27 Temmuz 2013 Cumartesi

Yaşasın Bağımsız Kitabevleri!

Murat Menteş

Yaşasın Bağımsız Kitabevleri!


Sen ne güzel bulursun / Gezsen Anadolu'yu



[ÇOCUK ŞARKISI] İKİ DON KİŞOT
Gaziantep'te uçaktan iniyoruz.
Bizi, 1980'lerin İngiliz polisiye dizisi Profesyoneller'deki dedektiflere benzeyen iki adam karşılıyor:
Fırat Küçük ile Veysel Kaygusuz. Don Kişot Kitabevi'nin karizmatik şefleri.
Veysel Bey hikayeler yazıyor. Sordum, geçiştirdi.
Bir gün önce yumurta büyüklüğünde dolu yağmış.
Otomobillerin camları patlamış, sokak kedileri ölmüş, kuşlar gökten düşmüş…
Antep'te tabii felaket tabii karşılanıyor.
Fıratların evinde o güne dek dünyada pişirilmiş en leziz yemeği yiyoruz.
Sofradan on kilo alıp kalkıyorum.
Artık başka biriyim.
19. yüzyıl Fransa'sına ışınlansam, Balzac'la tahterevalliye binebilirim.

SOKAK, KİTAP VE KAHVE
Yeliz-Sinem ikilisi, Mersin'e şahane bir mekan açmışlar: Sokak Kitap ve Kahve Evi.
Benden bir iki hafta önce Emrah Serbes, ardından Murat Uyurkulak uğramış.
Anneler Günü. Ve herkes bana hediyeler veriyor.
SEYFİ KARAHAN FENOMENİ
Adana Garı'nda buluştuğumuz Seyfi Karahan'a anında kanım kaynıyor.
Karahan Kitabevi'nin yanı sıra Karahan Yayınevi'ni kurmuş.
Erman Artun gibi kıymetli akademisyen yazarların, halkbilimine dair eserlerini neşrediyor.
Şimdiden 200 kitaba ulaşmış!
Çok sayıda da şiir kitabı yayınlamış.
Seyhan Nehri kıyısında tapınak benzeri bir restorana götürüyor bizi.
Birkaç macerasını anlatıyor.
Alex de la Iglesia'nın filmleri gibi.
Karahan'da, 17 yaşında bir genç, bana şiirlerin gösteriyor. Olağanüstü…
'KAYSERİ'YE HOŞGELDİNİZ'
Kayseri'ye bir indik, tüm şehir 'Hoş geldiniz' yazılı afişlerle donatılmış.
Meğer, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül teşrif ediyormuş.
Binlerce 'Hoş geldiniz'den birkaçını ister istemez üstüme alındım.
Ayhan Bey'in Kıvılcım Kitabevi tarihî bir medrese binasının içinde.
Sağ kolu Turgut Reis'le spagetti western'lerden bahsediyoruz.
Akşamüstü, Halil Tekiner'le tanışıyoruz. Eczacılık ve edebiyatı bir arada ele alan harika kitapların yazarı.
Utku Bey ise toplam üç cümle konuşarak bizi kendine hayran bırakıyor.
20 bin kitaptan müteşekkil kişisel kütüphanesinden sessizce bahseden gizemli centilmeni de unutmayalım.
Arada, Onur Ünlü'nün adı geçiyor. Kayseri'ye benden önce uğramış.
ANADOLU'NUN MÜTHİŞ ENTELEKTÜELLERİ
Diyeceğim, Anadolu'da müthiş entelektüeller yaşıyor.
Bekir İşlek, Faruk Elhan, Hakan Alpin, Ali Tavşancıoğlu… gibi benzersiz nice yazarlardan söz ediyorum.
Bağımsız kitabevleri kuruyorlar.
Harıl harıl kitap okuyor ve yazıyorlar.
Anadolu'daki muazzam entelektüel birikim ve hareketliliğin yeterince farkında değiliz.
Onlar bizi ezbere bilirken, biz onları hemen hiç tanımıyoruz.
Kitap eklerinde, dergilerde, gazetelerde, ekranlarda bu hazinelerin ışığı yansımıyor.
Üç roman yazıp Anadolu'ya, okurlarımla buluşmaya gidince, aralarında otuz kitap yazmış kişiler görmek beni şoke etti.
***
Beşiktaş'ta bir kafeteryada Emrah Serbes, Murat Uyurkulak ve Onur Ünlü'yle oturuyoruz.
Heyecanla, Anadolu şehirlerini anlatıyorum.
Emrah: 'Bağımsız kitabevleri gibisi yok.'
Onur: 'İstanbul'da bulamadığın kitapları orada buluyorsun.'
Murat Uyurkulak: 'Diyarbakır'ı özledim.'

Not: Bu yazı 24 Mayıs 2013 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayımlanmıştır.

4 Temmuz 2013 Perşembe

Tolstoy mu, Dostoyevski mi?

Tolstoy mu, Dostoyevski mi?


Neredeyse iki yüz yıllık soru. Ama edebiyat insanlarını hâlâ ilgilendiriyor.
Sonuçları da anlamlı.
Sanat söz konusu olduğunda anket yapmak biraz saçma, biliyoruz. Sanatın ampirik birtakım standartlara, düzenlemelere göre kesin bir şekilde değerlendirebileceğini varsayar anketler. Ama biz biliyoruz ki, kimse neden bir kitabı öbürüne yeğlediğini ya da bir ressamı öbüründen daha çok sevdiğini kesin bir biçimde formüle edemez. Aşk bir bilim değildir.

tolstoydostoicsayfa1

Ama yine de, onları fazla ciddiye almamamız gerektiğini unutmazsak, anketler eğlenceli olabilir. The Millions’ın köşe yazarı Kevin Hartnett da çok da yeni olmayan “Tolstoy mu, Dostoyevski mi?” sorusunu böyle bir anket aracılığıyla cevaplıyor.

George Stenier’ın tam da bu konuyla ilgili yazmış olduğu Tolstoy or Dostoyevski adlı çalışmasından yola çıkan Hartnett, 19. yy Rus Edebiyatı üzerine uzmanlaşmış sekiz kişiye ulaşarak fikirlerini sordu.

tolstoydostoicsayfa2

Tolstoy için, “Destan geleneğinin en büyük mirasçısı”; Dostoyevski içinse, “Drama söz konusu olunca Shakespeare’den sonraki en büyük isim” diyen Steiner’ın dışındaki uzmanlardan birkaçının konu hakkındaki görüşleri şöyle:



Ellen Chances, Rus Edebiyatı Profesörü, Princeton Üniversitesi

Asıl sorulması gereken sorunun “kim daha iyi değil, Tolstoy ya da Dostoyevski okumak ile ne öğrenirim” olması gerektiğini söyleyen Ellen Chances, iki yazarı da çok sevdiğini ve ikisinden de farklı şeyler öğrendiğini dile getiriyor. Karamazov Kardeşler ve Anna Karenina romanları üzerinden karşılaştırma yapan Profesör Chances, Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’de Tanrı’nın olduğu bir dünyada masum çocukların nasıl acı çekebildiğini, Tolstoy’un ise Lenin karakteri üzerinden hayatın anlamını sorguladığını belirtiyor.
“Sonuç olarak iki yazarın da vardığı sonuç hayatın anlamının saf bir entelektüel çaba, zihin gücü ile anlaşılamayacağı, hayatın düz bir çizgide ilerlemeyen ritmine ayak uydurmak gerektiği oluyor.” İki yazarın farklılaştıkları noktalar ise karakterlerini oturttukları psikolojik zemin. “Tolstoy karakterlerini sosyal bir grup içinde resmeder; o grup içerisinde öbürleriyle kurduğu ilişki üzerinden kurgular. Dostoyevski ise bireyin iç dünyasını sorgular. Tolstoy’un romanlarında sıradan insanların başına ekstrem şeyler gelir. Dostoyevski ise sıradan insanın içinde barındırdığı aşırılıkları sergiler.”
Profesör Chances değerlendirmesini şöyle bitiriyor: “İki yazar da beni hayatla ilgili bir şeyleri sorgulamaya teşvik ediyor. Ama sonuç olarak ikisi de hayatın kendisinin, sorgulamasını yapmaktan daha değerli olduğunu gösteriyor.”

Chris Huntington, Mike Tyson Slept Here romanının yazarı

Kim daha iyi bilmiyorum ama ben Dostoyevski’yi daha çok seviyorum diyen Huntington şunları söylüyor: “Tolstoy okumak beni başka bir dünyaya ışınlıyor. Dostoyevski okumaksa bu dünyadayken bana kendimi canlı hissettiriyor. Birine sinirlendiğimde Karamazov Kardeşler’den cümleler üşüşür aklıma. Tolstoy’un kitabını bitirince ise rütbeler, serfler ve Anna Karenina gibi etkileyici kadınların olduğu o büyülü dünyadan çıkıp kendi evime, çamaşır ve bulaşık makinesi gerçeklerinin olduğu dünyama geri dönerim. Belki de Dostoyevski’yi sevebilmek için büyümek gerekiyordur. Biraz olgun bir sevgiyi hak ediyor Dostoyevski. On sekiz yaşındaki ben Suç ve Ceza’yı okusam anlamazdım eminim. Anlayabilmek için pişmanlıklar gerekli belki de.”

Andrew Kaufman, Understanding Tolstoy kitabının yazarı ve Slav Dilleri ve Edebiyatı Profesörü, Virginia Üniversitesi

Benim tercihim Tolstoy’dan yana diyor Kaufman. Bunun nedeni Tolstoy’un sanat üzerine söylemiş olduğu sözlere Kaufman’ın da katılması. “Hayatı her türlü tezahürü içinde sevdirebilmeli sanat; hatta insanları buna mecbur etmeli,” diyen Tolstoy’un romanlarının bunu başarabildiğini, fakat Dostoyevski’yi bu konuda başarısız bulduğunu belirtiyor.
“Dostoyevski bireyin içindeki psikolojik parçalanmayı resmetmiştir. Modern hayat deneyiminin kişiyi ne kadar yalnızlaştırabileceğini, ideallerin ya da fikirlerin insanı nasıl ele geçirip parçalayabileceğini anlatmıştır. Fakat hayatın her haliyle sevilebilir olduğunu göstermeye çalıştığında, başarısız olmuş, fazla romantik ve hayalperest bir sonuca ulaşmıştır. Dostoyevski mutluluk için adeta yıldızlara ulaşmamız gerektiğini bize söylerken, Tolstoy gerçek hayatın mükemmellikten uzak yapılarında bile mutluluğu bulabileceğimizi söyler. Anna Karenina’da mükemmellikten oldukça uzak olan Kitty ve Lenin’in evliliği, bunun bir örneğidir.

Kaynak: http://www.notosoloji.com/promotion/tolstoy-mu-dostoyevski-mi/