26 Ağustos 2012 Pazar

Sömürü, Irkçılık ve Barış Şehri Antep


Sömürü, Irkçılık ve Barış Şehri Antep
     

"Dünyada görmek istediğin değişimin 
öznesi sen olmalısın." Mahatma Gandhi
Geçen hafta Antep’te gerçekleştirilen bombalı saldırı ile onun yarattığı toplumsal ve siyasal etkilere geçmeden önce, “şiddet her nereden ve kimden gelirse gelsin karşıyım” sığlığına düşmeden, saldırının tartışma götürmez bir şekilde karşısında durulması gereken bir eylem olduğunu yanlış anlaşılmalara karşı belirtmekte fayda var. Aksi takdirde yazı doğrudan ön yargılı bir okumaya tabi tutulma tehlikesi ile karşılaşacaktır ki bunun da yazının amacına ters düşeceği aşikârdır.

Saldırı üzerinden gerçekleştirilen anti-Kürt eylem ve söylemler ile “barış şehri Antep”vurgusunun değerlendirilebilmesi bakımından kısaca Antep’in genel sosyo-ekonomik yapısından bahsetmek yerinde olacaktır.

1970’lerle beraber sanayileşmeye başlayan Antep, bir yandan kendi köy ve ilçelerinden aldığı göçle ucuz iş gücü ihtiyacını karşılarken, diğer yandan ise şehre hâkim olan Sünni-Türk kasaba yapısının yeni kültürel formlarla karşılaşması ile şehirde “Antep’in yerlisi ve köylüsü” diye adlandırılan birincil kültürel kırılmayı yaşamıştır. Ki Antepliler bu ayrımın toplumsal ilişkilerde ne kadar keskin olduğunu  yakından deneyimlemişlerdir.

Antep’in Kürtlerle bir arada yaşama anlamında ilk tecrübesi de bu yıllara dayanmaktadır. Zira Antep’in ilçe ve köyleri arasında önemli bir bölümü Kürt nüfustan oluşmaktadır. Bu göçlerin oluşturduğu bir semtte geçen 1980’lerdeki çocukluğumuzun “barış şehri”Antep’inde “pis Kürtler, kuyruklu Kürtler” gibi ırkçı deyimler oldukça olağan karşılanmaktaydı. Ancak o yıllarda Kürtler bakımından bir kimliksel uyanış yaşanmadığından ayrımcılığın sosyal tezahürü yukarı mahalledeki Kürt çocuklarla, aşağı mahalledeki Türk çocukların futbol maçları, kavgaları ve sonra barışıp tekrar maç yapmaları düzeyinde kalıyordu. 
20 Ağustos 2012 - Karşıyaka - Gaziantep

1990’lara gelindiğinde ise Antep ikincil kültürel kırılmasını yaşıyordu. Bölgede gerçekleşen köy boşaltmaların da etkisiyle yaşanan politik göçlerin yanı sıra Kürt işadamları için de Antep önemli bir göç merkezi olmuştu. Artık Antep 70’lerden sonra ikinci büyük sanayi atılımını yaparken, bir yandan da devasa bir gecekondulaşma ile beraber ortaya çıkan metropolitan sorunları için yeni kurbanlarını bulmuştu. “Doğu’dan geldiler, şehrimizi mahvettiler” şeklindeki “sihirli” tespit her türlü kötülüğü açıklamakta kullanılıyordu. Sanayileşme sürecinin ve ülkedeki çatışmalı dönemin yarattığı doğal sonuçların sorumlusu olarak Kürtler ilan ediliyordu. Oysaki büyüyen sanayi ve aşırı yapılaşma için gerekli ucuz iş gücü büyük oranda göç eden Kürt nüfus arasından sağlanıyordu. Ülkenin sayılı zenginleri sıralamasına giren “büyük işadamları” ve bu büyümeden nemalanan Antep orta sınıfı oturdukları evin inşaatında amele, fabrikada işçi yaptıkları Kürtlerin en temel hakları konusunda oldukça hasmane tutum aldıkları gibi, gündelik dilde onlara karşı da her türlü ayrımcı, aşağılayıcı söylemleri kullanmaktan geri kalmıyorlardı.

Tüm bu ayrımcılıkların yaşandığı “barış şehri Antep” bayramda gerçekleşen saldırıdan önce binlerce işçinin 800 lira maaşını 1000 liraya yükseltmek için grev yaptığı ve 900 liraya anlaşmak zorunda kaldığı bir şehirdi. Üstelik fabrikasında grev yapılan patronlardan biri “artık nüfus cüzdanına bakıp işe alacağım, grevi tetikleyenler hep bu Kürtler” tespitini yapıyordu.

Irkçılığa ve Ayrımcılığa "DUR DE" Girişimi Afişinden
 Bayramda gerçekleşen bombalı saldırı Antep’te üçüncü kültürel kırılmayı yaratır mı, bilinmez. Saldırının PKK tarafından yapıldığı algısının Türklerdeki Kürt düşmanlığını, saldırının hemen ardından BDP binalarına ve bazı Kürt mahallerine saldırılmasının ise Kürtlerdeki duygusal kopuşu tetiklediği açık. Ancak bir o kadar açık olan bir şey daha var ki o da bu saldırıdan önce Antep’in ne sınıfsal bakımdan ne de kültürel bakımdan bir barış şehri olduğu…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder