29 Haziran 2012 Cuma

Öykündüğümüz Öyküler (9): on bir twit, bir hayat…


on bir twit, bir hayat…

(Veysel Kaygusuz)


iki kızım var. babaları ölünce kaldık bir başımıza. babamın evinde kaldık bir süre. Buraları bilirsiniz, dul kadın kalamaz bir başına. okumaya karar verdim. iki bileziğe bir dershaneye yazıldım. aman ne dedikodular ne dedikodular. süslenip püslenip hocaları ayartmaya gidiyor diye. 

hiçbirini duymadım. süslendim süslendim gittim derse. sabahlara kadar çalıştım. allah biliyor, geceyi sabahlara ekledim küçük kızın sütü elimde.

kazandım öğretmenliği. böyle bir mutluluk yaşamadım bugün olmuş. kasabalı, hocaların bana sınavda kopya verdiğini bile söylediler. oruspuyum ya. sanki kasabada yapılıyor sınav? cehalet kötü.

kızları bıraktım dört yıl anama. asıl sıkıntı, özlem oydu. ereğli-konya arası mekik dokudum kızlarıma. yine de güzel günlerdi, okumak başka, bilirsin. sonra buraya tayinim çıktı. aldım kızlarımı geldim. evlendim burda. çok sürmedi ama. ne bileyim çocuklarının babası olmayan bir adamı niye çekeyim?

adamın gözü dışardaydı hep. eve bağlansın da istemedim mi nedir? boşanacağımız zaman tehditler, küfürler. "nesin lan sen!" dedim. hayatımı kükredim yüzüne.

korktu, ikiletmedi. şimdi başkasıyla evlendi. ben dönmedim ereğli'ye. burası rahat. kurdum düzenimi. iki yıl önce ev de aldım. kızlar mutlu, dizimde.

bazı geceler büyük kızla konuşuyoruz: "anne iyi ki okudun, tamam çok sıkıntı çektik dört yıl; ama değdi." diyor. gözyaşlarım sigaramı söndürüyor.

bütün bunları niye mi anlatır insan, ilk gördüğü ve muhtemelen bir daha göremeyeceği birine? herkesin bildiği bir yanılgı var bak. o da şu: 

insan tanımadıklarına içini döker olduğu gibi, ne var ne yoksa. bir daha göremeyeceği kadar uzak olanlara. dostuna dökmez işte.

iştesi yok! öyle… 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder