20 Haziran 2012 Çarşamba

Mahalle… Demoklesin Kılıcı (mı?)…


Mahalle… Demoklesin Kılıcı (mı?)…
“Mahalle baskısı…”
Malum kavramı, bildiğiniz üzere, Türkiye’deki siyaset bilimi ve sosyolojisinin, tartışmasız, en önemli isimlerinden sayılan Prof. Dr. Şerif Mardin bir makalesinde ilk kez kavramlaştırıp bizlere servis etmişti.
Şerif Mardin
“Mahalle baskısı” kavramının evrimleşerek “Mahalle baskını”na oradan “Mahalle şiddeti”ne ve Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç.Dr. Şahin Filiz’in sosyo-politik terminolojiyle ifade ettiği üzere “mikro-faşizm”e dönüşüne tanıklık ettik bu hafta…
İstanbul Tophane’deki sanat galerisine yapılan saldırıdan bahsediyoruz, tabii ki… Bir dönem, Ankara BB Başkanı Melih Gökçek’in “Ben böyle sanatın içine tükürürüm.” anlayışının ya da “Allah’tan korkmuyorsan, kulundan kork.” inancının pratiğe uygulanmasıydı bir nevi yaşadıklarımız.
Cumhuriyet dönemi hikâyeciliğimizin sivri dilli yazarlarından Refik Halit Karay’dan bir alıntıyla devam edelim: “Her kafes ardında mütecessis (gizliyi arayan, gözetleyen) gözler vardır, denilebilir ki kafeslerin her bir deliği baklava biçimi bir casus gözüdür; binlerce tahta çerçeveli göz “mahalle”yi bekler.
Refik Halit Karay
Tarihçi İlber Ortaylı’nın “Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek” adlı kitabından bir parça: “Osmanlı zamanında bir mahalleye yerleşmek için, önce o mahallelinin onayını almak lazım gelir. Mahalleli uygunsuz gördüğü sakinleri, mahallesinden uzaklaştırabilir. Hatta 16. yüzyılın sonunda, Kraliçe Elizabeth’in Osmanlı’ya yolladığı ilk büyükelçiyi bile, eğlence düşkünü olduğu için oturduğu mahalleden uzaklaştırmıştır mahalleli… 
Görüldüğü üzere mevzu, yeni değil bizde… Terim olarak daha fazla açıklanmaya muhtaç olabilir; ama Türkiye’de yaşayan herkesin zihninde derhal bir karşılık oluşturacak bir ifade “mahalle baskısı…”
Sorun, mahallenin kendisiyle başlıyor zaten… Birlikte yaşanan topluluk küçüldükçe; yani tanışıklık arttıkça topluluğun oluşturduğu ilke ve kabullerin bireyleri daha fazla etkilemesi; dahası “birey” denen şeyin oluşumuna izin vermeyecek kadar yakından gözlemlemesi, denetlemesi, kendine benzetmesi/uydurması...
Mahalle baskısı çoğu zaman gizlidir, kapalıdır; ancak bir biçimde sizi azınlık/öteki hissettirendir aynı zamanda. Kendi benzerinizi görememeniz, dışlanmanızdır. Kendi benzerlerinizin tükenmesi ve çoğunluğa uyma zorunda kalmanızdır. 
Bu “mahalle baskısı”nın ortadan kaybolduğunu söyleyen aklı evvelleri Allah çarpar vesselam…
Bin türlü örneği var, birkaçını paylaşım:
İlber Ortaylı
Ortadan kalkmış olsaydı, üniversite okuyan birçok gencin maruz kaldığı “Bekâra ev yok, erkek öğrenciye ev yok” anlayışı adı şehir olan; ama kendisi bir türlü kasabalılıktan kurtulamayan “şehircik”lerde devam etmezdi.
Ortadan kalkmış olsaydı, mahalledeki o pek ehl-i namus, ehl-i ahlâk sahibi insanlar, şehirde ikamet edip; ama ruhen kasabada varlıklarını sürdüren apartman teyzeleri/amcaları özellikle gençlerin, bekârların oturduğu evleri, “kim girmiş, kim çıkmış, eve kız/erkek mi atılıyor yoksa?..” merakıyla dikizlemiyor olurdu.
Ortadan kalkmış olsaydı, taşrada evlenmiş kadınların -kentli kadınlar dâhil- kapanması/örtünmesi, evlenirken gelinlik giymek kadar doğal bir şeymiş gibi kabul ediliyor olmazdı.
Ortadan kalkmış olsaydı, Ramazan’da oruç tutmadığınız için kendinizi Müslüman mahallesinde salyangoz gibi hissetmezdiniz.
Chantal Mouffe
Ortadan kalkmış olsaydı, adını Fırat diye değiştirip ömrünü bir “güvercin ürkekliğiyle” tamamlamak zorunda kalmazdı Hrant Dink…
Uzun bir süredir her gelişmeyi siyah beyaz ekseninden görmeye alışmış derinlik yoksunu Türkiye basınında “mahalle baskısı” kavramının fikir babası Prof. Dr. Şerif Mardin’in Belçikalı siyaset bilimci Chantal Mouffe’tan yaptığı bir alıntı büyük ihtimalle fazla dikkat çekmemiştir: “(…) Demokrasi diye bir şey yoktur, demokrasi uğrunda çaba vermek vardır.” Devamını Prof. Dr. Şerif Mardin getirir: “Çünkü demokrasi her gün yeniden inşa edilen bir şeydir ve insan haklarına tecavüz varsa, insanların teyakkuzda olması gerekir.
Yıldırım Türker
Sonuç itibariyle “mesele”, Radikal gazetesinden Yıldırım Türker’in “Oy Mahalle, Mahalle” başlıklı yazında vurguladığından ibarettir: “Mesele; ordu, mahalle, bürokrasi ve bilumum baskı üretme merkezlerine rağmen çeşitliliği, farklılığı, renkliliği, özgürlükleri korumak için mücadele etmektir. Demokrasi serüveni de bundan ibarettir.”
Bir Bektaşi fıkrasıyla bitirelim:
Bektaşi, bir mahalleden geçerken bağırmış:
— Ulan pezevenkler!..
Bütün pencereler açılmış, meraklı başlar uzanmış. Bektaşi de söylenerek yürümeye başlamış: 
— Ne de çok!.. Ne de çok!..

* * *


Bir kitap önerisi:
           Bir nevi “mahalle baskısı”nın kurbanlarından sayılan, “Türkiyeliyim, Ermeniyim… İliklerime kadar Anadoluluyum…” diyen Hrant Dink’in yaşam öyküsünü anlatan Tuba Çandar’ın Everest Yayınları’ndan çıkan “Hrant…” adlı biyografik çalışması…









Not: Bu yazı, 28.09.2010 tarihinde http://www.gaziantep27.net/root.vol?title=mahalle85-demoklesin-kilici-mi&exec=page&nid=69211 sitesinde yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder