8 Ekim 2012 Pazartesi

Ortadoğu Birliği: Demokratik mi, Kapitalist mi?


Ortadoğu Birliği: Demokratik mi, Kapitalist mi?

         Paylaşım savaşları sonucunda Avrupa’nın ulus-devlet modeli baz alınarak sınırları belirlenen Ortadoğu uzun süredir sancılı bir dönüşüm süreci yaşıyor.

Türk, Arap ve Fars milliyetçiliklerine dayalı olarak kurulmuş 20. yüzyıl devlet yapılanmalarının gerek kendi toplumlarının gerekse küresel kapitalizmin taleplerine cevap verememesi bölgeyi 2000’li yıllardan itibaren çatışma alanına dönüştürmüş durumda.

Halkların aşağıdan gelen dönüşüm taleplerini büyük bir ustalıkla kolonileştirmeyi başaran “dış güçler”in, var olan talepleri absorbe ederek küresel sermayenin hem pazar ihtiyacı hem de politik hegemonya ihtiyacı için kullanması, Ortadoğu halklarının taleplerini gerçek anlamda karşılayacak demokratik bir dönüşümü engellemekte, daha çok şekli bir takım değişikliklere yol açmaktadır.

En son “Arap Baharı” ismi ile popülerlik kazanan Mısır ve Libya devrimlerinin geldiği nokta bu şekli ve küresel sermaye ile uyumlu dönüşümlerin en hazin örneklerini oluşturuyor. Bu durum bölgenin muhalif güçleri açısından yerel diktatörle dış müdahale arasında sıkışma şeklinde iki pozisyon ortaya çıkarsa da, bu iki pozisyonu da reddeden halkların demokratik taleplerini yine kendi demokratik eylemleriyle gerçekleştirebileceklerini savunan toplumcu bir siyaset yolunun açılması ihtiyacı ise orta yerde duruyor.

Aslına bakılırsa bu toplumcu siyaset çağrısı bölgenin üç ana milliyetçilik akımından muzdarip Kürtlerin temsilcilerinin bir bölümü tarafından uzun süredir dillendiriliyor. 1990’lara kadar uzandığımızda Kürtler içerisinde bağımsız bir devlet arayışı yerine Demokratik Ortadoğu Federasyonu’nun bir arayış olarak izlerini görebiliyoruz. 2000’li yıllara gelindiğinde kendini çok daha ileri düzeyde teorize eden bu söylem kendisine Suriye Kürtleri arasında küçük bir pencere açmış görünüyor.

Barzani yönetiminin izlediği dış müdahaleyle ulusal diktatörün devrilmesine destek vererek geç kalınmış kapitalistleşme ve uluslaşma trenine atlama yolunun aksine, diğer ülkelerdeki ana Kürt yapılanmalarının uluslaşmayı kapitalist ulus-devlet modelinin dışında arayan, sınırları değiştirmeyi gündeminden çıkarıp var olan ülkeler içerisinde alttan örgütlenmelerle dış müdahaleye dayanmadan demokratikleşmeyi sağlamayı hedefleyen bir politik söylem ve pratik içerisinde olduğunu bir süredir görüyoruz.

Bu yaklaşımın Suriye Kürtleri arasındaki hayat buluşu ise hem ulusal baskı rejimlerinin hem dış müdahale tehdidinin hem de kendi içlerindeki Irak modelini örnek alan kısa yoldan kapitalist kalkınma yoluna girmek isteyen yerel güçlerin bir anda kuşatması altına alınmış durumda. Şimdilerde bu ilk özgün yerel deneyimin ne kadar süreceği, hikâyesinin nasıl yeni deneyimler yaratıp nerelere varacağı dünya gündeminde önemli yer tutuyor.

Şüphesiz ki Ortadoğu’da mevcut yapılarla devam edilemeyeceği gün gibi ortada. Günümüz kapitalizminin 20. yüzyılın ikinci yarısındaki gibi demokrasi taleplerini karşılamaktan uzak olduğu da aşikâr… Kapitalizmin beraberinde demokrasi getireceğine dair hegemonya çökmüş durumda…

Bu şartlar altında bir yandan  Kemalist Türk milliyetçiliğinin pasif devrimle tasfiye edilip şekli dönüşümlere uğradığı, Türkiye’nin ABD’nin truva atı rolüne de bürünerek kendini Neo-Osmanlı politikası ile kapitalist Ortadoğu’nun öncü gücü yapmaya çalıştığı, diğer yandan  Baasçı Arap milliyetçiliklerinin dış müdahalelerle devrildiği ya da devrilmeye çalışıldığı bu politik atmosferde dönüşümün demokratik olmaktan uzak, kapitalist bir yönde olacağına dair emareler oldukça fazla.

Bu tarz bir dönüşüm sonucunda eski ulus devlet yapılanmalarının yerini birbiri ile ilişkili federal yapılara bırakması muhtemel görünüyor. Bunun emarelerini Irak müdahalesi sonucu oluşan yapıda ve Suriye krizi öncesi Türkiye’nin bölge ülkeleriyle geliştirdiği işbirliğinde görmüştük.

Egemen devletler bu denli hazırlıklı, toplumcu güçler ise bir o kadar zayıfken sadece demokratik Kürt yapılanmalarının etkinliğiyle bölge genelinde demokratik-sosyalizan bir dönüşüm beklemek pek gerçekçi görünmemekte.

Buradan hareketle bölgenin demokratik dönüşümü başka bir bahara kalmış gibi görünse de kimi mikro gelişmelerin ilerisi için umudu içinde barındırdığını da söylemek lazım.


Ahmet Kaya'nın "Ortadoğu" adlı parçası




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder