17 Haziran 2012 Pazar

Öykündüğümüz Öyküler (8) "Dıptıs..."


Öykündüğümüz Öyküler (8)

Dıptıs...


    Bizim ilkokulun bahçesinde top oynuyoruz. Çocukluğun bittiği, ergenliğe hafiften girdiğimiz yaşlar. Yerler beton. Ayakkabılar dandik. Enerji yüksek. Herkes feci koşuyor.
    Ben futboldan oldum olası anlamadım. Bu yüzden futbol yeteneği olan insanları kıskanırım. Tabi yetenek önemli değil o zamanlar. Herkes ateş topu gibi, pilimiz bitmiyor. Defans mıyım, orta saha mıyım, ya da bunu umursuyor muyuz hatırlamıyorum. O günü hatırlamamın sebebi başka.
    Bizim takımda sert oynayan bir çocuk var. Adını sanını yüzünü bile söyleyemem şimdi. Karşı takımda da bizim boylarımızda, ama nedense biraz daha farklı görünen (bu farkı daha sonra anladım) bol çalımcı, inceci, belli ki top peşinde uzun zamandır koşan tıknaz bir eleman var. Maçta bir pozisyon oldu, bunlar yan yana geldiler. Tıknaz eleman bizim kaleye doğru hamleyi tam yapacakken, bizim sert çocuk bunu indirdi arkadan. Tıknaz öyle bir yuvarlandı ki kimin indirdiğini bile görmedi.
    Buraya kadar olayla hiçbir ilgim yok. Ama öz güveni yüksek, artist bir çocuğum ben de. “Madem adam yere düştü, gidip kaldırayım” dedim. “Merhametten maraz gelir” ile “eceli gelen köpek cami duvarına işermiş”in bir karışımına doğru adım adım ilerledim.
    Ben gitmesem de çocuk zaten kalkıyormuş, yani öyle bir sakatlığı, incinmişliği falan yok. Olsa zaten beni o kadar dövemezdi.
    Gittim, arkasından tutup kaldırayım dedim. “Siktir len” veya “yürü git len” gibi bir şeyler söyledi. Yakından baktığımda çocuğun yaşça bizden ileride olduğunu, kas yapısının artık bir ergenden daha sıkı ve tehlikeli olduğunu, benim gibi bir apartman çocuğu olmadığını, daha zor koşullarda, daha sert bir anne babanın elinde evrildiğini falan anladım bilinçaltımda; ancak bilinçüstüm nedense artistik yapmak istedi. Sanırım şöyle bir şey dedim:
    “Lan yardım edelim dedik, ne konuşuyorsun?”
    Soruma cevap vermedi. Yani en azından cevap için seçtiği yol konuşmak değildi. Benim alışık olduğum mahallenin çocukları “hadi len” “ne diyon len” “sen kimsin len” falan deyip birbirlerini uzun süre iteklerdi, sonra da birisi gelip kavgayı ayırırdı. Ama tıknaz çocuğun mahallesinde anladığım kadarıyla işler farklı yürüyormuş. Yani şöyle: Sen bir şey söylüyorsun, eğer bu laf diğerinin hoşuna gitmezse senin bir şey daha söylemeni engelleyecek kadar seri ve amansız bir şekilde seni dövüyor. Yani belki bazen sen de dövüyorsun, ama bu örnekte ben pek varlık gösteremedim. Kendi mahallemin bıçkınlarından biri olma durumum, onların mahallesinde alelade bir kum torbası olmaya karşılık geliyormuş.
    Neyse, çocuk beni bir yandan salladı, bir yandan vurdu. İlginç bir deneyimdi. Böyle bir yandan bayrak direğini, Atatürk büstünü, okulun pencerelerini falan görüyorum, tabi bunları görmeyi ben seçmiyorum, kafamın sallandığı yönde ne varsa onu görüyorum, bir yandan da woofer’dan gelen bas tadında derin yumruk darbeleri alıyorum. Muhtemelen kulak çevresine, yanaklara falan çalışıyor. Dıptıs dıptıs ilkokul fragmanları eşliğinde çınlaya çınlaya dayağımı yiyorum.
    Sonra çocuk baktı ki olay bir kavga değil, bıraktı beni. Boşuna yoruluyormuş hissine kapıldı sanırım. Düşmesinin hırsını almak ona yetti. Sonuçta maça da enerjisi kalması lazım, döv döv nereye kadar. Bu noktada bu bir amerikan filmi olsa, benim orada yere doğru dökülerek düşmem lazım. Ama ben herifin bıraktığı gibi kaldım. Böyle dimdik ayakta, çın çın öterek, diğer çocukların gözlerinde tek tek geziyorum. Düşsem acıyacaklar, üzülecekler belki. Ama düşmeyince onlar da bir süre bakıp sonra maça döndüler. Bende ne kan var, ne morluk. Herif beni darp izi bırakmayacak şekilde mis gibi pataklamış. Tek sorun, pek bir şey duymuyorum. Ezan falan başladı o sırada, sanki cami uzaklaşmış gibi.
    O güne kadar annem dışında kimseden dayak yememiştim. Hayatımın en unutulmaz, en etkileyici anlarından biriydi bu. Kafamın üstünde cik cik öten görünmez kuşlarla evin oraya kadar gittim. Çok bir şey düşünmedim, dayağın kafasını yaşadım. Güzel kafası vardı. Eve yakın bir yerde kaldırıma oturdum. Yerdeki karıncaları izledim. Daha sakin bir çocuk olmaya karar verdim o günden sonra.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder