23 Aralık 2011 Cuma

İşgal Hareketi, Solun Yeniden Yükselişi ve Marksizmin Bugünü (3)


İŞGAL HAREKETİ, SOLUN YENİDEN YÜKSELİŞİ
VE
MARKSİZMİN BUGÜNÜ (III)

Slavoj Zizek ile yapılan röportajın üçüncü kısmına, röportajı gerçekleştiren Platypus dergisinin Irak savaşındaki tutumu ile ilgili sorularla devam ediyoruz.

     KAPİTALİZM GERÇEKTEN EVRENSELDİR
                      
       
      Haseeb Ahmed: Platypus savaş karşıtı hareket bağlamında ortaya çıktı. Öyle ki “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” mantığının bir yansımasıydı ve bunun sonucu ise Bush karşıtlığı dışında aşırı İslamcı Iraklı isyancı grupları desteklemek oldu.

     Slavoj Zizek: İslamofobi'den kaçınmamız gerektiğini biliyorum. Ancak İslami köktendinciliğin özgürleştirici potansiyeli fikrini kesinlikle reddediyorum. Sorun liberal serbestlik ve köktendincilik arasındaki zıtlığın tamamen sisteme içkin olmasıdır. Liberalizm hem İslamcılığı hem Hristiyan köktendinciliği sınırlamayan bir anlayışı yaratır. Örneğin ABD'nin Kansas eyaleti bir zamanlar geleneksel olarak en radikal eyaletti. Radikal sosyal talepler grubu Hristiyan köktenciliğin merkezinde yer aldı. Ben İslam'ın adalet duygusu hakkındaki iddiaları benimsemiyorum. Bazı insanlar eğer bu teolojiyi eleştirirsen, “Sen emperyalistsin ve pratik olarak düşman kampındansındır.” diye iddialarda bulunuyorlar. Ben bunları benimsemiyorum.

             HA: Ama solun büyük kısmı benimsedi bu mantığı.

            SZ: Ben bunun üzerine büyük anti-kolonyalist teorisyen Samir Amin ile tartışmaya başladığımda bir feryat ile karşılaştım. “Bush hakkında her solcunun minnettar olacağı bir tarihsel miras vardır.” dediğimde o bana bağırdı. Boş lafları kesersek,  ironik olarak, Bush'un başkanlığının en büyük sonucunun ABD'yi sadece yerel bir güç yapmak olduğunu gösterdim. Onlar etkili olarak ve tedricen gerçek hegemonyalarını kaybediyor. Onlar evrensel bir polis olmaya yakınlaşıyor. Ancak, ironik olarak konuşursak, belki de bu gelişme iyi değildir.

Kongo'yu alalım: Oradaki ABD müdahalesine bakalım. Söylediğim şey Bush'un aptallığının sözde çok merkezliliği hızlandırdığıdır. Biz sadece ABD'nin ne kadar kötü olduğunu göstermemeliyiz. Örneğin aynı standartlara Çin için de başvurmalıyız -kompleks bir sorun olan Tibet'i unutalım- Myanmar ya da Afrika'da onların yaptıklarına bakalım: Neo-kolonyalist sömürücü tiranlarla işbirliği vb.


Samir Amin'in patladığı, boşa çıktığı yer burasıdır. Her ne zaman bir kriz olduğunda, biz ABD'ye karşı eleştirel olmalıyız, Allah'ım, onlar her zaman düşman değildir. Örneğin Hindistan'a bakalım, onlar Kaşmir'de ne yapıyor?  Kaşmir'de temel direniş grubu resmi olarak şiddetten vazgeçtiğini duyurdu ve “Biz politik mücadele yapacağız.” dedi; ancak Hindistan kurumları hala onları terörist olarak görüyor. Söylediğimin hepsi budur.

Evrensel insan hakları hakkında konuşan biri olduğunda “Aaa, sen düşmanın dili ile konuşuyorsun, emperyalizm için özür diliyorsun!” diye otomatik “Pavlovcu cevaplar veren Marksizm türü”nden hoşlanmıyorum. Çoğu zaman evet; ama her zaman değil. Ben bütün bu Marksist oyunu biliyorum: “Sen evrensel diyorsan, gerçekte bu beyaz, erkek vb. anlamına geliyor.”

            Bununla beraber bizim sahip olduğumuz en önemli özgürleşme aracının evrensellik olduğunu unutmayalım. Post-modern modellerden derinden şüpheliyim. Burada, her evrenselliğin potansiyel olarak “kimlikçi” ve “totaliter” olduğuna dair post-modern tuzağa karşı, Postone, Frankfurt Okulu ve diğer bazıları ile aynı düzeyde olmalıyız.

Küreselleşme direnişlerinin farklı özellikteki hatları ile beraber “küresel kapitalizme direniş” hakkında çok fazla şüpheliyim. Evrensellik hakkında konuşmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda, yıllar önce çok kültürlülüğün küresel kapitalizmin mantığı olduğunu yazmam bana çok düşman kazandırdı.

Homi Bhabha gibi kapitalizmin evrenselleştirici ve farklılıkları silmek isteyen yapısı olduğunu söyleyen neo-kolonyalistlere katılmıyorum. Hayır!.. Kapitalizm sınırsız olarak çokkültürcü ve kültürel olarak çoğulcudur. Niçin? Bu Amerikan sağcı popülizminin “doğru”  olmayan hakkında söyledikleri şey değildir; ancak gerçek bir soruna cevaptır. Onların temel olarak doğru anlayışları daha aşağı sınıfları manipüle etmiştir.

Bugünün küresel kapitalizminde, ayrıca arkadaşım David Harvey'in işaret ettiği gibi, artık merkezi metropoller üçüncü dünya ülkelerine sızmıyor. Daha çok, daha yüksek karlar için, herhangi bir ülke onun kendi ülkesini bir sömürgeye dönüştürüyor. Bunun anlamı şudur ki taşeronlaştırma vasıtasıyla vb. ile bugünün Amerikan sermayesi Amerikan işçilerini feda etmeye isteklidir. Kapitalizm, bu manada, günümüzde gerçekten evrenseldir.  Amerikan sermayesi ABD'nin geri kalanını dikkate alamaz. Kapitalizmin yapısal olarak Anglo-Sakson olduğunu söyleyen Latin Amerikalı arkadaşlarıma, ayrıca Alain Badiou da vurguluyor bunu, katılmıyorum. Kapitalizm gerçekten evrenseldir. O herhangi bir kültüre dayandırılamaz. O Avrupa-merkezli değildir. Devam eden krizin etkisi kesinlikle böyle bir Avrupa-merkezciliğin sonu olacaktır. Bu temel olarak iyi bir süreç değildir. Örneğin Asyalı değerlerle süren bir kapitalizm var ve bu liberalizmden daha verimli ve demokrasiyi içermiyor.

            HA: Platypus'da, biz bunla aynı fikirdeyiz. Örneğin, Platypus geçen yaz radikal burjuva felsefesi üzerine bir okuma grubu oluşturdu, modern özgürlük kavramı hakkında Rousseau, Adam Smith, Benjamin Constant gibi isimleri içeriyordu.     
                       
            
      SZ: Evet, Claude Lefort'a katılmıyorum. Örneğin, “Burjuva özgürlüğü sadece şekli bir özgürlüktür.” diyor.  Hayır, bu doğru değil. Özgürlüğün olabildiğince gerçekten sosyal özgürlükle geldiğini radikal burjuva özgürlük savaşçıları çok iyi fark etmişlerdi. Onlar sosyal boyutların farkındaydılar ve kolektif olarak örgütlenme hakkını savundular. Diğer yandan, burjuva demokrasisi olarak biçimsel demokrasinin eleştirisi derin olarak anti-Marksisttir. Marks, biçimin hiçbir zaman basit olarak sadece “biçim” olmadığının derinden farkındaydı. Kapitalizmin gelişimini açıklarken bunu göstermişti. Biz kesinlikle “biçim”in içeriği takip ettiği ön yargısını bırakmalıyız. İlk önce yeni bir şey gelişir ve sonra o bir biçim elde eder şeklindeki ön yargıyı bırakmalıyız. 
* * *
Çeviri         : Hasan KÜÇÜK
Düzenleme    : Fırat KÜÇÜK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder