7 Ekim 2012 Pazar

Teoride ve Pratikte Gaziantepspor (3)


Teoride ve Pratikte Gaziantepspor (3)



Liverpool’u 15 yıl çalıştırmış efsanevi teknik direktör Bill Shankly’nin “Futbol bir hayat memat meselesi değildir, ondan çok daha önemlidir.” diyerek açıkladığı bu “oyun-ötesi oyunu” nasıl bu hale getiriyorsunuz anlamak zor…

 Futbolunuz/futbolumuz yeni yetme GSM firmaları gibi yetersiz, kısır, gelgitli, sinir bozucu kaç haftadır…

Trabzon maçının ilk yarısında neredeyse elimize el feneri alıp sahaya “futbol/futbolcu” aramaya inecektik ki ikinci yarı kenar yönetiminin de müdahalesiyle “Çanakkale geçilmez”e dönen 1915 model futbolunuzdan haz almadık; ama 3 puanı bir parmak bal saydık… O maçta İbricic’in küfür soslu tepkisine kırmızı çıkaran hakeme: Eline sağlık…

Hikmet Karaman ve "Şifo" Mehmet maçtan önce...
“Yerli” teknik adam tahammülsüzlüğü hastalığından “muzdarip”, her “Türk” futbolu yöneticisi gibi kendilerini “futbolun alleme-i cihan”ı sanan Kasımpaşa yönetiminin egolarını tatmin ed(e)mediği için geçenlerde gönderilen Metin Diyadin’in takımı Kasımpaşa’dan üç gol yemek de keder ötesiydi bizim için…

Trabzon maçının tamamındaki oyun, “futbol”la ne kadar alakalıysa Beşiktaş maçının ilk yarısındaki oyun da o kadar “futbol” sayılabilirdi ancak… Lakin maçın ikinci devresinde Hikmet Karaman’ın attığı zar, düşeş gelip son dakikada da Orhan Gülle’nin şapka çıkarılacak cinsten harika golüyle alınan 3 puan ve ötesinde ikinci 45’te sergilenen oyun gelecek maçlar adına bizleri ümitlendirmişti.

Devamındaki maçta sergilenen (Bursa deplasmanında) istekli oyunu, takımın kazanma çabasını; Hikmet Karaman’ın artık işleri yoluna koyduğunun emareleri olarak not ettik kenara…  

Ancak Dostoyevski’nin “Gerçek, her şeyin babasıdır.” diskuru Antalyaspor maçında bir kez daha yüzümüze tokat gibi çarptı. Futbolun bir oyun olmaktan çıkarılıp kendi taraftarı için bir işkence aleti haline nasıl getirileceğine dair önemli “dersler” içeren karşılaşmanın Gaziantepspor aleyhine Lamine Diarra’nın tek golüyle bitmiş olmasına duacıyız.

Hikmet Karaman’ın saha kenarı performanslarına bir iki cümle: Trabzon ve Beşiktaş maçlarının kazanılmasında H. Karaman’ın saha kenarındaki çabası, yönlendiriciliği, kenar çizgisinde –neredeyse- sahadaki oyuncular kadar ter dökmesi dikkatimizi çekerken Sivas ve Antalyaspor maçlarındaki durgunluğu da o kadar dikkatimizi çekti.

Gaziantepspor 0 - Antalyaspor 1 (Gol: Lamine Diarra)
Maç sonrası tribünlerde yaşananlar, özellikle Gençlik 27 grubu açısından her zamanki gibi geç kalmış tepkilerdi. “Hay sizin oynadığınız oyuna” serzenişlerinin ötesinde Kızıl yönetimini hedef alan, futbolculardan bir kısmının da (özellikle Turgut Doğan Şahin) tepkilerden nasiplendiği görüntüler vardı.

Tribünlere uzun zamandır seyirci/taraftar çekmekte sorun yaşayan, dahası gördüklerimizden anladığımız kadarıyla da böyle bir derdi olmayan İbrahim Kızıl yönetiminin “şapkayı önüne koyup düşünme”nin ötesine geçip “şapkayı alıp gitme” vakti çoktan geldi. Baksanıza, ligin ilk maçı (Sivasspor) tribünde taraftar yok, Trabzon ve Beşiktaş’la oynuyorsunuz tribünler hikâye… Teknik kadroya verilen sözlerin karşılığı yok, taraftarla diyalog hak getire, “yeni” stadyum yalanı orta yerde… Beşiktaş’la oynuyoruz, skorboard çalışmıyor… “Nerden baksan, nerden tutsan elinde kalır” bir durum…

Gerçi, İbrahim Kızıl yönetimi 6 sezondur işi iyice öğrendi, onlar da “ustalık” dönemlerini yaşıyorlar. “Takım, devre arasına kadar hele gitsin” modundalar yine… Kaç sezondur olan bitene bakınca “Devre arasında –tabiri caizse- hocayı kafalarız, gerekli birkaç nokta transfer yapar, bu sezonu da kurtarırız” anlayışı İbrahim Kızıl yönetiminin maalesef temel “felsefesi” haline geldi.

Son günlerin “meşhur” futbol mavrasıyla bitirelim bu haftayı: “Söyle Samet, yazdıklarımızda/söylediklerimizde yalan var mı?..“

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder