5 Aralık 2011 Pazartesi

Mahur Beste...


MAHUR BESTE
Futbolda Şike ve Şiddet Yasası”nın bumerang gibi dönüp dolaşıp sahiplerini vurması üzerine “yüce” Kulüpler Birliği’nin “futbol” profesörü yöneticileri tarafından “Ulan, n’olur n’olmaz; bu ihale bize de kalabilir. Fırsat varken şu yasanın icabına bakalım.” düşüncesine “pek sportmen” devlet bakanımız da omuz verince ta TBMM’ye kadar geldi bu iş…
Bir avuç “dürüst” futbolseverin yaratmaya çalıştığı kamuoyu, AKP Gaziantep milletvekili Şamil Tayyar’ın yüksek sesli itirazları, TBMM kürsüsünden BDP’li Ertuğrul Kürkçü’nün yasaya karşı “sol” kroşesi, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın çekimser duruşu ve nihayetinde Cumhurbaşkanı’nın vetosu ile şimdilik top yeniden mecliste… Ortaya çıkan durumum ilerde daha da yüzeye çıkması beklenen Gülen-Erdoğan çatışmasının bir tezahürü olduğunu iddia eden komplo teorileri de yok değil.
Gelinen noktada bizatihi futbolun içindeki “kirlilikten” beslenenlerin futbolu temizlemesini beklemek de en iyi tabirle “ahmaklık” ya da “iflah olmaz bir hayalperestlik” olarak nitelendirilebilir. TV ekranlarında “futbol” yorumculuğundan hatırı sayılır düzeyde para kazananların iş etiği gereği de olsa “şike”ye dair aklı başında bir iki kelam edemediği bir ortamda “temizlik”, biz futbolseverler için “Arap Baharı” kadar uzak… İşin doğrusu, “Paranın değdiği yer kirlenir.” sosyalist atasözü bir kez daha sahnede sergileniyor, biz futbolseverler için.
Dünya kadar paranın döndüğü futbol kulüplerinin hala “Dernekler Yasası” ile yönetiliyor olması da başlı başına bir sorun değil mi? Kulüplerin her türlü denetimden uzak olduğu ve futbol adlı oyunun/sporun “futbol” ile pek de ilgisi olmayan “yönetici” sıfatlı, cüzdanı kabarık “beyler”in nemalandığı, futbolu kendi egolarını tatmin ettikleri bir alan olarak gördükleri sürece memleket futbolunun bir arpa boyu yol alması da mümkün değil. 
"Doktor" Socrates
Mantalitenin (teorinin) olmadığı yerde pratiğin belirsiz sonuçlar doğurması da muhtemel. Alt yapısı olmayanın üst yapısı her daim çökmeye mahkûmdur, vesselam. 
Koca ülkeyi "temsili demokrasi" zırvasıyla yönetmeye kalkışanlardan farklı bir şey beklemek de hata aslında. “Katılımcı demokrasi”yi kulüp yönetimlerine taşımaktan başka bir çözüm gözükmüyor futbol oligarşisine karşı... Geçtiğimiz pazar vefat eden "doktor" lakaplı, Brezilyalı efsanevi oyuncu Dr.Socrates'in “Corinthians demokrasisi” deneyimini çok sevdiğimiz takımımıza uygulamak çok mu zor?..
Eğitim-öğretim amaçlı açılan bir dershaneyi, etüt merkezini MEB müfettişi, belediye zabıtası, maliye memuru; hatta itfaiye denetçisi ile olur olmaz zamanlarda denetleyen bir mekanizmanın, futbol kulüplerini bu denetimden ayrı tutması neyle açıklanabilir ki? Yoksa futbolun, sistemin birçok sifonundan biri olduğu genel kabul görmüş bir teamül de bizim mi haberimiz yok?..

Sokakta, markette karşılaştığımız oyunculardan,
doğru dürüst para alamadıklarını duyup öğreniyoruz artık…

İşte en güzel örnek: Gaziantepspor… Son iki haftadır, yerel basın üzerinden öğrendiklerimize göre dört yıldır elektrik, su parası ödenmediği gibi; TFF’ye Kamil Ocak Stadyumu’nun kira bedeli dahi ödenmemiş. Diğer taraftan UEFA tarafından yabancı oyuncuların bonservis ve transfer ödemelerindeki sorunlardan dolayı takımın lisansının askıya alınma durumu söz konusu…
Kulüp yönetenleri, 500 milyon dolarlık yatırım yaptık, diye kamuoyunda ahkâm keseceğine önce yöneticisi oldukları kulübe dair görevlerini bir yerine getirsinler… 
Sokakta, markette karşılaştığımız oyunculardan, doğru dürüst para alamadıklarını duyup öğreniyoruz artık… Tolunay Kafkas’ın takımdan paldır küldür ayrılışının arkasında da “para” sorununun olduğu hep söylenip duruldu zaten. Bu durumda oyuncuların maç içerisindeki isteksiz, gönülsüz tavırları bir nebze anlaşılabilir. Taraftarın da tepkisini doğru yöne, oyunculara değil; yönetime yöneltmesi gerekmez mi?..
Gaziantepspor 1 - Samsunspor 0
(Maç sırasında, Kamil Ocak tribünlerinden bir görüntü)

Bütün bunlar olup biterken, Gaziantepspor’un Samsunspor maçından 3 puan alması yüreğimize su serperken oynanan futbolun umut vermediğini söylemeden geçemeyiz. Samsunspor’un yakaladığı sayısız gol fırsatında kalecimiz Karcemarskas’ın performansı tribünleri memnun eden tek şeydi. Bir de Muhammet Demir'in hırsı ve müthiş kafa vuruşları… O da çöken bir takımda kendi kariyerinin peşine düşmüş bir adam psikolojisinde... 
Abdullah Ercan’ın da var olan ortamda (oyuncuların para alamadığı/takımın takım hüviyetinden uzaklaştığı) başarılı olma ihtimali pek görünmüyor. Orduspor maçından sonra orta sahadaki sorunlarımızı çözdük, diyen Abdullah Ercan, Samsunspor maçından önce de orta sahada önemli sorunlarımız var, diye açıklama yapıyor. Varın gerisini siz düşünün… Tipik bir "kifayetsiz muhteris" görüntüsü veriyor. Dilerim, yanılıyoruzdur.
Futbolda kirlenen tek şeyin futbol topu ve oyuncuların formaları olması dileğiyle…


Not 1) Meraklısına "Mahur Beste"nin öyküsü...


http://www.youtube.com/watch?v=bW5AcUPiKEI&feature=player_embedded


Not 2) Meraklısına "Socrates ve Corinthians Demokrasisi"nin öyküsü...


http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=socrates+ve+corinthians+demokrasisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder