20 Temmuz 2011 Çarşamba

ÖTESİ ŞIRNAK…

ÖTESİ ŞIRNAK…

(20.09.2010)

I. Bölüm: Umut kötüdür, işkenceyi uzatır.*

Yeni eğitim-öğretim yılı bugün başlıyor. Hem de dağ gibi birikmiş problemleriyle… Okul öncesi eğitimden orta öğretime kadar nerden tutsanız elinizde kalacak. Sözde, anaokulu ve 1.sınıflar “Okula Uyum Programı” çerçevesinde okula bir hafta önce başladı. Kara mizah diye buna denir galiba: Okullarda öğretmen yok… Hâlbuki ilk öğretmenler de “ilk aşklar” gibidir, unutulmaz. Minikler için koca bir hayal kırıklığı… Okul idarecileriyle görüştüğümüzde öğretmen yokluğundan ders programı yapamadıklarını söylüyorlar.

KPSS’deki kopya mevzusunu lütfen bahane etmeyin… Tamam, kopyadan dolayı haksızlık söz konusu… Ancak, bu atama döneminde “Açıktan Atama” bekleyen 3 bine yakın da öğretmen söz konusuydu. En azından bunların atamaları yapılarak bir nebze de olsa boşluklar doldurulabilirdi. MEB’in çözüm diye sunduğu “vekil/ücretli öğretmen” ataması için niye bu kadar beklendiği ise ayrı bir soru… Zaten hâlihazırdaki öğretmen atamaları 30 Ağustos’ta iptal edildi, o zamandan bu yana geçen yirmi günde neyi beklediler ki? Oysa daha birkaç yıl önce eski milli eğitim bakanımız Sayın Hüseyin Çelik, MEB’i “otomatik pilota” bağladığını söylemişti.

Yaz döneminin sıcak tartışması “Gaziantep’in eğitimdeki durumu” bizleri biraz umutlandırmıştı. Kamuoyunda önemli sayılabilecek ölçüde bir ağız birliği söz konusuydu. 14 tane yeni okulun yapılacağı ve Eylül atamalarında ilimize bin tane öğretmenin atanacağı müjdesi umudumuzu pekiştirirken geldiğimiz nokta ortada…

Ankara merkezde ve taşrada bürokrasinin dar, renksiz ve sevimsiz koridorlarına sıkıştırılmış, klimalı odalarında çay içip imza atmaktan ve emeklilik günlerinin hesabını yapmaktan öteye mevzulara değinmeyen, etliye sütlüye bulaşmayan, “koltuğumdan kalkarsam yerime birisi oturabilir” kaygısı taşıyan hantal idari yapının kabuğunu kırarak sahaya inme zamanı çoktan gelip geçmekte... Ya kadro revizyonuna gidip genç ve idealist bir takımla yeni bir yol haritası belirleyip cesaret ve inançla sahaya çıkacak ya da takımın göz göre göre küme düşmesinin günahını paylaşacak…


Gerçi, “Bozuk düzende sağlam çark bulunmaz.” der Anadolu’nun büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal… Ve askere gidenlere hala tembihlenir bizim memlekette: “Askerde mantık aranmaz, aklını nizamiyede bırakıp öyle gireceksin kışlaya.” denir. MEB de maalesef bu mantığa/mantıksızlığa hizmet etmeye devam ediyor. Eğitimin en önemli sacayaklarından öğretmenlere, velilere ve öğrencilere kulak tıkayarak “Dediğim dedik, çaldığım düdük.” havası estiriliyor. Bakanlığın genel idari kadrosuyla ilişkilendiğinizde bunu hemen fark ediyorsunuz. En kötüsü de akıl dışılığı sahiplenip kendisinin de 657’ye tabi bir memur olduğunu unutarak öğretmene, fabrikadaki işçi muamelesi yapan –abartılı bir yorumla- kendisini Sakıp Sabancı, Rahmi Koç ya da TÜSİAD patronlarından herhangi biri zanneden idareciler…

Lise sınavlarındaki 69.’luk ile üniversite sınavındaki 80.’lik kara bir leke olarak olduğu yerde duruyor (m)arka şehir Gaziantep adına… 80. sırada Gaziantep, 81.sırada Şırnak… Moralimizi çok da bozmaya gerek yok, başlıkta da vurguladığımız üzere ne de olsa “Ötesi Şırnak…”
 (* Birinci bölümün alt başlığı felsefenin “yaramaz çocuğu” Nietzsche’den…)

II. Bölüm: İyimser bir gül açsın yanaklarımda…*


Kentimizi temsil eden birçok sivil toplum örgütü ve siyasetçi eğitimdeki başarısızlığı dile getirdi. “Başarısızlık sadece il milli eğitimin değil, hepimizin ortak sorundur.” denilerek – pek gördüğümüz bir şey olmasa da - “başarısızlık” sahiplenildi. Önemli bir gelişme…

Ortada sorun varsa çözümü de birlikte yapmak zorundayız. Ancak şu ana kadar yetkili ağızlar, eğitim sorunlarıyla ilgili açıklama yapan kişi, kurum ve kuruluşları yanlarına almadığı gibi sorunun teşhisini de yüksek sesle telaffuz etmediler. Eğitimde ortak aklı bulmak, ortaya konulan sorunların çözümünü hep birlikte gerçekleştirmek zorundayız.

Herkes konuştu; ama başarının ve başarısızlığın nedenlerini yorumlayacak olan “saha kahramanı” olarak gördüğümüz öğretmenlerin görüşleri alınmadı. İl milli eğitim müdürlüğümüz, öğretmenler arasında bir anket uygulamalı ve başarısızlığın nedenlerini bir de sorunun taraflarından dinlemeli, elde edilen veriler ortak bir platformda masaya yatırılmalı ve atılacak adımlar koordineli bir şekilde atılmalıdır. Öğretmenlere yönelik hizmet içi eğitimlerin yetersiz olduğunu, uygulanan eğitimlerde konuya çok da hâkim olmayan ya da konuyu fazlaca önemsemeyen insanların öğretmenlere eğitim vermeye çalıştığına tanıklık ettik çoğu zaman…

2010 - 2011 eğitim öğretim yılında özellikle öğretmenler için uygulanacak hizmet içi eğitimlerde panelist olarak ülkemizin tanınmış isimlerini kentimizde misafir etmenin önemli katkısı olacaktır. Burada işin uzmanlarının eğitim amaçlı getirilmesi için il milli eğitim müdürlüğünün ödeneği yoksa GSO ve GTO gibi güçlü örgütlerimizden destek istenebilir.

İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Ekrem Serin’in başkanlığında yapılacak bir koordinasyon toplantısıyla, dün eğitimdeki başarısızlıktan yakınan sivil toplum örgütlerine eğitimdeki başarısızlığın çözümü için görevler verilerek “ortak eğitim platformu” oluşturulabilir.

(* İkinci bölümün alt başlığı 3 Mart 2009’da kaybettiğimiz şair Yusuf Hayaloğlu’ndan…)

III. Bölüm: Demode olan, marka olamaz…

Dünyada “sanayiye istihdam odaklı meslek eğitimi”nin artık terk edildiği görülmeli. “Sanayiye istihdam odaklı mesleki eğitim” ile çağı yakalayamazsınız. Artık ortaöğretimde geçişkenliğe olanak tanıyan, bilişim teknolojilerini ve en az bir yabancı dili iyi öğreten sistemler tercih ediliyor.

Çocukların küçük yaşlarda belli bir meslek dalına yönlendirilmesi ve o dalda kalmak zorunda olmalarının “doğruluğu” ile ilgili tartışmalar çoktan sonlandırıldı. Ortaöğretimde nitelikleri yükseltilmiş gençler, en fazla bir yıllık meslek kurslarıyla zaten yetiştirilebiliyor artık… Biz de ise hala “Ne iş olsa yaparım.” diyen insanlar/gençler söz konusu… Hâlbuki ihtiyacımız olan “Şu mesleği öğrendim, onu yapabilirim.” diyen insanlar/gençler…

Velhasıl kelam “tarihi, felsefi ve stratejik derinlik”ten yoksun, alt yapı problemlerini çözümleyemeyen, en azından minimize edemeyen, bir eğitim sisteminin “Gelecek, eğitimle gelecek.” realitesinden gittikçe uzaklaştığını görmemek için kör olmak gerekiyor. 2010 senesinde hala bunlara kafa yoruyor olmanın ağırlığı, üzüntüsü de cabası…

* * *

Bir kitap önerisi: Okulların başlaması münasebetiyle, Server Tanilli’nin Cumhuriyet Yayınları’ndan çıkan “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?” adlı çalışması…

Eğitimde M(arka) Olmak… -6-

Eğitimde M(arka) Olmak…(VI)
(30.07.2010)


III) Diğer Belirlemeler:

* Gaziantep’in teşvik yasasından yararlanamamış olması, (Teşvik kapsamına alınmayan kentimizin eksik ve zayıf olduğu alanlarda teşvik kapsamına alınmasının zorunlu ve de elzem olduğunu vurgulamak gerekiyor.)

* Okul yapımı için MEB’in ilimize ayırdığı ödeneğin diğer illerin geneline göre daha az olması,

* Bilgisayar, internet vb. teknolojik pratiklerden MEB, okul ve öğrencilerin hala yeterli düzeyde yararlanamaması,

* Birçok okulda memur yetersizliğinden kaynaklı kütüphanelerin kapalı olması,

* Öğretmenlerimizin çağın gereklerine uygun olarak akademik ve pratik anlamda kendilerini geliştirmemesi/geliştirememesi, (“Eğitimcinin Eğitimi Projesi” gündemleştirilebilir.)

* Okul rehberlik birimlerinin nicel ve nitel olarak yetersizliği,

* Velilerin eğitim-öğretime olan ilgisizliği,

* Okullarda yaşanılan disiplin dışı olaylardaki artış ve öğrenci devamsızlıklarının engellenememesi,

* Milli ve mahalli bayramlar için yapılan hazırlıkların haftalarca sürmesi,

* TV’deki birçok programın zararları konusundaki bilgisizlik/vurdumduymazlık

* İlimize daha çok göç yoluyla gelen mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının okullara devamında sorun yaşanması vb…

Son Söz...


Yukarıda toparlamaya çalıştığım sorun, çözüm ve belirlemelere dair söylediklerimin şüphesiz ki tek muhatabı İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz değildir. Velev ki İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün bir başına üstesinden gelebilmesi de mümkün değildir.

Ancak, bir kentte “eğitim problemleri”nden bahsedildiğinde akla gelen ilk kurum olması münasebetiyle bu sorunların belirlenmesi ve çözümünün koordine edilmesinde merkez üssün İl Milli Eğitim Müdürlüğü olması gerektiği de aşikârdır…

Bilinmesi gerekir ki kentler de insanlar gibi canlıdır… Kentlerin de idealleri, ümitleri, ütopyaları vardır, olmalıdır… Olmalıdır ki bünyesinde barındırdığı herkesi ve her kesimi motive etsin, herkese ve her kesime yön versin, herkesi hedefe doğru koştursun!..

Biliyorsunuz ki kentimizde bir dönem kaldırım taşlarının renkleri, kent takımlarımızın bayraklarının caddelere asılıp asılmaması, Antep fıstığının üretim kalitesi, kent merkezimize yapılan kavşakların yeterliliği vb. konular tartışma gündemine taşındı. Bunlar önemsiz demiyoruz, tabii ki bunlar da konuşulsun, tartışılsın. Ancak, eğitim gibi temel bir alandaki yetersizliklerimiz yukarıda bahsettiklerimiz kadar bile gündemleşip tartışma masasına yatırılmadı. Atıl bir konu olarak görüldü.

Ülkemizde/kentimizde çok değer veriliyormuş gibi gösterilip üzerinde çokça tartışılan; ama sonra rafa kaldırılan birçok konu var ki bunlardan birisi de -maalesef -eğitim… Bu nedenle, aynı güneşle uyanıp aynı yıldızlara bakarak uyuyan tüm Gazianteplileri -kentimiz ve çocuklarımız için- bu kenti sahiplenmeye, ortak bilinç ve duyarlılıkla bir araya gelerek gereken çabayı, fedakârlığı göstermeye davet etmeliyiz.

Tabii ki bu yazının/çalışmanın sahibi 2006 yılında İl Genel Meclisi tarafından ve sonrasında yapılan çalışmalardan haberdardır. Ama bu tür çalışmalar, görüldüğü üzere kamuoyuyla paylaşılıp bütünleştirilemediği zaman hedeflere ulaşmak daha da zorlaşmaktadır.

Kurtuluş Savaşı’nda yirmi bin insanımızın cansiperâne savunduğu, 6317 insanımızın şehit olduğu, havasını teneffüs ettiğimiz, suyunu içtiğimiz bu kent bizim; bin bir çileyle büyütüp okula gönderdiğimiz, iş dönüşü akşam sofralarında varlıklarıyla mutlu olduğumuz, bu ülkenin aydınlık geleceği olan bu çocuklar bizim diyebiliyorsak “eğitim”e dair sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor.

Her şeyden önce bu kente yaşayan/çalışan bir eğitim emekçisi olarak konuya dair düşünce, eleştiri ve önerilerimi paylaştığım bu çalışmanın kentimizin eğitim sorunlarının çözümüne dair rafa kaldırılan bir dosya olmaktan öte, anlam kazanıp üzerinde tartışılan, zenginleştirilen bir metin olması dileğiyle Gazi kentimizin “eğitim” ile ilgili makûs talihini yenip değiştireceğine olan inancımı vurgulayarak bitirmek istiyorum.

* * *

Bir kitap önerisi: Çağımızın en büyük hastalıklarından olan “tembellik”, yaşadığımız bunca problemin çözümsüzlüğünün en önemli nedenlerinden sayılabilir. Bu nedenle kitap önerisi edebiyatta tembelliğin sembol kahramanlarından İlya İliç Oblomov’un hikayesini anlatan, İş Bankası Kültür Yayınlar’ndan çıkan, İvan Gonçarov’un “Oblomov” adlı klasik romanı olsun. 

EĞİTİMDE M(ARKA) OLMAK - 5 -

Eğitimde M(arka) Olmak…(V)
(29.07.2010)

B) Belirlemeler ve Yorumlar

I) Üniversitelerimize Dair Belirlemeler:

Üniversitelerimizin Kentimizin Sorunlarına Yaklaşımı ve Etkileri:

Gaziantep Üniversitesi kuruluş tarihi bakımından (1973) birçok üniversiteye göre daha köklü bir geçmişe sahip olduğu halde (Selçuk, Niğde, Cumhuriyet, Süleyman Demirel Üniversiteleri…) istenilen düzeyde gelişememiştir. Hem öğrenci, hem fakülte sayısı bakımından niceliksel bir gerilik söz konusudur.

Ayrıca, üniversitemiz niteliksel anlamda da kentimizde varlığını pek hissettirememiştir. Gerçi, son birkaç yıldır “Bahar Şenlikleri” adı altında önemli sayılabilecek kültür-sanat aktivitelerine yer verilmiş olsa da bu tür aktivitelerin sayısı arttırılmalı, zenginleştirilmeli, alanı genişletilmeli; kısacası üniversitemiz kentimizde varlığını hissettirmelidir. Çünkü Gazi kentimizin üniversitemizdeki bilimsel akla ve üniversite gençliğinin enerjisine ihtiyacı var…

Üniversitemizin konuya bilimsel çözüm önerileriyle yaklaşımı, “eğitime dair sorunlarımız”ın çözümünde yol açıcı olacaktır. Bu anlamda, alanında uzman ve konuya duyarlı öğretim görevlilerimizce “eğitim, aile, çocuk psikolojisi, eğitimcinin eğitimi…” vb. konularda konferans, seminer, panel, forum düzeyinde çalışmalar yapılabilir ve bu çalışmalar daha sonra görsel ve yazınsal medya kuruluşları aracılığıyla kamuoyu ile paylaşılabilir. Hatta bu çalışmalar kitapçık halinde düzenlenip dağıtılabilir. Yine İl Milli Eğitim Müdürlüğü burada teşvik edici bir rol üstlenebilir. Yeter ki istensin…

Yeni açılan vakıf üniversitelerimiz içinse söz söylemek erken… Kuruluş aşamasındaki bu vakıf üniversitelerimiz de kentimiz adına bir zenginlik sayılmalı, kendi kabuğuna hapsolmuş kurumlar olmayıp Gazi kentimize başta “eğitim” sorunları olmak üzere her alanda katkı sunabilecek durumda olmalıdır. Bu kurumlarla ilişki ağı yine İl Milli Eğitim Müdürlüğü üzerinden gerçekleştirilebilir.

Eğitim Fakültesinin Yetersizliği:


1973 yılında ODTÜ bünyesinde kurulan Gaziantep Üniversitesi, 1987 yılında tüzel kimliğine kavuşur. Ancak 15 yıl sonra da olsa 2002 yılında kurulan ve 2003-2004 eğitim-öğretim yılında öğrenci almaya başlayan eğitim fakültesinin yapılandırılmasının bu kadar gecikmiş olması hem düşündürücü hem de üzücüdür. Eğitime dair bu kadar ciddi problemler yaşayan bir kentin sorunlarının tespitine ve çözümüne dair bu alanın akademisyenlerinin katkısından yoksun kalması da önemli bir eksikliktir.

Hâlihazırda sınıf, Türkçe ve ilköğretim matematik öğretmenliği ve bu yıl yeni açılan PDR bölümüyle sınırlı sayılabilecek alanlarda hizmet veren eğitim fakültesinin hem bölüm bakımından zenginleştirilmesi hem de kentimizin eğitim sorunlarının çözümü adına daha fazla söz sahibi olması bir zorunluluktur.

II)   Kulüp ve Cemaatlere Dair Belirlemeler:

Bazı olayların tarihsel altyapısını bildiğimiz zaman o olayları anlamlandırmak daha mümkün hale gelebilir. Bizim gibi “bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanlar ülkesi”nde ise bu çok daha önemli bir hal alır. Ancak konunun geneli çok daha detaylı olup uzun tartışmalara gebedir ki asıl konumuzdan çok da uzaklaşmadan gelelim gazi kentimizle bağlantısına:

Gelinen noktada, bu tür yapıların sadece eğitim alanında değil; birçok alanda önemli sayılabilecek siyasi ve ekonomik bir güce kavuştuğu herkesçe görülmektedir. Ve ilimizdeki eğitim problemleri kendine özgü birtakım sancıları bağrında barındırıyor olsa da bunları ülkemizdeki siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel çalkantılardan ve genel eğitim sisteminden kaynaklı problemlerden bağımsız değerlendirmek düşünülemez.

Şüphesiz ki bu cemaat ve kulüpler, kendi dünya görüşleri, anlayışları ve inançları çerçevesinde bireyler yetiştirme çabasındadırlar. Demokrasi, bir yönüyle de “içine sindirme rejimi” olduğuna göre ve tabii ki demokrasilerde ifade ve örgütlenme özgürlüğü vazgeçilmez ilkelerden olduğu için ve bu özgürlükler devlet güvencesi altında olduğundan bu tür yapılar, tüzel olarak kurumlaşmalıdır.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün doğrudan ya da dolaylı çabalarıyla bu yapıların akil adamlarından kentimizin “eğitim sorunu”na dair çözüm sunmaları noktasında katkı istenmeli, özel durum ve tutumlarından dolayı dışlayıcı değil; kapsayıcı olup sorunun çözümünde rol almaları sağlanmalıdır. (Devam Edecek...)  

* * * 
     Bir kitap önerisi, Metis Yayınları’ndan çıkan Murathan Mungan’ın sıcak yaz mevsimine de uygun güzel şiir kitaplarından biri olan “Yaz Geçer” adlı kitabı... 









EĞİTİMDE M(ARKA) OLMAK -4-

Eğitimde M(arka) Olmak ( IV )


II) Zihinsel Sorunlar ve Çözümlerine Dair:

Kamuoyu Oluşturmak:

Sayın Valimizden, tüm mülki idari erkâna kadar herkesin “Eğitim Sorunlarımız”ı söylem ve pratik olarak dillendirip kamuoyu oluşturması önemlidir. Sayın Valimizin öncülüğünde kentimizdeki diğer mülki amirlerin eğitim sorunumuzun çözümü noktasında söyleyeceği her söz, atacağı her adım muhakkak ki kamuoyunda etkili olacaktır.

Görme ve duyma… Çağımız insanının en güvendiği iki duyusu…

Hep söylenegelen bir belirlemedir: “Modernizm göz medeniyetidir!” Bu belirleme post-modernizmin bireyi atomize eden/parçalayan, toplumdan koparan anlayışıyla en üst seviyeye ulaşmıştır. Ancak bizler, “Hayatı belirleyen bilinç değil, bilinci belirleyen hayattır.” belirlemesinin ışığında, el birliğiyle bu duyuları (görme ve duyma) “eğitim” üzerine yoğunlaştırabilirsek ortak bir duyarlılık geliştirebiliriz.

Düşünsenize… Bir sabah, Gaziantep uykudan uyandığında Sayın Valimiz, İl Milli Eğitim Müdürümüz, Belediye başkanlarımız; hatta Garnizon komutanımız “eğitim” diyor… Yerel TV, radyo ve gazetelerimiz “eğitim”den bahsediyor; billboardlar ve CLP’ler “eğitim”e dair figürlerle karşılıyor meraklı gözleri…

Bir konuya duyarlı yaklaşmak başka, duygusal yaklaşmak başkadır… Dolayısıyla kent insanın duyarlılığını arttıracak her türlü çaba örgütlenmeli, kamuoyu yaratılarak “eğitim” gündemleştirilmeli, herkes çözümün parçası haline getirilebilmelidir.

Ayrıca, konuyla ilgili kamuoyu oluşturulabilmesi için şu çalışmalar da değerlendirilebilir:

a) Yerel televizyonlarda periyodik olarak ortak içerikte eğitim saati,

b) Yerel gazetelerde ortak içerikte eğitim köşesi (mümkünse ön sayfada)

c) Yerel radyolarda aynı saatte ortak içerikte eğitim saati,

d) Billboard ve CLP’lerin (ışıklı reklâm panoları) belli oranda (%10 gibi) tüm yıl boyunca “eğitim figürleri”ne tahsis edilmesi,

e) Ar-Ge çalışmaları (Resmi ve özel kurumların bünyesinde yürütülebilecek anket, alan taramaları, sosyolojik ve istatiksel çalışmalar vb yapılabilir.)

Milletvekillerimiz ve Siyasi Partilerimiz:


Mevcut iktidar partisinin son iki seçimde (hem genel hem yerel) Gaziantep’imizde yakaladığı yüksek oy oranına ve milletvekili sayısına rağmen ki bakanlarımız da vardır, ilimizin bu temel sorununa bir çözüm bulmak adına ciddi adımların atılmaması da ayrıca eleştirilmesi gereken bir tutumdur.

Bu durum sadece iktidar milletvekillerimizi değil; diğer milletvekillerimizi de ilgilendirmelidir, değil mi? Gaziantep seçmenleri olarak Sayın vekillerimizden ricamız, sayısı 400 bine yaklaşan öğrencilerimizin eğitim-öğretime dair sorunlarının çözümü konusunda gerekli hassasiyeti göstermeleridir…

Sanayi ve ticaretteki gelişmeye paralel olarak “eğitimin güdük kalması”:

Ülke ve kent ekonomisine sanayi, ticaret, tekstil, taşımacılık gibi alanlarda; hatta son dönemde turizm alanındaki katkılarıyla önemli destek sunan gerek GTO (Gaziantep Ticaret Odası) gerekse GSO (Gaziantep Sanayi Odası) gibi güçlü kuruluşların sorunun çözümüne dair katkı sunabilecek projelere dâhil edilmesi gerekiyor. Çünkü bu kuruluşlar, ekonomik güçleriyle aynı zamanda kentimizdeki siyasi aktörlerin de söylediklerini önemsediği kuruluşlardır.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü nezdinde yapılacak bir programla bu kuruluşlar ziyaret edilmeli, ortak eylem noktaları geliştirilmeli, kamuoyu oluşturmada güçlerinden yararlanılmalıdır.

Eğitim Sendikaları ve diğer STÖ’ler:

Eğitim sendikaları, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün en yakın dirsek temasında bulunması gereken sivil toplum örgütleridir. Bu noktada özellikle siyasi duruşlarından kaynaklı çok parçalı bir duruş sergileyen eğitim sendikalarıyla ortak toplantılar yapılmalı, amaç anlatılmalı, proje oluşturup katkı sunmaları sağlanmalıdır.

Burada İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kapsayıcılığı söz konusu olmalı, herhangi bir dışlayıcı tutum içerisine girilmemelidir. Bu doğrultuda ön yargılardan uzak bir çalışma grubu oluşturulmalıdır. Diğer STÖ’lerin de görüşleri dinlenmeli, yapılacak çalışmalara katkı sunmaları sağlanmalıdır.

III) Demografik Sorunlar ve Çözümlerine Dair:

Göç ve Nüfus Artışı:

Sayılar, bazen sözcüklerden daha çok şey anlatır bizlere.

Bu bölümde ilimizin nüfus artışına dair birkaç istatiksel veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum: 1927 yılı nüfus sayımında 214.499 olan ilimizin nüfusu geçen 70 yıl içerisinde % 534 oranında artış gösterip 1 milyon 402 bine ulaşmış. Bu artış oranı aynı dönem için Türkiye genelinde % 317... Türkiye ortalamasından %217 daha fazla yani…

2007 yılında ise “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi” ile yapılan nüfus sayımına göre Gaziantep'in nüfusunun “yıllık % 6 artış” ile 81 il içerisinde 1. sırada olduğu tespit edilmişti.

Bunun en önemli sebeplerinden biri, tabii ki ilimizin yoğun göç almasıdır. Bölgesinde yıllarca ekonominin lokomotifi olmuş bir ilin bu kadar göç alması kadar da normal bir durum yoktur. Tabii ki bu durumun ortaya çıkması; “Kürt Sorunu”ndan kaynaklı olarak uzun yıllardan beri süregelen çatışmalı süreçten, bölgenin diğer illerinin kendi dinamiklerini harekete geçirme yoksunluğundan ve ülke yönetenlerinin tabiri caizse yıllarca bölgeye üvey evlat muamelesi yapmasından bağımsız ele alınamaz.

Yoğun göçten kaynaklı nüfus artışı ve bunun beraberinde getirdiği işsizlik, yoksulluk, sokak çocukları vb. türden sonuçlarının kaçınılmaz olarak “eğitim”le ilgili sorunları doğuracağı da konuya kafa yoran herkesin tespit edeceği bir gerçekliktir.

Okul yetersizlikleri ve öğretmen açıklarının artan nüfusa uygun biçimde dengelenememesi sorunun derinleşmesindeki önemli etkenlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda okul yetersizlikleri ve öğretmen açığına dair söylediklerimizle paralel bir çözüm söz konusudur. Yoksa doğudan batıya göç sorunu, bu kentin bileşenlerinin tek başına üstesinden gelebileceği bir problem değildir tabii ki… (Devam Edecek...)

Eğitimde M(arka) Olmak -3-

Eğitimde M(arka) Olmak ( III )
( 28.07.2010 )


A) Sorunlar ve Çözümleri

I) Fiziksel Sorunlar ve Çözümlerine Dair:

Okul ve Sınıfların Yetersizliği:

2003 - 2006 yılları arasında “Okul Yap, Adını Yaşat” kampanyasının sonucu olarak ilimize 114 okul yapılmış ve bu okulların 27 tanesi Gaziantepli eğitim hayırseverlerinin adını taşıyor. Tabii ki bu değerli insanlarımızı şehrimiz minnetle anacaktır her daim…

Buna rağmen ilimizde derslik başına düşen öğrenci sayısı ellili rakamlarla ifade edilmektedir. Ancak, o dönemlerde görülen bu çabanın/kampanyanın devam ettirilememesi de önemli bir eksikliktir.

Bu bağlamda eğitime gönül vermiş ekonomik durumu bir okul binası yaptıracak kadar yeterli olmayan vatandaşlarımız adına “sınıf yap, adını yaşat” biçiminde formüle edilebilecek bir kampanya düzenlenebilir. Daha önce “Sağlık Bakanlığı” tarafından benzer bir çalışma hastane ve sağlık ocakları için yürütülmüş ve gayet mutlu edici sonuçlar alınmıştır.

Bu tür çabaları teşvik edici unsurların özellikle de MEB tarafından da sürekli kılınması esas olmalıdır.

Öğretmen Açığı:

İlimizdeki eğitim sendikalarından birinin basına yansıyan açıklamalarından öğrendiğimize göre 2009 Haziran ayı verilerine göre ilimizde görev yapan toplam öğretmen sayısı 11.739’dur. Yeni eğitim-öğretim yılının başlangıcına yavaş yavaş yaklaştığımız şu günlerde ise ilimizde üç bine yakın öğretmen açığı olduğu bilinmektedir. Bu öğretmen açığından yaklaşık dört yüz tanesi sınıf öğretmeni, geriye kalanı ise branş öğretmenidir.

Bu kadar öğretmen açığının olduğu bir ilin -özellikle branş öğretmeni açığına dikkat etmenizi istiyorum- SBS ve YGS/ LYS gibi branş dersleri konularının temel alındığı sınavlarda başarı şansı var mıdır?

Okulların Semtlere Dağılımı:


İlimizde semtler arasında okul binalarının dağılımı açısından bir dengesizlik olması önemli sorunlardan birisidir. Bu dengesizlikte hem bu alanların inşasındaki planlama hatası hem de bazı semtlerde okul yapmaya elverişli arsaların sınırlı sayıda olması önemli etkenlerden biridir. Bu durum da bazı semtlerde öğrencilerin yığılmasına yol açmaktadır. 

Kentimizin konuya en duyarlı gazetelerinden olan Gaziantep 27 gazetesinin okul arsası için yaptığı haberler, çalışmalar kamuoyunca bilinmekte olup maalesef belediyelerimizin farklı hesap ve yaklaşımlarından dolayı somut neticeler alınamamıştır. Bu noktada başta Sayın Valimiz ve İl Milli Eğitim Müdürümüz olmak üzere diğer mülki amirlerimizin çabası ve milletvekillerimizin de katkısıyla bu arsalar “eğitim”e tahsis edilebilir.

Okullarda Eğitim-Öğretimin Düzeni:

İlimizdeki okullarımızın neredeyse tamamında eğitim-öğretim, “çiftli eğitim” olarak adlandırılan sabahçı – öğlenci sistemine göre düzenlenmektedir. Burada okul idare ya da öğretmenlerinin bir sorumluluğu söz konusu değildir tabii ki… Okul ve sınıfların yetersizliği böyle bir düzeni, planlamayı zorunlu kılmaktadır.

Bunun önemli sonuçlarından birisi, sınıf mevcutlarının kalabalık olması ve bir diğeri de birinci ergenlik dönemini yaşayan gelişim çağındaki çocuklarımızın sabahın çok erken saatlerinde okul yollarına düşmeleridir ki bu da çocuklarımız açısından okulların sevimliliğini yitirmesine neden olmaktadır. Bu yaşlardaki bir çocuğun eğitim-öğretim adına uykusunu tam alamadan ve kahvaltısını yapamadan evden çıkması ne kadar sağlıklıdır? Ayrıca, var olan yetersizliklerimizin cefasını çocuklarımıza çektirmeye ne hakkımız var?

Okul Öncesi Eğitim:

Yaklaşık bir yıldır, AÇEV tarafından organize edilen ve medya organları aracılığıyla “7 Çok Geç” başlığı altında okul öncesi eğitime teşvik amaçlı kampanyalar düzenleniyor. 2010 eğitim-öğretim yılıyla birlikte de 8 yıl olan zorunlu eğitim-öğretim sürecinin 9 yıla çıkarılmasına dönük çalışmalar yapılıyor. Bunun pilot uygulaması 32 ilde MEB tarafından uygulanmakta ve bu yıl kapsamı daha da genişletilecek.

Okul öncesi eğitimin ilimiz açısından önceki dönemlerdeki durumu gerçekten içler acısı… Ancak, yukarıda bahsettiğimiz önemli gelişmeler uygulamaya geçerse bu konudaki sıkıntılarımızı kısmen de olsa aşmış olacağız. Gerçi bu durum beraberinde anaokulu ihtiyacını arttıracak, o alanda da öğretmen açığı gündeme gelecek ve anaokullarındaki sınıf mevcutları artacak. Alt yapı sorunları çözümlenmeden hayata geçirilen uygulamaların pratikteki cezasını öncelikle öğrencilerimiz olmak üzere tüm eğitim camiası (veliler de dâhil) çekmek zorunda kalacaktır yine…

Meslek Liselerinin Durumu:

Gelişmiş ülkelerde meslek liselerinin oranı % 70’lerde yer alırken ülkemizde bu oran 2000’li yıllardan sonraki bir çabanın ürünü olarak % 30’lara kadar çıkarılmıştır. Ülkemiz açısından barındırdığı genç nüfus potansiyeli ve istihdamda yaşadığı sorunlar göz önünde bulundurulduğunda meslek liselerinin önemi sanırım daha iyi anlaşılacaktır. Bu noktadan hareketle Gaziantep’imizin sanayi ve ticaretteki gelişimine paralel olarak fiziksel anlamda gelişmesi/geliştirilmesi gereken eğitim alanlarından biri de hiç şüphesiz “meslek liseleri”dir. Çünkü kalifiye eleman ihtiyacı, her geçen gün kendini daha da artan bir biçimde hissettirmektedir.

“Küreselleşen dünya” esprisinin altında yatan gerçeğin, ekonominin yani sermaye pazarının genişletilmesi anlayışının bulunduğunu her akıl sahibi kişi bilmekte. Bununla beraber teknolojinin baş döndürücü gelişim hızına eskinin ustaları, halfeleri, kalfaları, çırakları ayak uydurmakta sıkıntı yaşamakta…

Dolayısıyla, bu liselerde ve devamında meslek yüksekokullarında alanlarının gereğini gelişen teknolojiye uygun biçimde öğrenen, işin hem abecesini hem de pratiğini kavrayan yeni elemanlar hem eğitim hem de istihdam sorunlarının çözümüne katkı sunabilir duruma gelebilir.

Özel Eğitim Kurumlarının Durumu:

Özel okul ve dershaneler açısından ilimizin nüfus oranına ve ilimizde sınavlara katılan öğrenci potansiyeline göre çok gerilerde olduğunu bu alanda yıllarca çalışmış biri olarak rahat bir şekilde söyleyebilirim. Yine 2000’li yıllardan itibaren özel okul ve dershane sayısındaki önemli artışa rağmen bunun yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye ortalamasının çok gerisinde bir tabloyla karşı karşıyayız yine bu alanda da…

İlimizde otuz bine yakın öğrencinin girdiği YGS/LYS için dershanelere giden öğrenci sayısı sekiz dokuz binlerdedir. Belediyelerimizin popülist politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan belediye dershanelerinin de YGS/LYS’de somut bir katkısının bulunmadığı artık görülmelidir.

Bu noktada belediyelerimiz, bu çalışmalarını belli bir merkeze ya da kuruma endeksli yapmaktansa bu öğrenci gruplarını belirli oranlarda diğer dershaneler dağıtmalı, o kurumların da çorbada tuzunun olması sağlanmalıdır. Tabii ki bu, ayrıca irdelenmesi gereken bir problem olup özel okul ve dershaneleri de kapsayan ayrı bir çalışmanın alanıdır. (Devam Edecek...)

Eğitimde M(arka) Olmak… -2-

Eğitimde M(arka) Olmak…(II)

Her yıl sınav sonuçları açıklandıktan sonra “Biri bu gidişe dur desin.”, “Devletin buna bir şey yapması lazım.” sözlerinden başka bir şey çıkmıyor ortaya. Ve maalesef yaşanan onca ekonomik-siyasi olumsuzluk, terör, onlarca cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık, cehalet ya da kötü olan her ne varsa “eğitim”den bağımsız olarak ele alınamaz.

2010 LYS sonuçlarından sonra bir kez daha görüldü ki yaşadığımız, havasını koklayıp suyunu içtiğimiz gazi kentimizin de eğitim-öğretim alanında ciddi atılımlara ihtiyacı var. Ülke ekonomisine sanayi, ticaret, tekstil, taşımacılık gibi alanlarda yaptığı katkılarla yurt içinde ve yurt dışında adını duyuran, “Anadolu Kaplanları” unvanını alarak bir “Marka Şehir” olan ve bunu, alnının teriyle hak eden kentimizin, eğitim-öğretim alanındaki başarılarıyla “eğitimde de marka şehir” olmasının zamanı gelmiş; hatta geç bile kalınmıştır.

Yerel basından 2010 LYS sonuçları ile ilgili başlıklar:

           Kahreden Sonuç (Gaziantep 27)

           Eğitimde Gaziantep İçin Utanç Tablosu (Sabah gazetesi)

           Biz Utanıyoruz, Ya Siz? (Ekspres gazetesi)

           Re-za-let (Telgraf gazetesi)

           LYS'de Dibe Vurduk (Doğuş gazetesi)

           Gaziantep İçin Utanç Tablosu (Güncel gazetesi)

           Bu Ayıptan Kurtulun (Gaziantep 27 - Bir gün sonra)

Nostradamus olmaya gerek yok…


Doğruluk; bu denli gözümüzün önündeyken ne büyük bir yanlış içinde olduğumuzu göremiyoruz ya, bravo hepimize…

21. yüzyılın dünyasını, Türkiye'sini ve Gaziantep'ini inşa ederken Nostradamus olmaya gerek yok… Bu inşa sürecinde en önemli sacayaklarından birinin eğitim kurumları olduğunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Ayrıca, bölgesinde ve dünyada lider Türkiye'yi oluşturmada, Gaziantep'i var etmede eğitim-öğretimin, dolayısıyla bu alanda faaliyet gösteren her türlü kurumun, yapılanmanın, çabanın önemi yadsınamaz. Ancak, bu gerçeği hayata geçirecek, pratiğe dökecek gayretlerin cılız kaldığı da aşikâr…

Bu düşüncelerden hareketle geleceğin toplumunu oluşturabilmede eğitim-öğretimin önemini ve işlevini her alanda vurgulamak gerekiyor. Vurgulamanın ötesinde, bu alanda olanaklar dâhilinde gerekli özveriyi ve çabayı gösterebilecek olan birey, kurum, yapı, örgüt, dernek, vakıf vb. dinamiklerin harekete geçirilip bu alana ilgilerinin yönlendirilmesi gerekmektedir.

Dâhiyane olan, basit olanı keşfedebilmektir…

Tabii ki çözüme giden yol problemleri doğru adlandırabilmekten geçiyor biraz da. Albert Einstein bir söyleşisinde “Başarı ayrıntıda gizlidir.” dedikten sonra “Dâhiyane olan, basit olanı keşfedebilmektir.” belirlemesini yapar. Problemleri doğru biçimde ortaya koyabilmek için ayrıntıyı gözden kaçırmamak ve çözümlerken de basit yöntemler geliştirebilmek gerekliliğine vurgu yapar, fizik biliminin üstadı…

Sonuç itibariyle Gazi kentimizin eğitim alanındaki sorunlarının ve dolayısıyla çözümlerinin de tek boyutlu olmadığını buradan vurguladıktan sonra yazının/çalışmanın devamında “bu sorunları ve sorunların çözümlerine dair neler yapılabilir”e dair notları paylaşmak istiyorum.

* * *

Bir kitap önerisi Murathan Mungan'ın Metis Yayınları'ndan çıkan sıcak yaz günlerinde sıkılmadan okunabilecek “Büyümenin Türkçe Tarihi” adlı öykü derlemesi olsun. (Devam edecek…)

Eğitimde M(arka) Olmak… -I-

Eğitimde M(arka) Olmak…(I)
(26.07.2010 Pazartesi )

 
Çağımızın büyük filozoflarından Zygmunt Bauman’yla başlayalım: “Eleştiri, sorumluluk etiği içeren bir düşünsel pratiktir; böyle olduğu zaman monolojik (tekil) değil, diyalojik (çoğul) bir nitelik taşır.”
 


İnsanoğlu, 21. yüzyılın ilk çeyreğine doğru adım adım ilerlerken “eğitim” ve “eğitim kurumları”nın önemi herkesçe her platforma dillendirilmekte… Ve her kurum da kendince problemin kaynağına ve çözümüne dair düşüncelerini kamuoyuyla çeşitli biçimlerde paylaşmaktadır. Ülkemizi daha yaşanılır bir yer haline getirmek; sadece ekonomiyi düzeltmek, yeni bir anayasa yapmak, vesayet rejimini ortadan kaldırmak, istihdam alanları yaratmak, terörü bitirmek ya da yasaları AB normlarına uygun hale getirmekten geçmiyor. Eğitim adına da önemli adımların atılması gerektiği gün gibi orta yerde duruyor. Hatta her aklıselim insanın hakkını teslim edeceği üzere eğitime dair problemlerini çözümleyememiş, çağın gereklerine uygun bireyler yetiştirememişseniz yukarıda paragrafın girişinde bahsettim “iyileştirmeleri” yapmanın da çok bir anlamı ve uzun bir ömrü olmayacaktır. Ancak yapıldığı iddia edilen çalışmaların, düzenlemelerin de “bir seçimlik” ya da “bir bakanlık ömrü” olduğundan sonuç hep aynı… 
 
Türkiye’mizde de eğitimin kangrenleşen, kanayan, dönem dönem karın ağrılarına yol açan büyük küçük problemleri olduğu konuya duyarlı kesimlerce zaten bilinmekte. Gazi kentimiz de bu problemlere üst düzeyden dâhil olan kentlerden biri maalesef. Her ne kadar gazi kentimiz bazı kesimlerce “Marka Şehir” olarak lanse edilmeye çalışılsa da eğitim-öğretimdeki sorunlarını aşmadan, o sıfatı ne kadar hak ettiğimiz de hep tartışma konusu olacaktır. Hâlbuki son birkaç yıl içerisinde valilik, il özel idaresi, il milli eğitim müdürlüğü ve konuyla ilgili diğer kurumların da katkısı ve katılımıyla sorunları belirleme ve çözüme kavuşturma adına önemli sayılabilecek çabalar içerisine girilmişti. Ancak, sonuçlar göstermektedir ki bu çabaların hedeflenen ve özlenen tabloyu ortaya çıkarmadığı; bilakis bu hedeflerden uzaklaşıldığı gerçeğini gözler önüne sermektedir. Anlaşılan odur ki “çorbada tuzu olanlar”ın şapkalarını önlerine koyup bir defa daha düşünmeleri gerektiğidir. 
 
Bu yazının/çalışmanın sahibi şunu elbette bilmektedir: Eğitim-öğretim uzun bir süreçtir ve sonuçları hemen elde edilemez; hedeflerden sapmadan çalışmak ve sabretmek gerekir. Ancak, tablodaki durum da görmezden gelinemez. Bu tablonun oluşmasında, şehrimizde eğitim-öğretim adına söz söyleyen her kurumun sorumluluğu vardır. Başarısızlığın nedenleri sıralanacak olsa, hiç şüphesiz en son sıraya öğrencilerimizi yazabiliriz. 
 
Hatırlar mısınız, bilmiyorum; 2009 ÖSS’nin açıklanmasından sonra ülkemiz genelinde, sınav sonuçlarına dair son yıllarda görülmedik sertlikte tepkiler sıralanmıştı. Ardahan Üniversitesi Rektörü’nün Ardahan’ın 78.sırada yer almasına gösterdiği duygusal tepki kamuoyunda kendine ciddi yer bulmuşken (Sınavın açıklandığı gün kendisini akşam yemeğine davet eden yerel yöneticilere “Zıkkım yiyin, utanın şu sonuçlardan!” diye gösterdiği tepkiden bahsediyorum), yine Milliyet gazetesinde Abbas Güçlü’nün “ÖSS sonuçlarından sonra, pek çok kişinin sokağa çıkmaması gerekiyor. Çünkü ortada eğitim adına tam bir facia söz konusu.” diye dile getirdiği benzer düşünceleri bugün de konuyla ilgilenen birçok kişinin paylaşması gerektiğini düşünüyorum. Bireysel başarılar değil, kitlesel başarılar… 
 
Yukarıda gösterilen tepkilerin benzerlerinin de ilimiz adına birileri tarafından dillendirilmesi gerekmekte. Fildişi kulelerinde keyfine bakanlar, kafasını devekuşu gibi kuma gömenler yanında bir de ortalıkta YGS/LYS ve SBS’deki derecelerinden, başarılarından bahseden özel eğitim-öğretim kurumları var ki bunların durumu da başlı başına bir değerlendirme konusudur. Burada şunu özellikle belirtmek isterim ki hiçbir kurumun bireysel başarılarını küçümsemiyorum, tersine, bunların da ilimiz adına önemini hiç kimse yadsıyamaz. Ancak, bu tür bireysel başarıların, kitlesel başarılar olmadan çok bir anlam ifade etmeyeceğini de vurgulamak isterim. İlimizin bireysel başarılara değil, kitlesel başarılara ihtiyacı var. Bu kurumlarımızın bireysel başarılar kadar kitlesel başarılara da odaklanmaları gerekmektedir. Aksi durumda bu bireysel başarıların geniş halk kitleleri nezdinde bir kıymeti/inandırıcılığı olmayacaktır. 

Bir kitap önerisi “bgst Yayınları”ndan çıkan, Amerikalı dilbilimci ve filozof Noam Chomsky’nin bugünkü yaşadığımız sorunlara da ışık tutacak nitelikteki bir çalışması “Demokrasi ve Eğitim…” (Devam edecek…)