9 Ağustos 2014 Cumartesi

CB seçimlerine dair

CB seçimlerine dair


Bölüm 1) 

Bugün olup bitenlere baktığımızda 2002 seçimlerinden bu yana günümüz Türkiye toplumu olarak iki cendere arasına sıkıştırıldığımız iddia edilebilir:

Birisi, neo-İslamcılar diye de adlandırabileceğimiz Anadolu’nun muhafazakâr ve dindar geleneklerini taşıyan, modernist çizgiler de barındıran; aynı zamanda Müslüman orta ve yoksul sınıfları bir araya getiren ve çoğunlukla AKP etrafında kümelenen anlayış.

Bu çevreler, CB seçimlerinde, malum, Recep Tayip Erdoğan’ın adaylığı etrafında toplanıyor. Bir dönem bürokratik Türk-İslamcı statükoya ve Kemalist-askeri vesayete karşı mücadele ettiğini, “ileri” demokrasi mücadelesi verdiklerini söyleyerek bugüne kadar kendilerini iktidarda tutmayı başaran bu çevreler, bugün gelinen noktada bizatihi anti-demokratik uygulamaları ve nefret söylemi ile toplumsal kamplaşmayı derinleştirici bir tutum içerisine girerek karşı oldukları, mücadele ettikleri statükonun ve vesayetin kendisine dönüştüler.

Bu nedenle, CB seçimleri dolayısıyla gündemleştirmeye çalıştıkları “Yeni Türkiye” söylemi; paketi janjanlı, renkli, albenili; ancak içeriği itibariyle “eski” Türkiye’ye ait, son kullanma tarihi çoktan geçmiş teorik ve pratik “alışkanlıklarla” dolu.

Diğeri ise, kendilerini Mustafa Kemal’in laik ve cumhuriyetçi mirasının bekçileri olarak gören, geleneksel şehirli CHP-MHP ve askeri yapıyı temsil eden TSK etrafında var olmaya çalışan “endişeli” modernist anlayış.

Bu çevreler de CB seçimlerinde Ekmelettin İhsanoğlu’nu Çankaya’da görmek istiyor. “Eski” Türkiye’nin devamından yana olan, Türk-İslamcı bürokrasi ile Kemalist vesayetçi ordunun bir nevi “eş-başkanlığında”, “Enverci” bir refleksle “kaybedilen kalelerin yeniden fethedilmesi” hayalini kuruyorlar ve CB seçimleri dolayısıyla bu hayal uğruna, bir dönem kanlı bıçaklı oldukları (Ergenekon ve Balyoz davaları) Gülen Cemaati’yle de yan yana geldiklerini bir kenara not edelim.

Daha önceki yazılarımızda da vurgulamaya çalışmıştık, topluma sundukları gelecek/reva gördükleri muamele bakımından bu iki yapının birbirlerinden farklı olmaları şöyle dursun; bu yapılar geçmişten günümüze birbirini besleyen, temiz olmaktan uzak, siyaset kültürlerini birbirine aktaran bir pratiğin içinde oldular. Yakın dönem Türkiye tarihi objektif olarak okunduğunda (özellikle 1950 sonrası) ne söylemek istediğimiz daha iyi anlaşılabilir sanırım.

        Üç dört yıl önce,  Sabah grubunu yöneten Dinç Bilgin’in çeşitli medya kuruluşlarına verdiği röportajlardaki “günah çıkarma” seanslarını izlemiştik. Hatırlayalım: “Hayatım boyunca İzmir ve İstanbul dışına çıkmayışıma rağmen, hayatımda Kürt ya da Alevi neredeyse hiçbir insan tanımamışken, onlar hakkında ordu içindeki bazı unsurların baskısı ile yanlı/taraflı birçok manşet attım, çok günaha girdim. O dönemde siyasetçilerden çok, generallerden çekinirdik ve çok uyarı alırdık.”

Evet, yukarıdaki alıntıda yer alan “ordu, general” sözcüklerinin yerine “AKP- Recep Tayyip Erdoğan” kelimelerini koyarak tekrar okuduğumuzda “eski” Türkiye ile “yeni” Türkiye arasında “ÖZ”e dair bir şey değişmediğini, AKP’nin “sivil Kemalizm” den başka bir şey olmadığını görüp anlayabiliriz.

Bugün karşı kutuplarda yer alan bu iki yapının 12 Eylül öncesi ortak düşman ilan ettikleri devrimciler, sosyalistler, komünistler, Aleviler, Kürtler ve diğerlerine karşı nasıl ittifak yaptıklarını da unutmamak gerekiyor.

Bölüm 2)

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan politik duruş, bu iki yapının siyaset yapma biçimini de reddeden, toplumsal dinamiklere dayanan, teknolojinin insanlığı getirdiği aşamadan da faydalanarak doğrudan/radikal demokrasi yöntemlerini kullanıp yeni bir siyasetin, toplumcu bir siyasetin ağlarını örmektir.

Peki, Türkiye toplumu buna hazır mı?.. 

CB seçimleri vesilesiyle Türkiye toplumunu yukarıda özetlemeye çalıştığımız geleneksel anlayışlara mahkûm etmeyen, alternatif bir siyaset, gelecek anlayışıyla “Yeni Yaşam” çağrısı yapan Selahattin Demirtaş çizgisi, “güzel bir ihtimal” olarak umut olmanın işaretlerini barındırıyor.

“Radikal demokrasi, barış, herkes için adalet, inanç özgürlüğü, ekolojik toplum, örgütlenme” gibi diğer iki adayın aklının ucundan dahi geçmeyen ilkeleri ile kadına, çocuğa, gençliğe, sistemin ezdiği erkeğe, LGBTİ bireylerine dair söylemleriyle tünelin sonunda ışık görmemizi sağlayan, politik duruşuyla “ortak vatan”da özgür ve onurlu yurttaşlar olarak bir arada yaşayabileceğimize inancımızı tazeleyen bir CB adayı olarak Selahattin Demirtaş önemli bir toplumsal-siyasal aktör olarak yer alıyor.





 
CB seçimleri gösterdi ki seçim, bir makama kimin sahip olup o koltuğa kimin oturacağından ibaret değil; geleceğin, yarının nasıl olmasını istediğimize dair bir tercih.



Sunay Akın’ın dediği gibi: “Tarih dediğin, aslında yarının ta kendisi…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder