicle’ye dair…

Hatip Dicle’ye dair…


Kendisiyle 2001 yılında devlet zoruyla tanıştım. 7 günlük gözaltı sonrası bizim için orayı uygun görmüşlerdi, o günlerin aşırı tutuklamalarından F tipi hücrelerde yer kalmadığı için…

Neyle karşılaşacağımızı bilmeden, üzülmenin beyhude olduğu bir anda merak duygusunun çekiciliğine kapılarak koğuşa girdiğimizde domates, biber ve karpuzla donatılmış masalarda Orhan Doğan'la beraber çayları koyuyorlardı. Bir haftalık açlığın arkasından “dünyanın en güzel ve en değerli sofrası”ydı bizim için tartışmasız. Daha sonra yer yatakları hazırlanmış ve ranzaları o gece bize vermeyi teklif etmişlerdi. Biri Cevat Soysal, biri Orhan Doğan diğeri ise şu günlerde cezaevinden  milletvekili seçilen, İrlandalı Bobby Sands'in yaşadıklarını anımsatan ve  onun gibi hakkı gasp edilen Hatip Dicle’ydi.

Kürt legal siyasi hareketi içerisinde kararlı ve sağlam duruşu ile Leyla Zana ile beraber ayrı bir yere sahipti. Kendisini tanıdıkça o yeri disiplini, zekâsı ve çalışkanlığıyla hak ettiğini görmek zor olmamıştı. Tahmin edilebilir ki cezaevi onu daha militan bir noktaya taşımıştı. 10 yıllık cezaevi deneyiminin getirdiği fiziksel rahatsızlıklara rağmen kararlı ve inançlı duruşunu sürdürüyordu. 

     Bugünlerde Hatip Dicle yine ülke gündeminde birinci sırada… Ve muhtemelen yanında “devlet zoruyla” onu tanıma fırsatı yakalayan yeni gençlerle beraber kalmakta. Umarız 10 yıl sonra o gençlerden biri yine böyle bir anı kaleme almak zorunda kalmaz.
                    
     ***Şu an müze haline getirilen Ulucanlar Cezaevi'nden geçen binlerce öğrenci tutukludan herhangi birinin anılarından…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder