5 Nisan 2012 Perşembe

Adaletin bu mu dünya?.. (Gaziantepspor’a dair)


Adaletin bu mu dünya?..
(Gaziantepspor’a dair)


Memlekette yaz saati ve Gaziantepspor dışında her şey geri geri giderken MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) tarafından birkaç ay önce başlatılan incelemelerin devamı niteliğinde Gaziantepspor nezdinde Kızıl Şirketler Grubu’na da gözaltı operasyonları düzenlendi. Ağzımızın tadı kaçtı…

Hâlbuki her şey 6 sezondur ne kadar da güzel gidiyordu. 

Celal Doğan tarafından cami avlusuna bırakılmış bebek misali Gaziantepspor’a Kızıl kardeşler sahip çıkmışlardı. O günden beri de kırmızı siyahlı takımımız şampiyonluktan şampiyonluğa koşuyor, takım kaptanları kupa kaldırmaktan helak oluyordu.

Küme düşme tehlikesinin artık esamesi dahi okunmuyor, Gaziantep’te “küme” ilkokulda derslerde yapılan bir faaliyetten başka bir anlam ifade etmiyordu ki onda da “düşme” diye bir şey yoktu zaten…

Celal Doğan Tesislerinde her yıl iyileştirme çalışmaları yapılıyor, tesisler Dubai’nin yedi yıldızlı otelleriyle yarışıyordu adeta… A takımın çalışacağı çim saha sayısı 5, alt yapınınki 15’i buluyordu.

Memleket futbolunda “istikrar” ve “başarı” sözcükleri Gaziantepspor’un adı ağıza alınmadan telaffuz edilemiyor, Gaziantepspor sevgisi Kamil Ocak’tan sokaklara, caddelere, parklara taşıyor; bir zamanlar İstanbul’un üç büyüklerine gönül vermiş olanlar, Hacibaba’ya gidip tövbe üstüne tövbe edip kırmızı siyah formanın aşkıyla yanıp tutuşuyorlardı.

Yurt dışında memleket futbolundan bahsedildiğinde Gaziantepspor adı hemen akla geliyor, birinci sınıf yabancı oyuncular transfer sezonunda üç büyükleri pas geçip Kamil Ocak çimlerinde kendilerini göstermek için birbirleriyle yarışıyorlardı.


Kalecinin kaplanı, defansın panteri, orta alanın piri, golcünün babası gibi sıfatlar Gaziantepspor on birinde yer alan oyuncular için sıkça kullanılıyordu.

Memlekette yabancı oyuncuların bonservisini ödemediği için UEFA’dan ceza üstüne ceza alan takımlar varken, Gaziantepspor her sezon şampiyonlar liginde ya da UEFA’da gruplara kalıyor; memleket puanına üç İstanbulludan daha çok katkıda bulunuyordu.

Takım kasası o kadar doluydu ki başka takımlara bedavadan oyuncular gönderiliyor, bonservis ücreti dahi istenmiyordu, maksat memleket futboluna katkı…

Takımın teknik kadrosu ve oyuncuları paralarını, primlerini zamanında alıyor; tesislerde çalışan personel Kızıl yönetimine Allah’ın her günü dua ediyor; takımın elektrik, su, yakıt borçları faturaların son ödeme tarihi beklenmeden ödeniyordu.

Alt yapıda Barcelona’nın La Masia’sı ile Real Madrid’in Castilla’sıyla yarışır hale geliniyor; Arsenal, Sporting Lizbon, Porto, Ajax, Lyon; hatta Alamanların alt yapı hocaları ve oyuncuları bizimkine gıpta ile bakıyordu.

Ah MASAK ah, ne yaptın sen?.. Ne kadar da güzel gidiyordu her şey…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder