2 Kasım 2011 Çarşamba

Kirli Sezonun Duyguları Bunlar...


KİRLİ SEZONUN DUYGULARI BUNLAR


        Bu sezonun halet-i ruhiyesi gerçekten çok farklı… Fanatizmden uzak futbolseverlerin çoğu açısından da böyle olduğunu gözlemlemek çok zor değil.


Gerçekten de ne hafta içi Galatasaray deplasmanından alınan 4 gollü galibiyet eskisi gibi coşku yarattı bizde, ne de Trabzon karşısında 90+3'de yenilen son dakika golü trajedi yaratarak ah’lara vah’lara sürükledi bizi. Bunda Kızıl yönetiminin uygulamaları ile taraftarı takımdan soğutması kadar, arkasında siyasi mülahazalar ile kişisel husumetler olduğu da açık olan şike operasyonu ve sonrasında TFF yönetiminin yüzüne gözüne bulaştırdığı kriz yönetiminin de büyük etkisi var.


İşin aslı tüm bu yaşananlar futbol dünyamız hakkında hepimizin hem fikir olduğu hakikatler üzerindeki sis perdesini kaldırdı, gerçeklerle duygular arasındaki uyumsuzluğu giderdi. Şöyle ki bir yanda “herkesin hırsız olduğu” ancak temel prensibin “yakalanmamak” olduğu bir düzen ve diğer yanda ise “samimi duygular ve inançlarla” stadyumları, ekran başlarını dolduran milyonlar vardı.


Tıpkı ABD'deki “Occupy Wall Street” (Wall Street'i İşgal Et) hareketinin sloganı gibi, bir yanda endüstriyel futbolun göz önündeki aktörleri %1'lik kesim, diğer yanda futbolun dilencileri %99'lık kesim arasındaki bu tuhaf denge bozuldu, dağıldı.

        Bu uzun duygusal kopukluk anlatısından sonra kısaca maçtan bahsedebiliriz: Trabzonspor'un şampiyonlar ligi maçı öncesi bazı futbolcularının bedenen, çoğu futbolcularının ise ruhen sahada olmadığı bir maçta doğal olarak favori moralli Gaziantepspor'du. Maç da buna uygun başladı.


Muhammet Demir'in Tsubasavari yarı röveşatasını Şenol Güneş ile yeniden doğan kalecilerden Tolga köşeden iyi çıkardı. İlk yarının ortalarına doğru aynı futbolcu, uzaktan Muhammed Ali gibi sert vurup direkten dönerken tribünler Muhammet’e salavat çekiyordu. Trabzonspor kendi sahasında kalıp duran toptan gol girişimlerinde bulunsa da cılız kalıyordu.



   

İkinci yarı Elyasa oyuna girip “hocaya orta sahada oynamak istiyorum” diyen Serdar Kurtuluş istediği yere geçse de pek bir fark yaratamıyordu. 65 ile 75.dakika arasında kurulan baskıda bu kez Olcan'ın kafası kaleci ve direkten dönüyorken, ardından Serdar Kurtuluş'a genç Aykut'un ceza sahasındaki müdahalesi penaltı beklentisi yaratıyordu. Sonlara doğru tuhaf değişiklerle Abdullah Ercan tecrübesizliğini gösterirken, orta alandaki Trabzonspor baskısı ile kaptırılan toplar tam ucuz atlatıldı derken, Halil Altıntop ile başlayan atak golle sonuçlanıp heveskâr ulusal basının “Halil Altın-gol” başlıkları atmasına vesile oluyordu.



        Velhasıl kelam tüm dünyada paranın egemenliğine dayalı düzenler sorgulanıp alternatifler aranırken paranın kirlettiği nice yerlerden sadece biri olan “Türk futbol düzeni” de tat vermiyor ve artık alternatif takımlar, oluşumlar, amatör ruhlu ekiplere yönelmek bu düzende çatlaklar yaratmak bakımından kendini dayatıyor.


Ne dersiniz, Gaziantep için bu oluşum yabancı futbolcu kontenjanı kullanmayan, gençlere yer veren, sonuç esaslı değil; oyun esaslı anlayışla oynayan Gaziantep Büyükşehir Belediyespor olabilir mi acaba?..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder